Sayfa yolu
'Çılgın dünya'nın hiperaktif saldırganı ABD: İran'a saldırıda geri mi basıyor yoksa blöf mü yapıyor?
Yayın Tarihi: 16.01.2026 , 17:25 Güncelleme Tarihi: 17.01.2026 , 09:53
Dünya, Trump’ın İran’a “beklenen” ya da “sürpriz” askeri müdahalesinin neden gerçekleşmediğini ya da olup olmayacağını anlamaya çalışıyor.
Önceki gün Trump, seri şekilde yaptığı açıklamalarından birinde “iyi duyumlar aldık, idamları durduracaklar, izliyorum” diye vitesi düşürdüğünde, askeri hareketlilik ve uluslararası önlemlerle ilgili haberler de bununla çelişkili bir şekilde geliştiğinde, bir tarafta “yanıltmaca yapıyor” ve diğer tarafta “24 saat içinde geliyor” iddiaları uçuşuyordu.
Ertesi günse, olup bitenlerle ilgili yine çok farklı açıklama ve haberler yağdı.
Trump’ın “blöf” ve “öngörülemezlik” stratejilerini uyguladığı ya da farklı odakların farklı yönlere doğru hamleleri zorladığı ve müdahalenin iptal edildiği senaryoları üzerinde duruldu.
Ne gibi?
“Askeri operasyon ve rejim değişikliği konusunda MAGA’cılara verdiği sözün dışına çıkamaz.” Kayda değer; burada birikmekte olan çelişkiler var.
“Saldırı emri verdi, o sırada bir istihbarat geldi, daha iyi hazırlanmak üzere erteledi.” Beklenen kararlılığı varsayıyor, Trumpist seçenek yelpazesinde yeri olan bir değerlendirme.
“Saldırı provasını yaptı, çünkü İran’ın son dakika hazırlıklarını öğrenmek istiyordu, şimdi daha iyi hamle yapacak.” Fantastik! Ama elektronik savaş gerçeğini veri alırsak yine “inandırıcı”.
Savaşın bir bileşeni olarak 'haber-analiz'
Ortada muazzam bir analiz “atığı” var. Ama bu atık, “yeni dünya”nın manipülasyon mekanizmalarının da iş gördüğü bir yığın. Elektronik savaşların önemli ayağını psikolojik harp oluşturuyor. Onca gazeteci, siyasetçi, yorumcu, akademisyen, bu konuyu “değerlendiriyor” ve sonuçta çılgın bir dünya siyasetinin işleyişinin bir aktörü olarak rol üstleniyor.
Direksiyonunda Trump yönetimiyle eski süper güç ABD, burada bir “hiperaktif güç” olarak kendini gösteriyor. Durmaksızın açıklama yapan Trump figürü, dönemin ruhunun cisimleştiği odak ve dünyayı da “hizalıyor”.
Kimi zaman seçmenine ve “uluslararası kamuoyu”nun resmi bölmesine, kimi zaman gizli diplomasi kanallarına hitap ediyor; kimi zaman da gerçek güç odaklarına. Tutarsız konuşmak zorunluluğu ve misyonu var. Bu tutarsız konuşmaları göz ardı etmek olmaz, dünya siyasetini belirliyor.
Çılgın bir dünya
Trump’ın gerilimi düşüren açıklamasını yaptığı sırada Danimarka krizi dünyadaki dengeleri değiştirecek yeni bir “hizalanma” aşamasına geçiyordu ve İran’la ilgili “duyumlara nasıl güveneceği” sorulduğunda kendisi de “Öğreneceğiz. Bunu bundan sonra öğreneceğim. Siz de öğreneceksiniz, ama bize güvenilir kaynaklardan bilgi verildi ve umarım doğrudur. Kim bilir, değil mi? Kim bilir. Çılgın bir dünya” yanıtını vererek bu işleyişi net olarak gözler önüne seriyordu.
Çılgın bir dünya! Çılgınlığın önde gelen müsebbibi hiperaktif güç bile böyle diyor.
İcracısı Donald Trump ve resmileşmiş hali Trump’ın kendi adlandırmasıyla Donroe Doktrini şeklinde yenilenmiş (Monroe Doktrinine Trump aşısı göndermeli) ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’dir (UGS).
Trumpizmi, “tokatla ve hizala” şeklinde tarif etmek açıklayıcı. Uluslararası hukuku yok sayan bir güç tatbiki, ABD’nin önceliklerinin arsızca dayatılması ve sürekli buna uygun bir yeniden konumlanışın zorlanması.
İnsanlık cephesinden bakınca savaşlar, katliamlar, verili “uygarlık” aşamasının tüm düzlemlerde ve her saat darmadağın edildiği akıl almaz bir barbarlık. Kapitalist sistemin insanlığa ta başından beri dayattığı, üretici güçlerin gelişimi ve üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin güncel görünümü.
TrumpDünyası’nda saatler hızlanırken
2025’te iki başlık açıldı: Ortadoğu ve Ukrayna. Trump’ın yaklaşımı burada kendini gösterdi ve bu başlıkların aslında tüm dünyayı kapsayan bir açılım paketinin parçası olduğunu -özellikle UGS’nin gecikmiş resmi ilanıyla birlikte- daha rahat biçimde söyleyebiliyoruz. 2026’da hızlandı: Venezuela, ardından İran ve Grönland için ısıtma hamleleri.
The Economist’in “TrumpDünyasında saatler her zaman hızlı işlemiştir. Bu yıl ise hiç olmadığı kadar hızlandı” başlıklı değerlendirmesinde, bu hızlanmanın yaklaşan seçimlerle de bağlantılı bir biçimde derinleştirildiğini görüyoruz. Ancak, Trump’ın aldığı risklerin artışı ve öngörülemezliği bahsi, ABD emperyalizminin “tokatlama ve hizalama” konusunda geldiği sınıra da işaret ediyor. Kimbilir belki Trump kimliğine mal edilen hiperaktif güç açılımı işlemez hale geldiğinde “çılgın dünya Trump’ı yiyecek”... Sonrası artık “ölü başkan” denemesi mi olur, bir kez daha “son dengeli lider” mi... “Öğreneceğiz”.
Hiperaktif gücün sınıra gelmesi
2025’in bakiyesine bakalım.
* Hiperaktif güç ABD’nin, Çin’in istikrarlı Ortadoğu planının yerine koymak istediği, aşırı saldırgan bir İsrail tetikçiliğiyle paralel, “riviera Gazze” videolarıyla ve emlakçı gizli diplomasi ekibiyle zorladığı Ortadoğu barışının bugünkü hali birinci örnek. Basit birkaç sorun: Önemli bir dönemeç sayılan 12 Gün Savaşı’nı kimin kazandığı tartışmalı. Bölgede “hizalama” hamleleri sürekli birikmiş çelişkilere toslayarak (Suriye’ye bakmak yeterli) bir türlü istenen sonucu vermiyor. Ortadoğu’da tuhaf bir gösteri eşliğinde ilan edilen “Gazze barışı”, bugün büyük bir çıkmazda. Saldırganlık ve zorlama devam ediyor; söylem ve gerçeklik arasındaki uçurumun dibi görünmüyor.
* Rusya’yı Çin’den ayırma hesabıyla Ukrayna’yı Rusya’yla paylaşma üzerine kurulu bir “barış planı” olarak sunulan “ateşkes” girişimi, Avrupalı emperyalistlerle Rusya’yı savaşın eşiğine getirmiş ve şimdilik “askıda bırakılmış” bir başka istikrarsızlık hamlesidir.
Ukrayna ateşkes süreci de, makro ölçekte bir “yeni güç tasarımı” gerektiren bir aşamayı zorluyor. Eski dünyanın NATO gibi temel aygıtları yerli yerinde dururken bu zorlama fazla çelişki üretiyor. Grönland hamlesinin ABD tekellerinin açgözlülüğü bir yana, bu çelişkileri de kaşıyacak olması ayrı bir sorun.
Kimse çözemedi, Trump çözebilir mi?
Derken 2026’ya Venezuela kriziyle giriş yapıldı ve hemen ardından İran geldi. Bu iki ülke de, ABD emperyalizminde takıntı yaratan direniş odakları olarak varlık gösteriyor on yıllardır.
Başlangıçta herkesi şaşkına çeviren Maduro’yu kaçırma operasyonunun “sorunsuz” gerçekleşmesi ABD yönetiminde bir sarhoşluk ve dünyanın geri kalanında da bu yeni müdahale yönteminin idrak edildiği bir şaşkınlık yarattı. Evet, son savaş teknolojilerinin, ABD emperyalizminin birikmiş barbarlık deneyimleriyle harmanlandığı bu operasyon, daha önce Delta Gücü efsanesini yerle bir eden ağır yenilgi deneyimleri de hatırlanacak olursa aslında “bir yere kadar sorunsuz” gerçekleşti.
Ama Trumpizm’in “işgal ve rejim değiştirme yok, barış getiriyorum ve ABD’yi hiç hırpalatmayacağım” vaadinin ürünü yeni “elektronik savaş” kurguları zorba müdahalelerinin sorunsuz gerçekleşmesini sağlayamıyor. Bu da türümüzün tarihsel birikimiyle ilgili. Direniş, uygarlığın bir kazanımıdır ve çözümü zor bir çelişki dinamiği yaratıyor.
Venezuela planı, yoğunlaştırılmış bir “tokatla ve hizala” operasyonu olarak iyi başladı; ancak bu ülkenin direniş birikimini yok edemedi -tahminen yok saydı- ve bugünkü tablo ABD’nin pek de istediği gibi gelişmiyor. Venezuela direnişi yok olmadı, Trump’ın “ben yönetiyorum, hizaya gelmezse onun sonu Maduro’dan kötü olur” atışları karşılık bulmadı.
Diğer başka büyük sorun, “rejim değişmeden yatırım yapmaya yanaşmayan” kendi petrolcülerinin “hizalanmaması” sorunu oldu.
Zorlama devam ediyor; ama ters tepme durumu kabul görüyor.
Venezuela yönetiminden İran komutanlığına
Hiperaktif güç, Venezuela’da duraksamadı; ve belli ki daha önceden hazırlanmış son İran operasyonuna atladı ABD Başkanı. Yaptırımların sonbaharda sıkılaştırıldığı ve İsrail üzerinden İran’a askeri müdahale söyleminin hiç kesilmediğini not ediyoruz.
İran’ın sıkıştırılmış ekonomisinin patlaması (ya da patlatılması) sonucu bir istikrarsızlık sürecine girdiği 28 Aralık’tan beri, “renkli devrim” senaryoları üzerine konuşuluyor; bu yönde resmi açıklamalar var. “Askeri müdahale seçeneğinin oluru var mıydı, gerçekten vaz mı geçildi, yoksa tekrar gündeme gelecek mi?...” tartışmaları henüz çözülmedi.
ABD’nin Venezuela’daki operasyonuna benzer bir iç kargaşa kurgusu ve bundan bir sonuç çıkma ihtimalinin belirdiği noktada da askeri müdahaleyle takviye edilmesi gibi bir yolu takip ettiğini, Trump’ın açıklamalarına bakarak da çıkarmak mümkün: “İran’ın göstericileri öldürürse”, ardından “idam ederse” saldıracağı çıkışları; “göstericilere” yolladığı “yardım yolda”, “kurumları ele geçirin” talimatları bunun göstergesi.
Bu planın ayrıntıları ve nasıl işlediğiniyse bilemiyoruz. Çok fazla senaryo var.
İran’da sisli tablo ve kritik evreler
Ama ABD ile İran arasında bir savaş yaşandığı ortada ve bu savaşın kritik evreleri olduğu.
Gösteriler başladığında İran (kendisinin ve Suriye gibi örneklerin) deneyimleri sayesinde beklenen tepkiyi vermedi. Göstericileri dinleyeceğini ve gerçek sorunları yönetimin gündemine alacağını duyurdu. İlk hafta eylemlere sert müdahaleler yapılmadı.
Sonra “teröristlerden” bahsedilmeye başlandı ve çatışmalar sertleşti. 8-9 Ocak 2026’da yoğunlaşan katliamın tarihe nasıl geçeceği henüz belli değil.
Cevat Zarif ve Hasan Ruhani gibi figürlerin tutuklandığı yönündeki sosyal medya rivayetlerininse bu müdahalenin boyutlarıyla ilişkili bir bilgi mi içerdiği, yoksa tamamen bir atık sorunu mu olduğunu yine henüz bilemiyoruz.
İran’ın internet erişimini kesmesi çok tartışıldı; artık bir demokrasi sorunu olarak değil, savaşta kimin nasıl kullandığıyla ilgili değerlendirmeler yapılıyor. Rusya’dan gelen sinyal bozucu donanımla, renkli devrim ağının iletişimine darbe vurulduğu üzerinde duruluyor. Rusya’nın “geç gelen” diplomatik desteği sorgulanırken, bir yandan da bu örtülü jammer desteğinin aslında İran’daki sürecin kaderini değiştiren bir destek olduğu söyleniyor.
Çin’in başından itibaren yaptığı karşı açıklamalar yetersiz görülüyor. Ama bir yandan da, İran’ın hava sahasını kapattığı sırada Çin’den gelen kargo uçaklarının son askeri müdahaleyi iptal ettiren bir sevkiyat olduğu üzerinde duruluyor.
İran kuşatması henüz sona ermedi, ama pazartesi günkü yetkililerin resmi açıklamalarından ve gerçekleşen yönetim yanlısı gösterilerden Tahran’ın önemli bir eşiği geçtiğini anlayabiliyoruz.
Belki de sonunda 12 Gün Savaşı’ndaki gibi herkes kendi “zaferini” ilan edecek.
Hiperaktif gücün müdahalesinin ortaya çıkardığı son tablo böyle. Yoruyor.
Askeri müdahale seçeneği masada mı?
Son krizle ilgili olarak ABD siyasetinde “itibar gören” Foreign Policy kaynaklı değerlendirmelerde, o gece yapılması planlanan bir askeri müdahalenin 1) İran’daki rejimi devirmesinin garanti olmadığı 2) Bölgede büyük bir istikrarsızlık yaratma potansiyeli bulunduğu gerekçeleriyle iptal edildiği şeklinde oldu. Temkinli bir biçimde “askeri seçenek” kapısını açık bırakan diğer gerekçeyse 3) Askeri hazırlık henüz tamamlanmamıştı, uçak gemileri bölgede değildi vs. şeklinde dillendirildi.
Birinci gerekçe, geçen hafta yaşananlardan sonra her zamankinden daha geçerli; bu ABD müdahaleciliğinin çıkmazı. Venezuela’da da ters tepmişti. Daha da zorlanır mı? Bilmiyoruz.
İkinci gerekçe, yukarıda bahsedilen 2025 enkazıyla yakından ilişkili.
Bölgedeki aktörler, kendilerine Çin’in vaat ettiği ve aslında 7 Kasım sonrası süreçte ABD’nin tersine çevirmeyi temel hedef olarak belirlediği ve retorik olarak da Trump’ın “savaşları bitirme” söyleminde karşılığını bulan “barış/istikrar ve ticaret” senaryosu üzerinden “hizalanmak” istiyor. Burada ABD’nin hiperaktivitesi başka bir şekilde ters tepiyor.
ABD’nin İran’ı hedef alma sürecindeki temel kırılma noktalarından biri olarak gösterilen Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, -kimi kaynaklara göre Mısır- gibi ülkelerin “frantic calls” diplomasisi de burada bir yere oturuyor. Telaşlı son dakika aramalarıyla, ABD’yi İran’ın yaptığı son “bölgedeki tüm hedefleri vururum” açıklamasına ikna ettikleri söyleniyor. Türkiye’nin rolü, Hakan Fidan’ın açıklamalarından örtülü olarak anlaşılıyor. Ama nasıl telaşlandıklarını ve son dakika aramalarında ya da temaslarında kimin ne konuştuğu belli değil.
Yani, ABD bir yandan bu ülkeleri “hizalıyor” ama bir yandan müdahaleleri sonucu bu ülkelerin “hizaladığı” bir noktaya gelmek durumunda kalabiliyor. Çılgın dünya!
Son maddeyle ilgili olarak yine net bir değerlendirme yapmak mümkün görünmüyor. ABD savaş gemileri Körfez’e doğru harekete geçti ve konuşlanmalarının bir haftayı bulacağı haberleri veriliyor. Bunun konuşulması gizli diplomasinin kapandığı da düşünülürse, ABD’nin son bir zorlamayı yapmaya kararlı olduğu anlamına mı gelir? Yoksa bu kadar yükseltilmiş bir krizden ABD’nin geri basma ihtimalinin olmayışından mı? Öngörülemezlik mi? Blöf mü?...
ABD iç siyasetindeki güç dengeleri, ya da uluslararası ilişkilerdeki son saflaşmaların etkisi elbette önemli. Ama bir yandan da, sistemin en güçlü aktörünün bu kadar saçmaladığı bir sondan nasıl kaçınılacağı konusu var. O halde, 12 Gün Savaşı senaryosu gibi mi?
“Kim bilir. Çılgın bir dünya.”
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.