Çürümüş bir düzenden insan manzaraları: İnan Kıraç nereden koşuyor?

Sedat Peker'in açıklamalarıyla yeniden gündeme gelen İnan Kıraç, geçmişten bugüne Türkiye'de her taşın altından çıkabilen en karanlık isimlerden biri.

Orhan Gökdemir

İnan Kıraç, 1937 yılında Eskişehir’de doğdu. Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra Londra “City College of Business”a devam etti. Dönüşte Vehbi Koç’un kızı Suna Koç ile evlendi. Taze damat, Koç Grubu bünyesinde hızla yükseldi. Bir ayağı hep Fransa’daydı. Galatasaray Eğitim Vakfı kurucusu olduğu ve Türk-Fransız ilişkilerinde üstlendiği önemli rol nedeniyle, 1997’de “Legion d’honneur” nişanının “Officier” rütbesine layık bulundu. Koltuğunun altında taşıdığı karpuzların sayısını muhtemelen kendisi de bilmiyor. Galatasaray Eğitim Vakfı Başkanı, Alliance Galatasaray Paris Başkanı, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Mütevelli Kurulu Üyesi, Darülaceze Vakfı Mütevelli Kurulu Üyesi, Galatasaray Spor Kulübü Divan Üyesi, TEVDAK (Türk Eğitim Vakıfları Dayanışma Konseyi) Üyesi, TEMA Vakfı Mütevelli Kurulu Üyesi, Yeditepe Üniversitesi Mütevelli Kurulu Üyesi, Coşkunöz Eğitim Vakfı Mütevelli Kurulu Üyesi…

Yükselmesinde etkisi tartışılmaz olan Suna Kıraç da 1960’dan itibaren Koç Holding’in etkili yöneticilerinden biri oldu. TEGEV’in 1995 yılında kurulmasının ardından 23 Eylül 1997’de Bakanlar Kurulu kararıyla ona da “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” verildi. Böylece karı koca Koç sermayesinin, haliyle Türkiye’nin perde gerisindeki yöneticileri oldular.

AİLECEK KOÇ GİBİ

İnan Kıraç, ziraatçı Ali Numan Kıraç’ın iki oğlundan biri. Büyük kardeş Can Kıraç, Galatasaray Lisesi’ni ardından Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne yöneldi. Ankara’da Koç Ticaret Şirketi Otomobilcilik Şubesi’nde, yönetici Bernar Nahum’un yanında işe başladı. 1960’lı yıllarda İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu üyesi seçildi. TÜSİAD‘ın kuruluş hazırlıklarını yürüttü.

Baba Ali Numan Kıraç da, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından başlatılan Marshall Planı yardımının “Tarımın Makineleşmesi Programının” uygulanmasında eşgüdüm çalışmalarını yönetmişti. Son görevi Atatürk Orman Çiftliği Genel Müdürlüğü oldu, 1951 yılındı emekliye ayrıldı.

Ailenin zenginleşmesinde Koç ailesinden çok ortakları Bernar Nahum yönlendirici oldu. Nahum, 2. Dünya Savaşı’nın sıkıntılı yıllarında Koçlara ortak olmuştu. Nahum, ortaklığın ardından Koç Ticaret A.Ş.’de Otomobil Şubesi Müdürü olarak göreve başladı. Kıraçlar hep Nahumların etrafındaydı.

Tayyip Erdoğan yerli otomobil yapmaya karar verince haliyle ilk hatırladıklarından biri o oldu. Bundan önce Karsan adlı firma ile New York’ta kullanılmak üzere tasarlanan taksi ihalesine teklif vermişlerdi. Karsan’ın Yönetim Kurulu üyelerinin ikisi Klod ve Jan Nahum’du. “Kıraça Şirketler Topluluğu”nu da 1990’lı yıllarda onlarla birlikte kurmuştu. Babanın yanında çırak olarak başlayan İnan Kıraç, gelişimini böyle tamamlamıştı.

DOĞAN MEDYA’NIN ARKASINDAKİ İSİM

İnan Kıraç’ın meraklı olduğu işlerden biri de medya dünyası. Karacan ailesi Abdi İpekçi suikastının korkusuyla medyadan çekilme kararı alınca Milliyet’e Koç Grubu adına talip olan isim oydu. Fakat Koçlar gazeteyi almaktan son anda vazgeçti. Bu gelişmenin ardından devreye İnan Kıraç’ın yardımıyla otomobil pazarlama işinde yükselen “Tofaş Bayii” Aydın Doğan girdi, Milliyet’i satın aldı. İddialara göre Aydın Doğan bu satış işleminde Koç Grubu’nun taşeronuydu. Gazetenin asıl sahibi Koç ailesiydi. Aydın Doğan o yoldan ilerledi, Hürriyet’i ve bir dizi TV kanalını alarak basında en büyük tekel haline geldi. Aydın Doğan yıllar sonra Milliyet ve Hürriyet’i İnan Kıraç sayesinde aldığını “İnan Kıraç’ın Milliyet’i almamda çok büyük manevi katkıları oldu. Hürriyet’i aldığım dönemde de bankalarından kredi aldım.” sözleriyle doğruladı.

İnan Kıraç’ın küçük yayınlarla da ilişkisi oldu. Yakın zamana kadar Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu’ndaydı. Can Dündar’ın Cumhuriyet’in başına geçmesini de onun sağladığı iddia ediliyordu. Sonra işler planladığı gibi gitmedi. Gazete AKP’nin hedefi haline geldi, soruşturma açıldı, yazarları ve yöneticileri tutuklandı. Haliyle tanık olarak İnan Kıraç’ın da ifadesine başvurdular. İfadesinde, “Yıllarca Cumhuriyet Vakfı içerisinde yer almış Alev Coşkun ile Şevket Tokuş'un vakıftan uzaklaştırılmaları beni oldukça üzmüştür. 90 yıllık Cumhuriyet gazetesi çizgisi artık tamamen kaybolarak, bugünkü haline gelmiştir. Bu olaylardan sonra Cumhuriyet gazetesi almamaya ve okumamaya karar verdim” dedi. Tanığa göre mevcut vakıf yönetimi yasa dışı yollarla gazeteye el koymuştu. Sonra gazetenin yönetimi ve yazarları değişti. Bunda İnan Kıraç’ın etkisi ne, bilinmiyor.

BİR DOLANDIRICILIK HİKAYESİ

2010’lı yılların ortasıydı. İnan Kıraç kendisini Fransa Savunma Bakanı Jean-Yves Le Drian olarak tanıtan bir dolandırıcıya 4,1 milyon Avro kaptırdı. Dolandırıcı, Kıraç’a “DEAŞ’ın elindeki Fransız gazetecileri kurtarmak için para gerektiğini, ancak gayrı resmi bir operasyon olacağı için parayı kendisinden istediklerini, daha sonra paranın Fransa tarafından geri ödeneceğini” söylemiş, Kıraç da “tamamen insanî bir duyarlılıkla” istenen parayı bir Çin bankasına yatırmıştı.

Bu dolandırıcılık olayı arkasında cevaplanmamış pek çok soru bıraktı. Dolandırıcı neden İnan Kıraç’ı seçmişti? Fransız Savunma Bakanı istediği zaman kendisini arayıp istekte bulunabiliyor muydu? Bakanın kendisinden para istemesini neden yadırgamamıştı? Daha önce benzer bağlantılar içine girmiş miydi?

SEDAT PEKER’İN İSTEDİĞİ NE?

Bugünlerde ülkeyi yöneten en büyük ailenin becerikli damadı, kaçak mafyoz Sedat Peker’in hedefinde. Sebebi de ABD’ye teslim edilen dolandırıcı patron Sezgin Baran Korkmaz ile İnan Kıraç arasındaki iş ilişkileri. Bu aşamada olaylar Kıraç’ın hayatından bile karmaşık bir hale geliyor. Şöyle özetleyelim; Sedat Peker, SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz’ın silindiğini iddia ettiği 45 milyon dolar alacağının sahibinin İnan Kıraç olduğunu iddia ediyor. Peker’in anlattıklarına göre Süleyman Soylu, Sezgin Baran Korkmaz'ı İçişleri Bakanlığı'na çağırıyor. İnan Kıraç’tan alacağı olduğu 45 milyon doları kastederek, “Senin hakkında tahkikat yapıldı, yurtdışına çık. Yukarının haberi var, bu parayı da sil, sorun çıkacak” diyor. Sorun bu yolla halloluyor. 45 milyon dolar alacak 6 milyon dolar verilerek kapatılıyor. Tabii bu arada araya iyi saatlerde olsunlar, eski Ergenekon davası kalıntıları falan karışıyor. Onlardan biri, Levent Göktaş sonradan avukat oluyor, meselenin hallolmasında müvekkili İnan Kıraç’a yardım ediyor. Hatta arada hisseleri kendi üzerine alıyor.

Peker, İnan Kıraç'a “Koç ailesine olan saygımdan dolayı seni bu sefer uyarmakla yetineceğim. Eğer bu uyarıyı dikkate almayıp yine el altından film çevirmeye devam edersen, yeni hedefim sen olacaksın” diyerek tehdit ediyor. İnan Kıraç’a saygısı olmayanın neden Koç ailesine saygısı var bilinmez, ama sermayenin doğasında bunlar var. Zenginlik devlete, mafyaya, orduya şuna buna dayanarak büyütülebiliyor ancak. Çünkü çalışarak edinebilecek bir şey değil sermaye. İnan Kıraç da bu yolun ustalarından. Sedat Peker’e bulaşması da sıradan yol kazalarından biri.

Tuhaf ve karanlık ilişkiler ağı o yol kazası vesilesiyle döküldü ortalığa. Kimin eli kimin cebinde takip etmek neredeyse imkânsız. “En yukarı” (herhalde saray) ile en aşağısını birleştiren bu ağ aslında kapitalizmin ta kendisi. O kadar ki, İnan Kıraç’ın eşi Suna Kıraç öldüğünde bizim “mavi vatan”cıların da sponsoruydu. Levent Göktaş’ın Kıraç’ın avukatlığını yapmasında şaşıracak bir yan yok yani!

Sedat Peker kapitalizmin fiili halini sayıp döküyor. O kapitalizmin en aşağıya ittiği, çürüttüğü yoksullar ise heyecanla olup biteni izliyor. Çürümüş, çöken bir düzenin insan manzaralarıdır.