Sayfa yolu
Candan Baysan'ın ardından
Durmuş Tiryaki
Yayın Tarihi: 29.09.2024 , 11:35 Güncelleme Tarihi: 30.09.2024 , 08:40
Hemen baştan çelişkiler içinde olduğumu itiraf etmeliyim. “Ağabey” diye hitap ederek devam edeceğim kesin; acaba onun az ama dergi sayfalarında kalan önemli makalelerini mi konu etsem yahut olduğu kadarıyla tanıklığımın resmini mi çizsem yoksa içimi dökerek veda mı etsem? En iyisi kendimi yazının akışına bırakıp bir sohbet sürdürmek.
Yalnız, izin verin; ikimiz için de çok özel değer taşıyan hocamız Yalçın Küçük’ün bir aforizmasını daima aklımda tutarak yazacağım. O da şu: “Ölenler hakkında iyi yazılmalıdır düşüncesine katılmıyorum. Bu, bir İslamik dogmadır. İkiyüzlülüğü içeriyor. İnsan ve aynı anlam gelmek üzere aydın, öldüren kendisi değilse, ölen hakkında nesnel olabilmelidir."1 Bu uyarıyı kendim için de yapıyorum, dilerim beni aşırı duygusallıktan korur.
Adı ile mütenasip Candan ağabeyi tek kelime ile anlatmak zor. Ancak illaki kelime seçersem üç kelime aklıma geliyor: Kalender, alicenap, ekâbir. Ekabirin devletin ileri gelenlerini, yüksek makam sahiplerini anlatan anlamı var ama ben burada asıl diğer anlamını, para-pul, şan-şöhret, iktidar önemsemeyen, rahatına düşkün, anlamını kast ediyorum. Öbür kelimelerin açılımlarını da eklersem, daha sahici bir portreyi canlandırmak mümkün olabilir; yüce gönüllü, iyilik sever, cömert ve sade, gösterişsiz, mütevazı…
Dolayısıyla “rahatına düşkünlüğün” konformist bir düşkünlüğü değil, aksine sade ve basit yaşam tercihini anlattığını belirtmeliyim. Zaten onu vasat üstü bir çizgiye çeken, zekası, donanımı ve birikiminden önce bu kişiliği idi. Yani bu düzende her türlü “rahatlatıcının” insanı bozan özelliğinin bilincinde olan kişiliği...
Duruşu ile çok şeyi anlatan, yardımseverliğine yetişmenin zor olduğu, kimseyi incitmemek için zarafetine suskunluğu dil yapan, yumuşak, toparlayıcı, hayata hep iyimser bakan, hiç ama hiç haksızlığa, zorbalığa, taassuba boyun eğmeyen örnek bir büyüğümdü. Konuşmayı da konuşulmayı da çok sevmeyen, uygulayıcı bir karakteri olan insandı. Kolektif davranmanın asgari koşulu; özveri, dayanışma ve paylaşmanın gösterişsiz öğretmeniydi.
İnsanı şaşırtan sürprizleri severdi, belki içindeki çocuğu böyle yaşartırdı. Hiçbir zaman davaya bağlılığında zerre tereddüte meydan vermezdi. O çocuğun hayat sevinci, bize de güç vermişti: Yıllar önce aniden çok ağır bir operasyon geçirmek durumunda kaldığında bile adeta ölümle dansa gider gibi “rahattı”. Ardından gelen ve maalesef 25.09.2024’de dönüşsüzce sonlanan 15 yıl “bizim” şansımızdı.
Candan ağabeyi düşünürken yemek ve seyahat tutkusundan da söz etmezsem eksik olur. Aslında içindeki sergüzeşt çocuğun beslendiği tutkudur bu: Talihe bakın ki bir dönem işi gereği çok yurtdışı gezileri yaptı. Gezi, onun için dünyanın tatlarını, renklerini, halklarını tanımak bakımından başlı başına bir imkan oldu.
Öyle ki, yemek zevkini/kültürünü geliştirmek uğruna her halkın mutfağına ilgisi arttı. Takıldığımızda “atın ölümü arpadan olsun” derdi. Onun yemek sohbeti, bir iştah kamçısıydı sanki. Sokak lezzetlerini onun sayesinde keşfettim dersem, abartmış olmam. Dünyanın çeşit çeşit yemeklerini bizzat yiyerek bilmesinin yanı sıra zamanla inceleyici bir gözle ele aldığı anlaşılıyor. Nitekim “Dünya Mutfaklarının Sınıflandırılması İçin Bir Deneme”2 başlıklı hoş bir yazı kaleme aldı; mutfak dünyasını son derece gerçekçi bir şekilde tanıtır. Buna göre, kullanılan malzeme ve işleniş yönetimini soyutlayarak genelleme yapar. Etobur, otobur (sebze+meyve+tahıl); hiç işlemeden tüketme ve az ya da çok işleyerek tüketme gibi ölçütlere göre dünya mutfaklarını tarihi süreçleri, imparatorluk kültürlerini ve sosyal şartları da dikkate alarak üç ana grupta toplar. 1. Çin mutfağı (et+sebze ağırlıklı), 2. Fransız mutfağı (et+tahıl ağırlıklı), 3. Anadolu mutfağı (sebze+tahıl ağırlıklı). Göçer hayat nedeniyle yiyeceği yiyeceğin içinde saklama diyalektiğini kullanan Anadolu mutfağının en dengeli ve en lezzetli olduğunu kaydettikten sonra ilk tahıl tarımının -bezelye-, ilk meyvenin -elma- Kafkasların devamında Anadolu coğrafyasında yetiştirildiğini not eder. Farkı vurgulamak için yoğurt, tulum peyniri, etli börek, puf böreği, tas kebap, hamur tatlıları, incir tatlısı, dolmalar, hamsili pilav, tavuk göğsü, mumbar dolması, un sarması, içli köfte, kavurma gibi yiyecekleri örnek verir. Mutfaklara baharatı ve sosu sokanın Hint ve Slav halkları olduğuna işaret eder.
Candan ağabeyi “manevi evladı” kabul eden Hoca’yı anmadan bu yazı tamamlanamaz. Hoca ona bizden önce görevini yapmıştı: Daha unutulmazını tekrarlayacağından eminim ama şu an yoksun olduğu için kendime vazife bildim.
1990 yılı mart ayında yedi aya yakın takma isimle üstelendiğim Toplumsal Kurtuluş Dergisi genel yayın yönetmenliğini Candan ağabeyime devrettiğimiz 30. sayıda, Hoca’mızın bir başyazısı yayımlanmıştı. Hoca’mızın can-dostlarına dahi devrimci mücadeleye yaptığı iş/katkı düzleminden bakarak Candan ağabeyimizin seçkin kişiliğini belgeleyen bu özlü yazısını aşağıda sunuyorum.
“Candan Baysan 1967 yılında ODTÜ İdari İlimler Fakültesini bitirdi. Akademik standartları yüksekti, benim de öğretim üyesi olduğum Ekonomi ve İstatistik Bölümü’ne asistan olarak girdi. Derhal Amerika Birleşik Devletleri'ne John Hopkins Üniversitesi’ne yüksek lisans çalışmaları için gönderildi.
Türkiye İşçi Partisi’nin yükseldiği dönemde üniversiteye girdi. (1968 TİP Merkez Bilim ve Araştırma Kurulu üyesi oldu) Bu dönem ODTÜ, SBF ile birlikte, solculuğun kalesiydi. Ancak Candan mezun olurken üniversite gençliği arasında ibre TİP’ten Doğan Avcıoğlu ile Mihri Belli'nin başını çektiği Milli Demokratik Devrim Partisi’ne kayıyordu. Bana, Türkiye'ye ya da İngiltere'ye yazdığı mektuplarda ibrenin hareketini görüyordum.
Yetmişli yılların ortasında Türkiye'ye döndü. Artık akademik kariyerden uzaklaşıyordu. Benim yönetimimde çıkan Yürüyüş dergisine katıldı ve Metin Çulhaoğlu, Mehmet Aközer ile birlikte Yürüyüş’ün en büyük yükünü taşıdı. DİSK’e bağlı Sosyal-İş’te eğitim uzmanı olarak çalışmaya başladı (1978)... TİP Ankara İl Yönetim Kurulu’nda görev aldı. TİP Sosyalist İktidar ayrışımında Metin Çulhaoğlu, İlhan Akalın ve Candan Baysan merkezden ayrıldılar.
“TİP Planı” olarak bilinen “Demokratikleşme Planı”nı(n) bütün ekonometrik ve istatistik yükünü aldı. Bu plan birkaç kişi ile birlikte Candan'ın imzasını taşıyor.
Daha sonra Sosyalist İktidar dergisinin kuruluşuna katıldı. Ancak 1980 yılına doğru arkadaşlarının zoru ile aktif mücadeleden ayrılarak İslam Konferansı çerçevesinde Ankara'da kurulan kısa adı “İslam Merkezi" olan İslam Ülkeleri İstatistik Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi’ne geçti. Bu uluslararası kuruluş niteliğindeki merkezde başkan yardımcılığı ve İstatistik Bölümü başkanlığı yaptı.
Ekin’in daha sonra Ekin Bilar’ın kurucuları arasında yer aldı ve en büyük maddi katkıyı yaptı. Öğretim Üyeleri Derneği'nin kurucusu ve Dönem Yayıncılık A.Ş'nin kurucu hissedarı oldu. Kuruluşundan itibaren Toplumsal Kurtuluş’a başta maddi olmak üzere en fazla katkıda bulunanlardan birisiydi. İlk zamanlarda (Toplumsal) Kurtuluş'u en çok Bilgesu Erenus, Erhan Tezgör ve Candan Baysan finanse ettiler. Şimdi diğer bütün uğraşlarını bıraktı, Toplumsal Kurtuluş’un Genel Yayın Yönetmenliğini üstleniyor. (…)
Cömert, affedici, hoşgörülü herkeste beğenecek yanı bulmada üstün uzmanlığıyla Candan'ın bürolarımızdaki yoldaşlık ruhunu arttırmasını ve geçmiş kırgınlıklara merhem sürmesini diliyorum.”3
Bitiriyorum. 1978’de Yalçın Hoca’nın önderliğinde Sosyalist İktidar yoldaşlığı ile başlayan dostluğumuz Toplumsal Kurtuluş’un emektarlığında pekişerek, Adapa Yayınevi'nde kurucu ortaklığa dönüşerek bu günlere kadar aksamadan geldi. Geçerken, üzerinde ayrıca durmayı bekleyen Adapa günlerimiz için kısaca değinmiş olayım; ortaklarım Toplumsal Kurtuluş’un ilk yazı işleri müdürü sevgili arkadaşım Servet ve kıymetli Candan ağabeyimle, ikisi de sonsuzluğa göçtü, özellikle Candan ağabeyle zamanı kendine uydurmaya çalışmasından başka bir uyuşmazlığımız olmadı. Azala azala geldik ama Hocamızı da hiç yalnız bırakmamayı bir vefadan öte, sosyalist mücadelemizin sorumluluğu bildik.
Ankara’da şimdi benim için yeri doldurulamaz bir boşluk içindeyim.
Yoldaşlığını, dostluğunu hayatımın en narin değeri olarak saklayacağım.
Candan ağabey dostluğuna sadece sevgisini, neşesini, erdemini değil, özlediğimiz dünyanın değerlerini de taşırdı. Sen “yeni insan”a somut bir modeldin.
Sağ ol Candan ağabey!
Seni çok özleyeceğim.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
