Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

COP31’e kimler sponsor? Doğayı tahrip eden şirketler iklim zirvesinde vitrine çıkıyor

Antalya'da 9-20 Kasım'da düzenlenecek COP31'e Koç ve Sabancı'dan Cengiz'e, Limak'tan IC Holding'e uzanan şirketler sponsor ve destekçi oldu. Türkiye'nin doğasını ranta açan sermaye grupları, iklim zirvesinde kendilerine yeni bir vitrin açıyor.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 28.10.2026 , 17:10 Güncelleme Tarihi: 28.10.2026 , 17:13

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında her yıl düzenlenen Taraflar Konferansı'nın 31'incisi, 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirilecek. Yaklaşık 200 ülkenin katılımıyla düzenlenen COP31'de iklim krizinin sınırlandırılması, emisyonların azaltılması, iklim finansmanı ve ülkelerin yükümlülükleri gibi başlıklar ele alınacak.

Zirveye ev sahipliği yapacak olan Türkiye, uluslararası kamuoyuna iklim mücadelesinde öncü bir rol üstlenme iddiasıyla seslenmeye hazırlanıyor. Ancak zirvenin resmî internet sitesindeki sponsor ve destekçi listeleri, bu iddianın gerçek yüzünü tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarıyor.

Koç Holding, Garanti BBVA, Türk Telekom, Sabancı Holding, kamu bankaları ve Cengiz Holding zirvenin sponsorları olarak yer alıyor. Limak Holding, IC Holding, Rönesans Holding ve Sinpaş Holding ise resmî sitede iklim destekçisi olarak sıralanıyor.

Bu şirketlerin bir bölümü, Türkiye'nin farklı bölgelerinde kömürlü termik santraller, madencilik, taş ocakları, enerji yatırımları ve yapılaşma projeleri nedeniyle yıllardır süren çevre mücadelelerinin tartışmalı aktörleri arasında. Özellikle Akbelen Ormanı'nda kömür madenciliğine karşı yürütülen mücadele, bu çelişkinin en görünür örneklerinden biri.

Adı geçen şirketlerin tamamı Türkiye'de doğayı ranta çeviren faaliyetlerin muhatabı, bu siyasi adımların ise destekçisi konumunda. Hal böyle olunca zirve, ekolojik yıkımın üzerini örten bir aklama aracına dönüşüyor.

Akbelen'den İkizdere'ye şirketlerin sicili

COP31'in iklim destekçileri arasında bulunan şirketlerin çevre politikalarıyla ilgili tartışmalar, tek bir bölgeyle sınırlı değil. Muğla'dan Rize'ye, Artvin'den başka maden ve enerji sahalarına uzanan mücadeleler, şirket yatırımlarının yerel halkın yaşam alanları üzerindeki yıkıcı etkilerini gündeme taşıyor.

Muğla'nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine kömür sağlamak amacıyla yürütülen madencilik faaliyetleri nedeniyle yıllardır devasa bir mücadele alanı. İkizköy sakinleri ve yaşam savunucuları, ormanın ve çevredeki zeytinliklerin korunması için uzun süredir eylemler düzenliyor.

Yeniköy-Kemerköy Enerji'nin arkasındaki ortaklık yapısı da bu tartışmanın merkezinde. Santraller ve kömür madenciliği faaliyetleri, Limak ile IC İçtaş'ın ortaklığı üzerinden kamuoyunda sıklıkla gündeme geldi. Şirketlerin faaliyetleri, kömürün enerji üretimindeki yeri ve bu üretimin yarattığı ağır çevresel maliyetler bakımından haklı olarak eleştiriliyor.

Akbelen'deki mücadele yalnızca ağaçların kesilmesine karşı bir çıkış değil. Kömür sahalarının genişletilmesi, zeytinliklerin ve tarım alanlarının geleceği, köylülerin geçim kaynakları ve bölgenin ekolojik dengesi de bu tartışmanın ayrılmaz parçaları.

Bir yanda kömürün çıkarılabilmesi için orman alanlarına fütursuzca müdahale edilmesi, diğer yanda aynı şirketlerin uluslararası iklim zirvesinde destekçi kimliğiyle yer alması, COP31'in temel çelişkilerinden birini oluşturuyor. Yaşananların birinci dereceden sorumlusu olan Limak Holding ile IC İçtaş Enerji, aynı zamanda COP31'in de destekçisi koltuğunda oturuyor.

Akbelen direnişinden.

İkizdere: Taş ocağına karşı yaşam mücadelesi

Rize'nin İkizdere ilçesindeki İşkencedere Vadisi'nde açılan taş ocağı da bölge halkının uzun süreli itirazlarına neden oldu. İkizdere'de taş ocağına karşı çıkan yurttaşlar, vadinin ekolojik yapısının, su kaynaklarının ve yaşam alanlarının zarar göreceğini belirterek aylar süren onurlu bir mücadele yürüttü.

İkizdere örneği, büyük altyapı projelerinin yalnızca tamamlandığında ortaya çıkan sonuçlarıyla değerlendirilemeyeceğini gösteriyor. Bu projeler için gerekli hammaddenin nereden çıkarıldığı, hangi doğal alanların etkilendiği ve maliyetin kimler tarafından üstlenildiği de hesaba katılmak zorunda. Yaşanan doğa katliamının sorumlusu olan Cengiz Holding, hiç de şaşırtıcı olmayan bir biçimde COP31 destekçileri arasında yer alıyor.

İkizdere direnişinden.

Artvin'den yükselen itiraz: Maden ve ormanlar

Artvin'de Cerattepe ve çevresinde madencilik faaliyetlerine karşı yürütülen mücadele de Türkiye'nin yakın dönem çevre hareketleri tarihinde çok önemli bir yer tutuyor. Maden projelerine karşı çıkan yurttaşlar, ormanların, su kaynaklarının ve kentin ekolojik bütünlüğünün korunmasını inatla talep etti.

Bu örneklerde şirketlerin isimleri, proje ortaklıkları ve hukuki süreçler birbirinden farklılık gösterebiliyor. Dolayısıyla her bir yatırımın sorumluluğunu ayrı ayrı ortaya koymak gerekiyor. Ancak tüm bu direniş süreçlerinde kolluk kuvvetleriyle karşı karşıya gelen yöre halkı, zaman zaman biber gazıyla zaman zaman ise polis zoruyla baş etmek zorunda kaldı. Birçok örnekte devam eden hukuki süreçler ise bugün bu gerilimin ve doğa tahribatının sürdüğünü gösteriyor.

Artvin Cerattepe direnişinden köylüler.

Cerattepe'deki maden projesine ilişkin tartışma, yalnızca çevre örgütlerinin itirazlarıyla sınırlı kalmadı. Rize İdare Mahkemesi, 11 Temmuz 2024'te Eti Bakır Cerattepe İşletmesi'nin kırma-eleme tesisi ve teleferik hattı projesine ilişkin ÇED olumlu kararını iptal etti. Artvin Valiliği de kararın ardından şirkete faaliyetlerin durdurulması ve mahkeme kararına uyulması gerektiğini bildirdi.

Bu gelişme, çevre mevzuatının uygulanması ve yargı kararlarının bağlayıcılığı bakımından da kritik bir eşikti. Bir yandan maden faaliyetlerinin yıkıcı çevresel etkileri tartışılırken, diğer yandan aynı holdingin uluslararası iklim konferansında uygulama ortağı olarak konumlandırılması, sermayenin ikiyüzlülüğünü bir kez daha gözler önüne seriyor.

Cengiz İnşaat'ın adının gündeme geldiği bir diğer rant ve yıkım alanı da Rize'nin İkizdere ilçesindeki Cevizlik taş ocağı oldu. Şirket, 2021 tarihli açıklamasında taş ocağından çıkarılan malzemenin İyidere Lojistik Limanı inşaatında kullanılacağını belirtmiş, ocağın yerinin ilgili bakanlık tarafından belirlendiğini savunarak sorumluluğu üzerinden atmaya çalışmıştı. Bölge halkının isyanı ise vadinin doğal yapısına vurulan hançere odaklanmıştı.

Artvin Cerattepe direnişinden

Kömürden enerjiye: Limak ve IC Holding

Limak Holding ve IC Holding, COP31'in resmî sitesinde iklim destekçileri arasında başı çekiyor. Bu iki şirketin adı, Akbelen'deki kömür madenciliği tartışmalarında da bir numaralı muhatap olarak öne çıkıyor.

Muğla'nın Milas ilçesinde bulunan Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri, bölgedeki kömür kaynaklarına dayalı elektrik üretiminin önemli bileşenleri arasında. Bu santrallere kömür sağlamak için yürütülen madencilik faaliyetleri, Akbelen Ormanı'nın geleceği konusunda uzun süredir direnen köylülerle sermayeyi doğrudan karşı karşıya getiriyor.

Akbelen'de yaşananlar, iklim krizinin temel nedenlerinden biri olan fosil yakıtlara dayalı üretim modelinin sonuçlarını acı bir biçimde somutlaştırıyor. Kömür çıkarılması için orman alanlarına müdahale edilmesi, yalnızca ağaçların katledilmesi anlamına gelmiyor; aynı zamanda toprağın, suyun, tarımın ve yerel halkın geleceğinin de çalınması anlamı taşıyor.

Burada dikkat çekici olan, şirketlerin faaliyetlerini yalnızca kendi parlak sürdürülebilirlik raporları üzerinden değerlendirmekle yetinilmesi. Oysa iklim politikalarının gerçek karşılığı, şirketlerin kâğıt üzerinde açıkladıkları hedeflerle değil, enerji üretiminde doğayı ne kadar sömürdükleri ve bu yatırımların yarattığı geri dönülmez çevresel yıkımlarla ölçülmeli.

Limak ve IC Holding'in kestiği ormanlık alandan bir görüntü. Akbelen

Rönesans, Kalyon ve Sinpaş: İklim destekçisi mi iklim fırsatçısı mı

Rönesans Holding ve Sinpaş Holding de COP31'in resmî sitesinde iklim destekçileri arasında poz veriyor. Her iki şirketin adı da Türkiye'de doğayı hiçe sayan büyük ölçekli inşaat, altyapı ve yapılaşma projeleri üzerinden yürüyen çevre tartışmalarında sıklıkla gündeme geliyor.

Türkiye'yi baştan başa inşaata ve şantiyeye boğan firmaların iklim zirvesinde yer alması elbette tesadüf değil. Bugün ülkede devam etmekte olan birçok projede rant alanları, hazine arazileri ve tarım ile hayvancılığın can damarı olan meralar acımasızca şantiyeye ve betona dönüştürülüyor.

Kalyon Holding'in faaliyetlerinden kaynaklanan çevre sorunları, maden, hafriyat ve inşaat projelerinin yanı sıra yenilenebilir enerji adı altında yürütülen projelerde de doğa üzerinde ciddi tahribatlara yol açıyor. Örneğin şirketin inşaat faaliyetleri sırasında İstanbul Arnavutköy'deki ormanlık alanlara izinsiz bir şekilde devasa miktarlarda hafriyat döktüğü, bu işlemi gerçekleştirmek için yüzlerce ağacın kesildiği ve atık dağlarının üzerinin toprakla kapatılarak koca bir orman ekosisteminin tahrip edildiği biliniyor.

Benzer şekilde Kalyon Holding’in Ordu, Tokat ve Sivas’ta inşa etmek istediği 33 türbinlik rüzgâr enerji santrali projesinin ÇED sürecinde, projeye ait türbinlerin önemli bir kısmının doğrudan orman alanları, meralar ve yaylalar üzerinde planlandığı ortaya çıktı. Bölge halkı meraların yok olacağı ve hayvancılığın biteceği haklı endişesiyle projeye karşı çıkarken, raporlara yansıyan habitat kaybı, toz oluşumunun bitki yaşamını tehdit etmesi, yangın riski ve su kirliliği gibi devasa tehlikelere rağmen projelerin süreçleri hız kesmeden ilerletiliyor.

Diğer yandan Ergene Havzası'ndaki başka bir projede, orman, tarım, taşkın ve yeraltı suyu besleme alanı olarak tanımlanan hassas bölgelere inşaat onayı verilmesi, sermayenin yeşil enerji masalının ardında ne denli büyük bir ekolojik kıyım gizlediğini ve doğayı rant uğruna nasıl pervasızca tahrip ettiğini açıkça gösteriyor.

Kalyon'un İzmit-Kandıra ile Ağva-Kandıra-Kaynarca yolu için söktüğü ağaçlar.

Koç ve Sabancı: Büyük sermaye, büyük talan

Koç ve Sabancı gibi büyük sermaye grupları, COP31’deki cilalı unvanlarıyla iklim politikalarının ana aktörleri olarak öne çıkıyor. Oysa bu şirketlerin faaliyetleri enerji ve otomotivden inşaata, çimentodan finans sektörüne uzanan devasa bir kâr alanını kapsıyor. Türkiye’yi kendi sermaye birikimleri için ucuz bir yatırım ve sınırsız büyüme sahası olarak gören büyük patronların doğa üzerindeki yıkıcı etkisi, şirket raporlarına makyajlanan emisyon verileriyle gizlenemeyecek kadar büyük.

Kentleri şantiyeye çeviren, inşaat odaklı büyümeyi besleyen, emekçilerin barınma krizini derinleştiren bu düzenin arkasında işte bu inşaat, çimento, enerji ve ağır sanayi yatırımları bulunuyor. Ormanlardan kıyılara, tarım arazilerinden yaşam alanlarına uzanan tahribat, sermayenin bu kâr hırsından ve yatırım tercihlerinden bağımsız düşünülemez. Bu nedenle doğa talanının faturası, büyük şirketlerin iklim zirvesinde yüzlerine taktıkları maskelerle geçiştirilemiyor.

Koç Holding'in siyanür ile altın aradığı sahalardan Sivas Kangal ilçesindeki şantiyesi.

Patronların yeşili

COP31'in resmî internet sitesinde sponsorlar dışında iklim destekçileri ve sağlayıcılar başlıkları altında sermaye sınıfının başka temsilcileri de listeleniyor. Bu kategoriler, zirvenin organizasyonuna katılarak kendini aklamaya çalışan sermaye gruplarının kapsamını daha da genişletiyor.

İklim destekçileri listesinde Türkiye İş Bankası, Cimpor OYAK Çimento, Rönesans Holding, IC Holding, Kuzu Grup, Folkart, Siemens, Şişecam, Nordex, Limak Holding, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası, SAP, QNB, Pasha Holding, Yaşar Holding, Deloitte, Cisco, Revego Çevresel Çözümler, Europower, Trendyol, Yıldızlar Yatırım Holding, GE Vernova, Sinpaş, MNG Havayolları ve Sütaş gibi şirketler uzun bir liste oluşturuyor. Zirvenin sağlayıcıları arasında ise Uludağ İçecek, Bolçi, Hayat Holding, Viamola, Sanko Holding, Tetra Pak, Plastic Move ve Sunar NP bulunuyor.

Türkiye'nin ev sahipliğinde Kasım ayında düzenlenecek olan zirve, sermayenin doğa katliamlarını örtbas etme çabasından başka bir anlam taşımıyor. Yeşil denilince aklına memleketin bereketli toprakları, asırlık ormanları veya nefes alan ekosistemi değil, yalnızca doların yeşili gelen patronlar, COP31'de iklim destekçisi sıfatıyla boy göstermekten zerre kadar utanmıyorlar.

Karadeniz'den Ege'ye kadar memleketin dört bir yanını şantiyeye çeviren, havayı zehirleyip yaşam alanlarını ranta kurban eden bu holdingler, şimdi lüks kongre salonlarında omuzlarına taktıkları çevreci apoletlerle dünyayı kurtaran kahraman rolünü oynuyorlar.

Ancak sponsor panolarının cilalı yalanları gerçeği gizlemeye yetmiyor; bu toprağın insanları, gölgesini satamadığı ağacı tereddütsüz kesenlerin iklim dostu değil, doğa düşmanı ve düpedüz iklim fırsatçısı olduğunu onurlu direnişleriyle tarihe not düşmeye devam ediyor.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.