Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Deniz Göktaş gözaltısı sonrası yeniden konuşulan dosya: Sevim Tanürek cinayetinin üzeri nasıl örtülmüştü?

Komedyen Deniz Göktaş’ın gözaltına alınması sonrası Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’ın ölümüne neden olduğu sanatçı Sevim Tanürek'in dosyası bir kez daha gündeme geldi. Peki, neydi bu dosya ve nasıl kapatılmıştı?

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 02.07.2026 , 23:14 Güncelleme Tarihi: 02.07.2026 , 23:17

Bilinen öyküsü oldukça kısa, bıraktığı iz ise hayli fazlaydı Sevim Tanürek’in.

1950-1959 yılları arasında TRT Ankara Radyosu'nda çalıştığını, sahne çalışmaları yaptığını ve 45'lik plaklar doldurduğunu biliyoruz. Bir de "Hicran" isminde bir albümü olduğunu.

Bu albüm ve ismin hafızalara acı şekilde kazınmasına neden olan olay ise bundan 28 yıl önce yaşandı.

11 Mayıs 1998'de yayalar için yeşil ışık yandığı sırada karşıdan karşıya geçerken süratle kendisine çarpan bir araç tarafından metrelerce sürüklendi.

Beş gün sonra tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.

Aracın sürücüsü Burak Erdoğan’dı, dönemin İBB Başkanı Erdoğan’ın oğlu.

Kaza sonrası olay yeri, itfaiye ekipleri tarafından bir güzel silindi, hiçbir delil bırakılmadı.

Sonrası mı?

Burak tutuklanmadı tabii...

Mahkemelere dahi katılma gereği duymadı.

İlk raporda 8'de 5 kusurlu bulundu, ancak devreye lehe rapor yazacak başka bir isim girdi.

Bu müdahalenin ardından yeşil ışıkta karşıya geçmeye çalışırken öldürülen Tanürek 8'de 8 kusurlu bulundu.

Tanürek’i kusurlu bulan raporu hazırlayan ismin yükseliş öyküsünü yıllar önce soL’da aktarmıştık.

O dönem yaptığımız haberlerin hepsi erişime engellemiş, soL bu haberlerden dolayı yargılanmıştı.

Peki, 28 yıl sonra nereden çıktı bu hatırlatma?

Komedyen Deniz Göktaş, “Ölü Deniz” adlı gösterisinde bu dosyaya da kısaca değinmesinin ardından soruşturma konusu oldu. 

Soruşturmanın ardından "en sevdiğim şakam, nedense pek paylaşılmadı" dediği gösterisine dair kesit de bu yaşananlarla ilişkiliydi.

Bugün gözaltına alındıktan sonra öğrendik ki "cumhurbaşkanına hakaretten" de suçlanmış, yani bu konu da hakkında suçlama konusu yapılmıştı.

Erişime engellenmeyen yandaş medya arşivinden okuyalım...

Üzerinden 28 yıl geçen bu dosyaya ilişkin aralarında soL’un da bulunduğu çok sayıda haber sitesinin içeriklerine erişim engeli ve sansür geldi. 

Şimdilerin yandaş gazetesi Hürriyet’te bundan 25 yıl önce yer alan bir yazı ise belli ki gözden kaçmış.

O yazıdan uzunca bir alıntıyı okurlarımızla paylaşmak istiyoruz.

Emin Çölaşan’ın Sevim Tanürek'in eşi Ahmet Tanürek ile görüşmesini aktardığı yazının ilgili bölümü her şeyi anlatıyor aslında:

‘‘Tayyip'in oğlu kırmızı ışıkta hızla geçiyor. Peşine siren çalarak ekip takılıyor. Kaçarken, yaya geçidine 5 metre kala eşime çarpıyor. 30 metre sürüklüyor. Eşim 6 gün sonra vefat etti.

Yakalandığında polislere Tayyip'in oğlu olduğunu söylüyor. Zaten o andan itibaren her şey değişti. Karakola gittik, çocuğun ehliyetini sormuyorlar. Polislere bunu hatırlattığımızda ‘Siz ukalalık etmeyin, biz ne yapacağımızı biliriz' dediler.

Kazadan hemen sonra caddemize belediye arazözleri geldi. Tarihte ilk kez, caddemiz baştan aşağı yıkandı. 35 metre fren izi vardı ve her şeyi bir anda yok ettiler.

Çocuğun ehliyeti yoktu. Kazadan sonra, üç ay önce verilmiş gibi ehliyet düzenlediler.

Mahkeme başladı, çocuk bir kez olsun gelmedi. Babası tarafından yurtdışına gönderilmişti! Ama Tayyip'in adamları hep oradaydı. Karımın hakkını ararken bir şey söylediğimizde dirsek yedik, tehdit edildik, tacize uğradık.

Hákime çocuğun ehliyeti olmadığını, kazadan sonra babasının forsuyla düzmece ehliyet verildiğini söylediğimizde ‘Ne demek yani, siz koskoca belediye başkanını sahtecilikle mi suçluyorsunuz' diye azar işittik. Sakin bir insanımdır ama o anda elimde bir şey olsaydı, kafasına fırlatırdım.

Olayın oluşunu gören tanıkların hepsi tehdit edildi ve korkutuldu. Buna bir yakınımız dahildir. Sadece bir tek genç kız tanıklık yapmakta direndi. Fakat işin rengi değişmişti. Başına iş gelmemesi için ona da tanıklık yaptırmadık. Şişli karakolunda çocuğun ehliyetini sormayan polislerin ve sahte ehliyet veren trafikçilerin aileleri dava görülürken defalarca gelip yalvardılar, işin üzerine gidersek kocalarının görevine son verileceğini, aç kalacaklarını söylediler. Onlardan da şikáyetçi olmadık! Kapımızda her gün belediye araçları durur, Tayyip'in adamları önümüze çıkardı. Tanıklara olduğu gibi, bize de, uğraşmayalım diye en az 20 ‘ricacı' geldi.

Tayyip belediye başkanıydı. O zaman anladık ki, karşımızda bir ‘dev' vardır ve onunla baş etmek mümkün olmayacaktır. Biz bu durumda aile meclisi olarak toplandık ve işin ucunu bırakmaya karar verdik... Çünkü bir sonuç çıkmayacaktı. Onlar çok güçlüydü.

Sonuçta efendim, mahkeme kararını verdi! 8'de 4 kusurlu olan çocuk 3 ay hapis cezası aldı. Bu da paraya çevrildi. 1998 yılının parasıyla toplam 540 bin lira ceza ödediler. Bugünün parasıyla yaklaşık 2 milyon eder.’’


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.