Sayfa yolu
Deprem bölgesindeki seçmene kızma kolaycılığı ve siyasetin görevi
Yayın Tarihi: 18.05.2023 , 07:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12
*Hukukçu/Akademisyen
İçinde bulunduğumuz koşullarda kimse, siyasal değişimin kolay olacağını, "kolay bir zaferi" beklemiyordu şüphesiz. Ama sonuçlar beklenenin de çok dışında, hepimizi şaşırtacak (!) şekilde gerçekleşti. Toplum, yorgunluk, yılgınlık içinde, hayal kırıklığı ve öfkeye kapıldı. Ancak, adil koşullar altında yapılmayan, şaibelerle dolu manipülatif bir seçim süreci ve "şaşırtıcı" sonuçlardan dolayı hiç kimse ve hiçbir kesim, deprem bölgesi halkına kızma, öfkelenme 'aymazlığına' ve “suçu onlara yükleme” kolaycılığıyla davranma hakkına sahip değildir ve olamaz!
Bizlere düşen; bu 'anlaşılabilir', ancak asla haklı olmayan; ahlaki, vicdani, siyasal ve sosyolojik olarak hiçbir meşruiyeti bulunmayan tepkilere takılmadan, yanıt dahi vermeden ve moral bozmadan; sükunet ve kararlılık içinde, azimle ikinci tur için; bu turda daha çok katılımın sağlanması, sonuçların sağlıklı sayılması ve halka anında doğru bilgi verilmesini sağlayacak şeffaf bir sistem oluşturulması için çalışmak ve kazanmaya odaklanmaktır.
Öfkeye ve deprem bölgesi insanlarını sonuçtan sorumlu görme körlüğüne kapılanlar, kapıldıkları kolaycılığın ötesine geçmeli; yirmi bir yıllık hegemonik iktidarında AKP'nin YARATTIĞI DÜŞÜNSEL, ALGISAL, İNANÇSAL; SİYASAL, SOSYOKÜLTÜREL ANLAYIŞI ve bu anlayışın kurumsal şekilde - sürecin tüm sorunlarına karşın - "çözülmeden" sandıkta oya dönüşmesini sağlayan koşulları kavramak, bunların değişmesi için kimlerin neyi ve nasıl yaptığını ya da yapmadığını düşünmek, kendisinin, toplumsal kesim ve kurumların bundaki payını görmek ve düşünmek, bunları değiştirme gerekliliğinin bilinciyle davranmak zorundadır!
Değişimin karşısındaki yapıyı çözümlemek ve siyasetin görevi
Bu ülkede, değişimi isteyenler öncelikle şunları görmelidir!
Değişimin karşısında; yirmi bir yıllık devletleşmiş bir parti; emniyetten, sağlığa, üniversiteden kışlaya, okuldan, camiye her yere hakim olan 'partileşmiş bir devlet yapısı' var!
- Değişim karşısında; varlık fonları, bankaları, fabrikaları, limanları, vakıfları, hazinesi, işletmeleri, borsaları ile birleşmiş bir sermaye gücü ve uzantıları, devletin tüm, mali, ekonomik, finans gücünü elinde tutan ve içinde tarikat ,cemaat ve mafya ile işbirliğine uzanan ilişkilerle örülü bir yapı var!
- Değişim karşısında; sürekli korku yayan, nefret söylemi ve ötekileştirme ile halkı bölen, muhalif her kesimi gerçek olmayan ithamlarla "kötü ve düşman" gösteren ,medyayı ve algıyı korkuyu harekete geçirmek için kullanan ve oluşan korkuyu yöneten bir anlayış var!
- Değişimin karşısında; bugüne kadar, islami siyaset ile neoliberal yapı arasında niteliği kendine özgü bir ilişki, ‘bir eklemlenme biçimi’ oluşturan, siyaseti liberalleştirirken, toplumsal yaşamı muhafazakar bir zeminde yeniden yapılandırmayı başaran, otoriter hale getirdiği siyasal düzene verilen toplumsal rızanın inşasında daima din ve belli bir inanç sistemini kullanan, Siyasal İslam temelli dinsel bilgi üretimi ve paylaşımını kendi eline alan, merkezileştiren, mekan ve zaman boyutuyla, kamusal ve özel tüm alanlara yayan, Diyanet İşleri Başkanlığı, müftülükler, vakıflar, camiler, tarikatlar, kuran kursları vb. siyasal ve kültürel bir hegemonya kuran ve toplumun duygu ve inanç dünyasını yönlendiren bir erk var!
AKP bugüne kadar, bu hegemonik üstünlük içinde, halkın etnik, dinsel, mezhepsel, cinsel aidiyetlerini, felsefi düşünüş, ideolojik ve siyasal farklılıklarını nefret söylemine dönüştürdü. Bu karşıtlıkları, toplumsal alanda görünür yapan keskin duygusal ve algısal sınırlar oluşturdu, "öteki görülen ve gösterilenlere" karşı sürekli kışkırttı. Halk arasında biz /onlar karşıtlığını, siyasi hasımlar arasındaki bir siyasal cepheleşmeye göre değil, görünümde sağ ve sol arasındaki mücadeleyi aşar şekilde; (biz) doğru / (bizden olmayan) yanlış ; (iyi) biz/ (bizden olmayan) kötü arasındaki bir mücadeleye dönüştürdü. Bu çerçevede, muhalif kesimlerin hepsini yok edilmesi gereken birer düşmana dönüştürdü!
Böylece, ideolojik temelleri, siyasal niteliği ve eylemliliği, geleneksel anlayış ve ritüelleri, sosyolojik (merkezde bulunanlar/ ‘merkezden dışlananlar’ söylemi) ve kendine özgü sınıfsal özellikler de taşıyan bir toplumsal tabaka, çözülmesi zor bir seçmen kitlesi oluşturdu.
Her seçim döneminde, özdeşim içinde olduğu bu kitleyi harekete geçirecek ve onları tahkim edecek şekilde; toplumun bütününe ait "vatan, bayrak, millet, din" değerlerini işgal etti, kendi politikası doğrultusunda araçsallaştırdı! Kendisine muhalif olan tüm kesimleri, “vatana, bayrağa, dine” karşıymış gibi gösterdi! Göç politikası uluslararası savaş ve krizleri ile oluşan "güvenlik sorununu" da katarak, oluşturduğu bu korkuya karşı "istikrar ve güven kaynağı olduğu" algısını oluşturdu.
Derin toplumsal eşitsizliklerin, işsizlik ve yoksulluğun ağırlığında yaşamakta olan halk ile siyaset yoluyla kurması gerekli bağı bu duygular, din ve inanç üzerinden kurdu! Bu kitleleri, ranta dayalı, üretimden ve adil paylaşımdan uzak, çıkarların paylaşımını sağlamaktan ibaret bir ekonomiye, sürekli muhtaçlık durumu ve sosyal yardımlarla eklemledi!
İktidarın kitlelerle kurduğu bu duygusal, algısal, inançsal boyutlu siyasal özdeşim, siyaset sosyolojisi, siyaset felsefesi, devlet teorisi metodolojisiyle analiz edildiğinde de görüleceği üzere, ekonomik ve sosyal eşitsizlikler, yoksulluk, emek sömürüsü, doğal kaynakların yağma ve talanı, kadınlara, çocuklara, hayvanlara şiddeti ve istismarı, düşünce ve özgürlüklere, farklılıklara baskıyı, cinsiyetçi anlayış ve nefret söylemini görmez ve ondan bağımsızdır! Bu kitle, yaşam, düşünme ve algılama biçimlerini değiştirecek koşullar ve bu koşulları sağlayacak inandırıcı politikalar ve onları bu doğrultuda harekete geçirecek araçlar oluşturulmadıkça, bu bağlılık ve bağımlılıkla hareket edecekler ve tercihlerini özdeşim içinde olduklarına inandıkları yönünde yapacaklardır!
Siyasetin görevi, buna kızmak, yargılamak değil, bu kitlelere özdeşim kuracakları demokratik yeni pozisyonlar sağlamaktır! Dolayısıyla seçimler kazanıldıktan sonra, Türkiye’de siyasetin halkla ilişkisinde izlediği popülist çizgiyi aşacak, halkın isteklerini yerine getirmek yanında, toplumsal bütünlüğü yeniden üretebilecek ve toplumsal alandaki sosyal, ekonomik kültürel, ideolojik vb. çelişkileri, bölünmeleri aşabilecek inandırıcı program ve araçlar ortaya koyacak, bunları eksiksiz uygulayacak bir siyaseti oluşturmak, oluşturulmasını sağlamak görevi, acil olarak önümüzde duruyor!
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
