Cumhuriyetin laik eğitiminin başına gelenler

Darbecilerin getirdiği piyasacı ve Türk-İslam sentezi anlayışındaki uygulamalar 15-20 yılda toplumsal yaşamda önemli değişikliklere yol açmıştır.

Rıfat Okçabol

Eğitim, kişiyi belli bir kalıbın içine sokmaya çalışan koşullandırma süreci değildir. Eğitim, kişinin kendi yeteneklerine göre bilişsel, devinimsel ve duyuşsal gelişimine; okuma, anlama, düşünme, sorgulama, eleştirme ve araştırma alışkanlıkları kazanmasına; “fikri hür, irfanı hür ve vicdanı hür” bireye dönüşmesine yardımcı olan bir süreçtir. Eğitimin bu amacına ulaşmasının ön koşulu eğitim-öğretim süreçlerinin laik, bilimsel ve kamusal olması ile erkek egemen, ırkçı ve piyasacı anlayışlardan arınmış olmasıdır. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 16 Nisan 1998 tarihli kararına göre, “Laik devletin doğası gereği resmi bir dini bulunmaması belli bir dine üstünlük tanınmamasını, onun gereklerini yasalar ve diğer idari işlemlerle geçerli kılmaya çalışmamasını gerektirir. Bu bağlamda, laik bir devlette belli bir dinin eğitim ve öğretimi zorunlu hale getirilemez.” 

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlının dini temelli eğitim sistemini devralmışsa da, kuruluşunun 4. ayında laik eğitimin temellerini atmaya başlamıştır. 3 Mart 1924 günü çıkarılan Şeriye ve Evkaf Vekaletini kaldıran 429 sayılı yasa, Öğretim Birliğini sağlayan 430 sayılı yasa ve hilafeti kaldıran 431 sayılı yasayla laik rejimin ve eğitimin ilk adımları atılmıştır. Bu devrim yasalarının ardından her biri bir şekilde laik anlayış ve yaşamı önceleyen şu dönüşümler gerçekleştirilmiştir (Akyüz, 1999):

  • 1924’de karma eğitim uygulaması başlatılmıştır. 
  • 1925’de, tekke, türbe ve zaviyeler kapatılmış ve miladi takvim kabul edilmiştir.
  • 1926’da yurttaşlar yasası (medeni kanun) çıkarılmıştır. 
  • 1928’de, uluslararası rakamların kullanılması ile yeni Türk harfleri kabul edilmiş, laiklik ilkesi Anayasa’ya eklenmiştir. 
  • Eylül 1929’da Arapça/Farsça yerine Türkçe öğretim dili olmuştur.  
  • Din dersi 1930’da kent ve 1939’da da köy ilkokulları izlencelerinden çıkarılmıştır.
  • Öğretim Birliği Yasası çıktıktan sonra medreseler ve sıbyan mektepleri kapatılırken, bu yasa gereği, toplumun dini gereksinimlerini karşılamak üzere 29 imam hatip okulu ve bir de ilahiyat fakültesi açılmıştır. 1930’lu yıllarda ise öğrenci yokluğundan önce imam hatip okulları ve sonra da ilahiyat fakültesi kapatılmıştır (Başgöz, 1995).
  • 1931’de, uluslararası ölçülerin kullanılmasına başlanmış ve bakanlık “Darvin” kitabını yayımlamıştır.     
  • 1932’de, ezanın Türkçe okunmasına ve toplumun sosyal-kültürel gelişimine katkı vermek amacıyla halkevlerinin açılmasına başlanmıştır.
  • 1934’de Ayasofya müzeye dönüştürülmüştür.  
  • 1940’lı yıllarda Tercüme Bürosu kurulup dünya klasikleri Türkçeye kazandırılmış ve Devlet Konservatuarı Kanunu kabul edilmiştir. 
  • Başta 17 Nisan 1940’da kurulan köy enstitüleri ile 1943’de açılan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü olmak üzere tüm öğretmen okulları, “fikri hür, irfanı hür ve vicdanı hür” kuşaklar yetiştirecek nitelikte yapılandırılmıştır. 

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında dile getirilen “Yurtta barış, dünyada barış”; “Yaşamda en gerçek aydınlanma, bilimdir” ve “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır1” gibi söylemler de, laik toplumsal yaşamı önceleyen söylemler olmuştur.  

Laik eğitim anlayışından sapmalar

Yukarıda özetlenen dönüşümleri destekleyen ya da gerçekleştiren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), çok partili 21 Temmuz 1946 seçimleri sonrasında laiklik anlayışıyla bağdaşmayan uygulamalara imza atmıştır. CHP’den sonra iktidara gelen partiler de bu tür sapmalara devam etmişlerdir. 

a) CHP iktidarındaki sapmalar 

CHP, 1946 seçimlerinden sonra kurduğu hükümetlerde gerici kişileri başbakan ve/ya da bakan yapmıştır. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yakın ilişkiler kurmaya ve onların piyasacı/gerici önerilerine kulak vermeye başlamıştır. Köy enstitülerine karşı tutum takınmış ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünü kapatmıştır. 1949’da imam hatip kurslarını ve ilahiyat fakültesini açmıştır. İlkokul programlarına, isteyen ailelerin başvurusu üzerine açılacak seçmeli din dersi eklenmiştir. 1 Mart 1950’de de, 1925’de kapatılan türbelerden 19’u yeniden açılmıştır. 

b) Demokrat Parti (DP) iktidarında sapmalar

1950 seçimlerini kazanan DP iktidarında-Adnan Menderes’in başbakanlığında, CHP’nin başlattığı ABD ilişkilerine ve laik eğitim anlayışıyla bağdaşmayan uygulamalara devam edilmiştir. Meclis kararı olmadan Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü’ne (North Atlantic Treaty Organization- NATO) girilmiş ve silahlı kuvvetler bu örgütün emrine verilmiştir. ABD’nin/NATO’nun piyasacı ve gericiliğine ayak uydurulmasına çalışılmıştır.

İmam hatipler yeniden açılırken, halkevleri ile köy enstitüleri kapatılmıştır. Resmi yazışmalarda anayasa, eğitim ve genelkurmay gibi Türkçe sözcükler değil de, teşkilatı esasiye, maarif ve erkanıharbiye umumiye reisliği gibi Osmanlıca sözcüklerin kullanılmasına başlanmıştır. Ezanın Türkçe okunmasına son verilmiştir. Ortaokullara seçmeli din dersi konmuştur. Seçmeli din dersini almak istemeyenlerin dilekçe vermesi yöntemi getirilmiştir. Saidi Nursi gibi tarikat liderlerinin meşrulaştırılmasına çalışılmıştır. İmam hatiplere öğretmen yetiştirecek Yüksek İslam Enstitüleri açılmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) Müşavere Kurulu 1946’dan sonra İslamcı yayınlara onay vermeye başlamıştır. Bu tür yayınlar, CHP döneminde yasaklanmışken DP döneminde serbest bırakılmıştır (Uyanık, 2015).

DP’nin son yıllarında oluşturulan Eğitim Milli Komisyonu’nun bir değerlendirmesi şöyledir: “Eğer bu nesil [imam hatipte okuyanlar], hem dine hem inkilaba inanmış bir nesil olmaz bilakis inkilabın önüne çıkar, bu milletin inkişafını durdurmaya çalışırsa, bu okullar da sevimsiz bir hatıra bırakarak medreselerin akibetine uğrayacaklardır... Bugün bu okullarda, dinle ilgili dersler, ekseriyetle, medrese döküntüsü bir öğretim kadrosu elindedir... Okullarımızın din öğretimi dışında köylere kadar uzanan sivil bir öğretim faaliyeti, son yıllarda gittikçe artan bir hızla yayılıyor. Bu faaliyet, Kur’anı Kerim kurslarıyla yürütülüyor. İlmi manada din bilgisi vermekten tamamen ayrı bir mahiyet taşıyan bu öğretim, Kur’anı Kerim’i tecvit dediğimiz usule göre manasını anlamadan okutmayı ve ezberlemeyi hedef tutuluyor” (akt. Bahadınlı, 1968: 150). Türkiye Öğretmenler Milli Federasyonu’na (TÖMF) göre de bu yıllarda iktidar, “Her yerde ‘İlim Yayma Cemiyeti’, ‘Dinseverler Cemiyeti’, ‘İmam Hatip Okulu Kurma ve Yaşatma Cemiyeti’ gibi çeşitli adlarla kurulan din dernekleri ve hatta federasyonları, anayasaya, Atatürk ilkelerine ve çağdaş uygarlık gelişmelerine aykırı olan kuruluşları" desteklemiş ve “Atatürkçülükten söz eden bir öğretmenin başka bir yere sürülmesi günlük olaylar haline gelmiştir” (TÖMF, 1965: 56-57). 

c) 27 Mayıs 1960 Devrimi sonrası

27 Mayıs 1960 devrimi, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletine özgü bir anayasa hazırlatarak cumhuriyet değerlerinin yeniden gündeme gelmesini sağlamıştır. Ancak, mesleki eğitim niteliğinde olan 19 imam hatip okulu için Din Öğretimi Genel Müdürlüğü oluşturarak, devrim açılımından sapma göstermiştir. Hem bu genel müdürlüğün zaman içinde dincilerin eline göçmesine hem de dini öğretimin laik eğitime seçenek haline gelmesine (bilmeden) kapı açmıştır. Ezanın yeniden Türkçe okunması kararını alamamıştır. 

Adalet Partisi Zamanında. 1965 genel seçimlerinde iktidara gelen Süleyman Demirel’in başında olduğu Adalet Partisi (AP) iktidarında, imam olamayacakları halde imam hatiplere kız öğrenci alınarak, bu okulların laik eğitime karşı geliştirilmesi yönünde yeni bir adım atılmıştır. Liselere seçmeli din dersi konmuştur. Daha önceleri ilerici yükseköğretim öğrencilerinin etkin olduğu Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), daha sonra AP milletvekili olacak Rasim Cinisli’nin 1965 yılında başkanlığa gelmesiyle milliyetçi bir tutum izlemeye ve komünizmle mücadele toplantıları düzenlemeye başlamıştır. 1967’de de (yıllar sonra AKP’nin meclis başkanı yaptığı) İsmail Kahraman’ın başkanlığa gelmesiyle de, İslami bir örgüte dönüşmüştür. S. Demirel, komünizmle mücadele dernekleri, milliyetçi öğretmen dernekleri/sendikası, MTTB ve ülkü ocakları gibi sağcı yapılanmalara destek vermiştir. 

1968 üniversite gençlik örgütleri açıkladıkları bildirilerde, “... fakülte dekanı ya Atatürk ilkelerine saygılı olmalı, ya da derhal görevini terk etmelidir” (Onat, 1968: 29) ve “İnkılâpların ve rejimin sahibi ve bekçisiyiz. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanıyoruz. Rejimi ve inkılâpları benimsiyoruz. Bunları zayıf düşürecek en küçük ve en büyük kıpırtı ve bir hareket duyduk mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, adliyesi vardır, ordusu vardır, demeyeceğiz hemen müdahale edeceğiz” (Onat, 1968: 52) demişlerdir. S. Demirel bu gençleri bastırmak için elinden geleni yapmıştır. “27 Mayıs Anayasası millete bol geldi” derken, bu anayasanın ‘millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti’ özelliğine karşıtlığını belirtmiştir. 

Okullarda, din derslerini seçmeyen özellikle Alevi öğrencilerin mağdur edilmesine başlanmıştır. Şule Yüksel adlı bir kişi, ilçe ilçe dolaşarak kadınları örtünmeye teşvik etmiştir. Bazı kesimler imam hatip açma, cami yaptırma ve toplumu din toplumuna dönüştürme çabalarını artırmışlardır. Demirel iktidarı bu gibi durumlara müdahale etmekten kaçındığı gibi, Kuran kursu açma yetkisini eğitim bakanlığından alıp DİB’e devretmiştir. Demirel, sağ sol gençlik çatışmasında, hep sola karşı sağcıların yanında olmuştur. Sol örgütlerin ortak özelliği bağımsızlıktan, halktan ve hukuktan yana ve de Amerikan karşıtı olmaktır. Bu ortak kimliğin içinde, o yıllarda pek dile getirilmese de, laik anlayış vardır. Sağcı kuruluşların ortak özelliği ise, sol kesimi komünist ve dinsiz olarak görmeleri ve Amerikan yanlısı olmalarıdır. Dile getirilmese de sağcı kesimin genel niteliği laiklik karşıtlığıdır. ABD’nin 6. Filosunun İstanbul’a gelişini 16 Şubat 1969 günü ‘6. filo defol’ diyerek Taksim Meydanı’nda protesto eden gençlere, sağcı kesimin (polisin himayesinde) saldırıp ‘Kanlı Pazar’ denen vahşeti yaratması gibi olaylar bu nedenledir.  

Türkiye 1969’da, Kuran’daki ‘ümmet’ kavramı ile Müslümanların birliği düşüncesi ve bunların gereği olarak bütün İslâm ülkeleri arasında her alanda iş birliği sağlama amacıyla kurulan İslâm Konferansı Teşkilâtı2’nın kurucu üyesi olmuştur (bu örgüt, 2011’de İslam İşbirliği Teşkilatı adını almıştır). 1965 yılında kurulan Türkiye Öğretmenler Sendikası’na (TÖS) ve öğretmenlere yönelik baskıların artması üzerine, “TÖS Genel Başkanı Fakir Baykurt, 1970 yılında Milli Güvenlik Kurulu’nu öğretmenleri korumaya çağırmıştır” (Altunya, 2000: 41-42). TÖS’ün 9-13 Şubat 1971 tarihlerinde gerçekleştirmeyi planladığı ‘II. Devrimci Eğitim Şurası’, katılacakların can güvenliği nedeniyle iptal edilmiştir (Aksarı, 1998: 5).

1970’in başlarında Cevdet Sunay Cumhurbaşkanı ve Memduh Tağmaç da genelkurmay başkanıdır. Genelkurmay başkanlığından gelen C. Sunay, Uzun’un (2020) belirttiği gibi, “ülkücülerin eylemlerini anlatan İnönü’ye ‘onlar komünizme karşı mücadele eden çocuklar’ diyerek sahip” çıkan bir kişidir. C. Sunay ayrıca, “Memleketin geleceği bunlara [ABD karşıtı gençlere] teslim edilemez. On yıl sonra bunlar işbaşına geçecekler, Ülkeyi perişan ederler... bunlara güvenemeyiz. Onun için laik okullara karşı imam hatip okullarını alternatif olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine bu okul mezunlarını yerleştireceğiz3” demiştir. M. Tağmaç da, 15-16 Haziran 1970’teki büyük işçi direnişinden sonra, “Sosyal gelişme ekonomik gelişmeyi aştı” diyen (Dündar, 2013) ve 22 Şubat 1971 günü yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında da, “Öğrenciler aşırı sola yöneldi, öğretmenler sol sendikalara kaydı. Öyle bir hava var ki memlekette, bundan ordu da etkileniyor” görüşünde olan bir kişidir (Çelik, 2019).  

d) 12 Mart 1971 Muhtırası ve sonrası

Solcu gençlerin Amerikan karşıtlığına dayanamayan silahlı kuvvetler, 12 Mart 1971 tarihinde bir muhtıra verince, S. Demirel hükümeti istifa etmiştir. CHP’den ayrılan Prof. Dr. Nihat Erim başbakanlığında yeni bir hükümet kurulmuştur. Erim’in başbakanlığında, solcu gençler, aydınlar ve akademisyenler üzerine hışımla gidilmiştir: Behice Boran, Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, Mümtaz Sosyal, İlhan Selçuk, Çetin Altan ve İsmail Beşikçi gibi aydın, sanatçı ve akademisyenlerin bir bölümü tutuklanıp Ziverbey köşkünde işkence görmüştür. Bazı solcu gençler, kaldıkları evlerde basılarak, Mahir Çayan ve 9 arkadaşı da Kızıldere’de teslim olmaları beklenmeden bazuka ateşiyle, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan ise idam edilerek intikamcı yaklaşımlarla yok edilmişlerdir.  

Siyasal İslamcı olarak bilinen kişilerin öncülüğünde 26 Ocak 1970'de Millî Nizam Partisi (MNP) kurulmuştur. Genel başkanı Necmettin Erbakan olan bu parti, Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından 20 Mayıs 1971'de, "laik devlet niteliğinin ve Atatürk devrimciliğinin korunması prensiplerine aykırı olduğu" gerekçesiyle kapatılmıştır. N. Erbakan parti kapatılınca, yurt dışına çıkmıştır. MNP kadroları, 11 Ekim 1972'de, benzer nitelikte olan Milli Selamet Partisi’ni (MSP) kurmuşlardır. Ardından da N. Erbakan geri çağrılmış ve MSP’nin başına geçmiştir.

12 Mart muhtırası döneminde pek çok olumsuz uygulamanın yanında, laik eğitim açısından iki olumlu gelişme olmuştur. İlki, o yıllara kadar geçerli olan, ilkokulların bağlı olduğu ilköğretim genel müdürlüğü ile ortaokul ve liselerin bağlı olduğu ortaöğretim genel müdürlüğü yapılanmasından vazgeçilip ortaokulların ilköğretim genel müdürlüğüne aktarılmasıdır. Bu dönüşümde, UNESCO’nun 1950’lerde gündeme getirdiği ve giderek dünyada kabul gören etkin yurttaş olmak için gerekli görülen 8 yıllık temel eğitim anlayışı belirleyici olmuştur. Bu dönüşümün arkasından da imam hatip ortaokulları başta olmak üzere tüm meslek ortaokulları kapatılmıştır. İkincisi 6 Haziran 1973 tarihinde kabul edilen 1739 sayılı Temel Eğitim Kanunu’dur. Bu yasayla, ek bir maddeyle uygulanması ileri bir tarihe ertelense de 8 yıllık temel eğitim zorunlu olmuştur. Bu yasayla eğitim sisteminde, ‘Genellik ve Eşitlik, Eğitim Hakkı, Fırsat ve İmkân Eşitliği, Atatürk İnkılap ve İlkeleri ve Atatürk Milliyetçiliği, Demokrasi Eğitimi, Laiklik, Bilimsellik ve Karma Eğitim’ gibi 14 ilkeye yer verilmiştir. Ancak iktidarların bu ilkelere göre hareket ettiklerini söylemek mümkün değildir. 

Muhtıra sonrasında TÖS yöneticilerinin bir bölümü tutuklanmış, yapılan anayasa değişikliği ile memurların sendika kurması yasaklanmıştır. TÖS’ün yerine 3 Eylül 1971’de Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) kurulmuştur. Bu derneğin amacı, “Atatürk devrimleri, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile anayasamızın milli, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti kapsamı içinde üyelerinin tüm ekonomik, sosyal ve özlük haklarını koruyup geliştirerek birleşmelerini sağlamaktır” (Altunya, 2006: 41). 

CHP-MSP Koalisyonu. 14 Ekim 1973 tarihinde yapılan genel seçimler sonrasında, 1974 Ocak ayında Bülent Ecevit’in başkanlığında CHP-MSP koalisyon hükümeti kurulmuştur. Ömrü 9 ay kadar süren bu hükümet zamanında,

  1. 1974-1975 öğretim yılından itibaren ilkokulların 4. sınıftan lise 2. sınıfa kadar zorunlu olacak bir saatlik ahlak bilgisi dersi getirilmiştir. 
  2. İmam hatip ortaokullarının kapanması sonrasında imam hatip liselerine giden öğrenci sayısı yüzde 70 kadar azalmıştır (Öcal, 1996). Bu nedenle Erbakan’nın baskısıyla 1974 yılında imam hatip ortaokulları yeniden açılmıştır. 
  3. Koalisyon hükümeti, 1974 yılında Türk Ceza Kanunu’nun dinci eylemlerle ilgili 163. maddesi ile solcu eylemlerle ilgili 141. ve 142. maddelerinden ceza almış kişilere af çıkarılması kararlaştırılmıştır. Mecliste, 163. maddeyle ilgili suçlara af getirilmesi kabul edilince MSP’liler meclisten çıkarak, diğer cezalılara af getirilmesini engellemişlerdir. Ancak AYM kararıyla o suçlular da af kapsamına alınmıştır. 
  4. Türkiye 1974’de İslam Kalkınma Bankası’nın kurucu üyesi olmuştur.

1975-1980 Dönemi.  S. Demirel, 31 Mart 1975-12 Eylül 1980 tarihleri arasında iki kez Milli Cephe hükümeti ve bir kez de azınlık hükümeti kurmuş 3,5 yıl başbakanlık yapmıştır. İki yıl kadar da B. Ecevit başkanlığında koalisyon hükümeti kurulmuştur. S. Demirel bu dönemde, 200’den fazla imam hatip okulu açmıştır. Bu dönemde sağ-sol kavgası artmış ve gençler birbirlerini öldürmeye başlamışlardır. Çoğunluğu solcu olan akademisyen, siyasetçi ve yazar öldürülmüştür. 1 Mayıs 1977 İşçi Bayramı’nda Taksim Meydanı’nı dolduran emekçilere açılan ateş sonucunda 34 kişi hayatını kaybetmiştir4. 17-20 Nisan 1978’de Malatya’da, 4-5 Eylül 1978’de Sivas'ta, 19-26 Aralık 1978 günlerinde Maraş’ta ve 28 Mayıs 1980 günü Çorum’da Alevi yurttaşlara saldırılarda yüzlerce insan ölmüş ve yaralanmış, işyerleri tahrip edilmiştir. S. Demirel Aralık 1978’de, “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” demiş olsa da (akt. Oflaz, 2017),  Zürcher (2004: 380), “Sağ ve sol arasındaki mücadele eşit bir mücadele değildi. 1974-1977 yıllarındaki ‘milliyetçi Cephe’ hükümetleri zamanında, polis ve güvenlik güçleri, Türkeş’in MHP’sine tahsis” edildiğini belirtmiştir.   

e) 35 Yıllık Sapmalar ve Genel Durum

Laik eğitimde son 35 yılda gerçekleşen sapmalara ve de genelde Amerikancı olan iktidarlarla silahlı kuvvetlerin tüm çabalarına karşın, eğitim sisteminin belirli ölçülerde laik olduğunu söylemek mümkündür. 1960’ların ve 1970’lerin üniversite gençliğinin çoğunluğu laik anlayışta olduğu gibi, öğretmenlerin büyük çoğunluğunun üye olduğu 1960’ların TÖS’ü ile 1970’lerin TÖB-DER’i de bu anlayıştadır. İmam hatip okulları, 1960’lara kadar genelde Cumhuriyet değerleriyle sorunu olmayan mezunlar vermiştir. Ayrıca meslek okulu niteliğinde olan bu okul mezunlarının küçük bir bölümü öğretmen ya da hukukçu olabilmiş ve sistemin laik niteliği pek zarar görmemiştir. 1980 öncesinde, Şule Yüksel gibilerinin çabalarına karşın öğrenim düzeyi yükseldikçe, tutucu ailelerden gelen kızların bile çağdaş aydınlanmacı değerleri daha çok benimsediği görülmüştür. Bu dönem sonunda TÖB-DER’in üye sayısı yaklaşık 220 bin ve laiklik karşıtı öğretmen derneklerinin üye sayısı da105 bin kadardır (Yıldırım, 2013).

Laik eğitim anlayışından uzaklaşılması (Eylül 1980-Kasım 2002)

12 Mart 1971 muhtırasının yeterince etkili olmadığını gören silahlı kuvvetlerin komutanları, Amerikalıların “Bizim oğlanlar başardı” dediği 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirmişlerdir. 12 Eylülcüler, Atatürkçü söylemlerini dillerinden eksik etmezken, MSP’den senatör adayı olmuş, Nakşibendi ve Amerikancı olarak bilinen Turgut Özal’ı, ekonomiden sorumlu devlet bakanlığına getirmişlerdir.12 Martçılar gibi sağa hoşgörüyle yaklaşırken, sol anlayış sahiplerine her türlü mezalimi göstermişlerdir. 

Darbecilerin hazırladığı 1982 Anayasası’nda din kültürü ve ahlak bilgisi (DKAB) dersi, ilk ve ortaöğretimde zorunlu ders olmuştur. Bu ders, kısa sürede bir kültür dersi niteliğinden uzaklaşıp Sünni-Hanefi öğretisine ve pratiğine dönüşmüştür. Darbeciler, bir Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Özel İhtisas Komisyonu kurup “Milli Kültür” raporu hazırlatmışlardır. Bu rapora göre, “Türk-İslam sentezi, din-devleti; millet, din cemaati; milli kültür, İslam kültürü; milliyet, İslamiyet; milliyetçilik, İslamcılık; Türk milleti, yüzde 99’u Müslüman olan Türkler; laiklik, din düşmanlığı; bilim de Kuran’daki bilgiler”dir (Güvenç ve diğerleri, 1991: 49). Bu rapor darbecilerin laik ve bilimsel anlayıştan ne denli uzak olduklarının kanıtıdır. Bu anlayış sonraki yıllarda eğitim ve kültür yaşamının temelini oluşturmuştur. Bu yıllarda imam hatipte okuyan kızlar örtünmeye başlamıştır. 

Darbeciler, Yükseköğretim Kurulu’nu (YÖK) oluşturup Prof. Dr. İhsan Doğramacı’yı YÖK başkanı yapmışlardır. İ. Doğramacı da, Türk-İslam anlayışında olanların rektör ve dekan olmalarına özen göstermiştir. Haziran 1983’de 1739 sayılı yasada değişiklikler yapılarak temel eğitim kavramından ilköğretim kavramına dönülmüş, imam hatiplilere, harp okulları dışında kalan yükseköğretim alanlarına girme hakkı verilmiştir. O tarihten sonra imam hatip anlayışına sahip öğretmen ve hukukçu yetişmesine yol açılarak devletin laik temellerinin bozulmasına yol açılmıştır. Darbeciler, eğitim bakanlığına bağlı olan öğretmen okullarını eğitim yüksekokulu ya da eğitim fakültesine dönüştürürken, 7 Yüksek İslam Enstitüsü’nü de ilahiyat fakültesine dönüştürmüştür. 

a) ANAP İktidarında (1983-1991)

1983 Kasım genel seçimleri sonrasında, Turgut Özal’ın kurduğu Anavatan Partisi (ANAP) iktidara gelmiştir. Türk-İslam sentezi anlayışını sürdüren ANAP iktidarında, laik eğitim karşıtı gelişmeler hız kazanmıştır. Evrim kuramı yerine yaratılış düşüncesi öne çıkarılmıştır. Bakanlıkta imam hatipli kişilerin istihdam edilmesine ağırlık verilmiştir. Yabancı dille öğretim yapan Anadolu imam hatip liseleri açılmış, imam hatiplere diğer okullardan çok daha fazla yatırım yapılmıştır. İlahiname, İlahi Hadisler ve Nur Hikayeleri gibi dini içerikli kitapların çocuklara önerilmesine başlanmıştır (Okçabol, 2005). Tarikatlar kendi okullarını açmaya ve yatılı devlet okullarında kadrolaşmaya başlamışlardır. Devlet okullarında, Atatürk adlı okullarda bile çocuklara selamünaleyküm deme alışkanlığının kazandırılmasına ve dini öğretime katılanlara çeşitli ödüller verilmesine başlanmıştır. 

İ. Doğramacı, ilahiyat fakültesi sayısını üç kata çıkarırken üniversitede de türban sorununu yaratmıştır. Doğramacı, YÖK’ün 1985 yılında yayımladığı ‘Anarşi ve Terör’ başlıklı bir kitabı, tüm akademisyenlere göndermiştir. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) hükümete yaptığı bir sunumdan derlenen bu kitap, ayrılıkçı terör tehlikesi yanında Nurcuların, Nakşibendilerin ve Süleymancıların şeriat düzenini getirmeye çalıştıkları gibi tehlikelere işaret eden bir kitaptır. Ancak hükümet ve YÖK kitaptaki uyarılara hiç aldırmamıştır. Bu rapora karşın, Çelik’in (2005: 53) dediği gibi, “Özellikle yeni kurulan taşra üniversitelerinde medreseleştirmede önemli yol alınmış, rektörler ilkokul eğitimi bile olmayan şeyh, şıh ve cemaat liderlerinin ellerini öpmeye, bilimi İslamlaştırmaya (!) başlamışlardır.” 

DİB bu yıllarda, laiklik karşıtı tutum ve anlayış geliştirmeye ve bunları uygulamaya başlamıştır. Örneğin DİB’in bir yayınında, dinsizliğin "her türlü faziletsizliğin doğmasına ve yayılmasına ve bunun sonucu olarak da ahlaki düşüncelerin kaybolarak toplumun bozulmasına" yol açacağı yazılabilmiştir (Sanay, 1984: 37). 12 Eylül darbecileri, Atatürk’ün mirası olan ve dernek niteliğindeki Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’nu kapatıp Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulu’na dönüştürmüşlerdir. Bu kurul, Türk-İslam sentezi anlayışında olan ‘Kültür Unsurlarının ve Kültür Politikasının Tespitinde Uygulanacak Yöntem ve Sorumluluklar’ başlıklı raporu 1986’da onaylamıştır (Güvenç ve diğerleri, 1991: 69-110). 

1926 yılında çıkarılan Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142’inci maddeleri sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümüne yönelik eylemlerle ve 163'üncü maddesi de laikliğe aykırı eylemlerle, ilişkili olarak 1951’de yeniden düzenlenmiştir. 12 Nisan 1991 yılında bu maddeler yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak sonraki yıllarda laiklik karşıtı eylemler için bir yaptırım getirilmemişken, 141 ve 142’inci maddelerle ilgili yasaklar çeşitli yollarla devam ettirilmiştir. 

ANAP’ın başbakanlık müsteşarlarından ve eğitim bakanlarından Hasan Celal Güzel, yıllar sonra 1997’de sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçilmesini yeşil bayraklarla protesto etmiştir. ANAP’ın bir başka milli eğitim bakanı Avni Akyol da, Kuran kurslarına sekiz yıllık ilköğretim diploması verilmesini önerebilmiştir. 

b) Koalisyon Hükümetlerinde (1991-2002)

28 Kasım 1991’de, AP’nin uzantısı olarak kurulan Doğru Yol Partisi (DYP) ile CHP’nin uzantısı gibi olan Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) koalisyon hükümeti (S. Demirel/Tansu Çiller-Erdal İnönü) kurulmuştur. 1980’lerde başlayan laiklik karşıtı gelişmeler, 1991-2002 yılları arasında kurulan koalisyon hükümetleri zamanında da hız kesmeden devam etmiştir. Fetöcü yapılanmalar ve tarikatların devlet okullarındaki hakimiyeti artmaya başlamıştır. 2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta, “Cumhuriyetin temelleri Sivas’ta atıldı; Sivas’ta yakılacak” bağırışlarıyla, ilerici kesimin toplantı yaptığı Madımak Oteli ateşe verilmiş ve maalesef 37 şair, yazar ve sanatçı yanarak ölmüştür. 

İ. Doğramacı ve sonrasında gelen YÖK başkanları Mehmet Sağlam ve Kemal Gürüz zamanında, 28 Şubat MGK kararlarına kadar laiklikle bağdaşmayan pek çok kişinin rektör ve dekan olmasını sağlamışlardır (Okçabol, 2007). “Üniversitelerin birçoğunda ‘Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi’ derslerine ‘Atatürkçü düşünceye’ ve ‘Kemalizme’ düşman, Cumhuriyet’i yadsıyan ama Osmanlı’yı yücelten, Vahdettin yanlısı yeni Osmanlıcı okutmanlar girmeye” başlamıştır (Tayhani, 2000: 47). YÖK’ün bir başka tasarrufu da, 1997 yılında, Dünya Bankasının kredisi ve öneriyle oluşturulan ve “fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür” mezun verme olasılığı ortadan kaldırılan bir öğretmen yetiştirme sistemini uygulamaya koymuş olmasıdır (Okçabol, 2005a).

Bu yıllarda Avrupa Birliği (AB) üyeliği ile sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitime geçilmesi konuları gündeme gelmiştir. 1995 genel seçimleri sonrasında Erbakan-Çiller (Refah Partisi-DYP) koalisyon hükümeti (1995-1997) kurulmuştur. 1996 yılında toplanan 15. Milli Eğitim Şurası’nda, sekiz yıllık kesintisiz eğitimin zorunlu olması büyük çoğunluk tarafından kabul edilmiştir (MEB, 1996). Bakanlığın bu şura için gerçekleştirdiği bir araştırmaya katılanların yüzde 80 kadarı, sekiz yıllık kesintisiz eğitim konusunu desteklemiştir (MEB, 1995). 1997 başlarında yazarın izleme fırsatı bulduğu bir televizyon programında, Refah Partisi milletvekili ilahiyatçı Prof. Dr. Ömer Özyılmaz, mealen, “Bildiğiniz gibi fizik ve biyoloji gibi dersler Hıristiyan öğeleri içermektedir. Biz ilahiyatçılarla ilgili alanın uzmanlarını bir araya getireceğiz. Komisyon bu derslerdeki Hıristiyan öğelerini bir bir çıkaracak bu konuları millileştirecek” diyebilmiştir. Erbakan’ın 11 Ocak günü başbakanlık konutunda tarikat liderlerine iftar yemeği vermesi ve 2 Şubat’ta Sincan’da düzenlenen Kudüs Gecesi’nde İran büyükelçisinin şeriat çağrısı yapması gibi olaylar büyük tepkilere neden olmuştur. 28 Şubat 1997 günü gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulu’nda (MKG), hükümete laiklik konusuna dikkat edilmesi ve bir an önce 8 yıllık kesintisiz eğitimin zorunlu olması önerilmiştir. Bu önerileri göz ardı eden koalisyon hükümeti bir süre sonra istifa etmiştir.  Mesut Yılmaz başkanlığında kurulan yeni bir koalisyon hükümeti zamanında, 18 Ağustos 1997 tarih ve 4306 sayılı yasa ile sekiz yıllık kesintisiz zorunlu ilköğretim uygulamasına geçilmiş ve imam hatip ortaokulları kapatılmıştır. 1996-1997 yılında imam hatiplerde okuyan 511.831 öğrencinin 192.032’si imam hatip lisesi öğrencisidir. İmam hatip ortaokulları kapatıldıktan sonra 1972-1974 yılları arasında yaşananların benzeri yaşanmış ve imam hatip liselerine giden öğrenci sayısı 2002-2003 öğretim yılında 64.534’e düşmüştür (Çizelge 1).

MEB yayınlarından derlenmiştir

c) AKP Öncesi Genel Durum

Darbecilerin getirdiği piyasacı ve Türk-İslam sentezi anlayışındaki uygulamalar 15-20 yılda toplumsal yaşamda önemli değişikliklere yol açmıştır. 1970 sonlarında sevgiden sonra bağımsızlığa öncelik veren gençler, 1990’ların sonlarında, sevgiden sonra paraya değer vermeye başlamıştır (Ateş, 2004). 1960 ve 1970’lerde genelde çağdaş ülke gençleri gibi laik ve bilimsel değerlere sahip olan gençler yetiştirilmişken, son 15-20 yılda cinlere perilere inanan gençlerle (Cumhuriyet, 8 Ekim 2001) yörede işlenen günahlar nedeniyle deprem olduğuna inanan insanlar (Milliyet, 15 Ağustos 2000) yetiştirilmiştir. Erbakan’ın, 13 Ekim 1996 tarihli parti kongresinde, imam hatiplerin kendi partisinin arka bahçesi olduğunu söylemesi (akt. Adem, 2000) 15 yılın özeti gibidir.  

Son 15 yılda laiklik karşıtlığı açık açık savunulur hale gelmiştir. Örneğin Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) laik eğitimi “Vahyin bütünleştirici ve birleştirici imkanından kafaları, kalpleri ve eğitimimizi mahrum eden zihniyet” olarak gören bir kitap yayımlamıştır (TDV, 1996: 120). Bu kitabı 15.  Milli Eğitim Şurası üyelerine bedava dağıtmıştır. Güzel’e (1998: 26-27) göre eğitimin amacı, “… insanı kamil bir Müslüman olarak yetiştirmektedir. ... Kamil insan, durmadan Allah’ına varacak yolları arayan insandır.” 12 Eylül sonrası gelişmeler, öğretmen örgütlerinde de etkili olmuştur. Öğretmen örgütlerinin (sendikalarının) üye sayısı azalmış, 2002’de laik eğitimi savunan öğretmen sendikalarının üye sayısı 149 bin ve diğerlerinin üye sayısı da 144 bin kadar olmuştur (memurlar.net; 2009). 12 Eylül darbesinin bir başka sonucu, piyasacı ve gerici bir parti olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 3 Kasım 2002 tarihli seçim sonrasında iktidara gelmesidir.

Kaynakça

Adem, M. (2000). Zorunlu eğitim amacına ulaştırılmadı, Cumhuriyet Gazetesi, 4 Eylül, 2.
Aksarı, M. (1998). 12 Mart darbesi öncesinde TÖS’ün yapılamayan 2. devrimci eğitim şurası..., abece, 140, Nisan, 5-6.
Akyüz, Y. (1999). Türk eğitim tarihi (başlangıçtan 1999’a). İstanbul: Alfa Basım Yayım Dağıtım.
Altunya, N. (2006). Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye öğretmen hareketinde ulusal eğitim, 2. Ulusal Eğitim Kurultayı: “Küreselleşme ve Eğitim” 11-12 Haziran 2005. Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi. 
---- (2000). Türkiye’de öğretmen örgütlenmesi: 1908-1998. Ankara: Ürün Yayınları.
Ateş, T. (2004). Gençlerin öncelikleri. Cumhuriyet, 19 Şubat, 3.
Bahadınlı, Y. Z. (1968). Türkiyede eğitim sorunu ve sosyalizm. Ankara: Hür Yayınevi.
Başgöz, İ. (1995). Türkiye’nin eğitim çıkmazı ve Atatürk. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları/ 1754. 
Çelik, M. M. (2019). Demokrasimizin kalbinde müebbeden kanayacak bir yara: 12 Eylül 1980 darbesi, Independent, 12 Eylül 2019.
Güvenç, B.; Saylan, G. ve Tekeli, İ. S. (1991). Türk İslam sentezi. İstanbul: Sarmal Yayınevi.
Güzel, A. (1998). Nasıl bir eğitim? ilkadım, 123, Ekim, 26-27.
MEB (1995). Ön komisyon önerileri üzerine araştırma. Ankara: Şura Genel Sekreterliği; Doküman no:4. 
---- (1996). 15. Milli Eğitim Şurası. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
memurlar.net (2020). (2009). Son 8 yılda sendika üye sayılarındaki değişim, www.memurlar.net/haber/143902/, erişim 7 Mayıs 2013.   
Oflaz, L. (2017). Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz, Star, 2 Şubat.
Okçabol, R. (2007). Yükseköğretim sistemimiz. Ankara: Ütopya Yayınevi. 
---- (2005). Türkiye eğitim sistemi. Ankara: Ütopya Yayınevi. 
---- (2005a). Öğretmen yetiştirme sistemimiz. Ankara: Ütopya Yayınevi. 
Onat, S. (derleyen) (1968). Üniversite olayları ve Demirel. Ankara: Sega Yayınları.
Öcal, M. (1996). 15. Milli eğitim şurası ve okullarımızda din eğitimi. İstanbul: Türkiye Gönüllü Teşekkülleri Vakfı yayını.
Sanay, E. (1984). Gurbetçinin el kitabı. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, No: 238, Emel Matbaacılık Sanayii.
Tayhani, İ. (2000). Ulus bilinci ve üniversitelerde devrim tarihi dersleri, Y. Müdafaa-i Hukuk, 22, Mayıs, 46-47.
Uyanık, N. (2015). Demokrat Parti döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere Kurulu kararları, Türkiye Araştırmalar Dergisi, 85-114, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/165206
Uzun, T. (2020). Sert bakışlı gençler: “Ülkücüler”. https://www.perspektif.online/sert-bakisli-gencler-ulkuculer/, erişim 24 Ağustos 2020. 
TDV (1996). Türk eğitim sistemi: Alternatif perspektif. Ankara: Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi.
TÖMF (1965). Türk milli eğitiminin üzerine görüşler. Ankara: TÖMF yayını.
Yıldırım, H. (2013). Türkiye’de öğretmen örgütlenmeleri. İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi, yayımlanmamış yüksek lisans tezi.
Zürcher, E. J. (2004). Modernleşen Türkiye’nin tarihi. İstanbul: İletişim yayınları.

http://dayanismameclisi.org/