Sayfa yolu
Britanya’da Yeşiller solda alternatif olabilir mi?
Yayın Tarihi: 18.10.2025 , 00:08 Güncelleme Tarihi: 18.10.2025 , 16:17
Britanya’da büyük bir başarı ile 1 yıl içinde en hazzedilmeyen hükümet olmayı başaran İşçi Partisi (Labour) ve çöken Muhafazakar Parti (Tory) karşısında yükselen ve anketlerde % 30 oyla tek başına iktidar olabilecek bir konuma gelmesi beklenen aşırı sağ Reform Partisi üzerine tartışmalar öne çıksa da solda da ilginç ve beklenmedik gelişmeler yaşanıyor. Corbyn-Sultana ikilisinin “Senin Partin” girişiminin daha henüz kurulmadan kendi içinde kavgaya girmesinden faydalanan Yeşiller Partisi solda alternatif arayanlar açısından bir anda popüler hale geldi. Bu rüzgarı yaratan esas figür ise partinin başına 2 Eylül’de geçen Zack Polanski oldu.
Yeni bir siyasi figür: Zack Polanski
Zack Polanski hem Labour hükümetine tepki gösteren hem de Reform tehlikesinden kaygı duyan geniş bir kesimin desteğini çeken, etkili konuşmalar yapan, mesajını net ve açık şekilde dile getiren bir kişi. Geçmişinde tiyatro ve dizi oyunculuğu olduğu için sahnedeki deneyimini yansıtıyor. İlginç bir kişi, hatta bazı sağcı köşeyazarları açısından “wierdo” (garip) bir tip.
Manchester’dan Yahudi bir ailenin çocuğu, zengin bir aileden gelmiyor, annesi aktris, babası bir mağazada çalışıyor. İyi okullarda burslu okumuş. 18 yaşında ismini değiştiriyor. Üvey babası ile aynı isme sahip olduğu için kendisini ondan uzaklaştırmak için David olan ismi yerine, sevdiği bir romandaki Yahudi karakterin ismi olan Zack ismini tercih ediyor. Soyadını ise İngiltere’ye 2. Dünya Savaşı yıllarında geldiklerinde antisemitik saldırılardan korumak için değiştiren dedesinin gerçek soyismi olan ve Yahudi kimliğini yansıtan Polinski olarak değiştiriyor. Tiyatronun dışında hipnoterapist olarak çalışıyor. 2013 yılında müşteri görünümüyle gelen bir gazetecinin talebiyle müşterisinin göğüslerini hipnoterapi yoluyla büyütmeye çalışıyor. Bunun mümkün olduğunu ve kendisinin yapabileceğini söylüyor ve deneyi gerçekleştiriyor. Bu deney gazetede haber olup teşhir edilince de özür diliyor. Merak edenler olabilir ama anlaşılıyor ki deneyi başarısız olmuş.
Eko-Popülizm
Polanski kendisini eko-popülist olarak tanımlıyor. Bu yaklaşıma göre hayat mücadelesi veren, giderlerini ve faturalarını ödemek zorunda olan yoksul, çalışan insanlara iklim krizine karşı harekete geçme çağrısı yapmak anlamsız ve yanlış. Bunun yerine yerel ve merkezi hükümetin kamucu politikalarla yeşil ve yenilebilir çözümlere yatırım yapmalı ve yoksul halkın ihtiyacı olan güzel bir ev ve iyi bir yaşam taleplerine cevap verirken doğaya uyumlu çözümler öne çıkmalı. Örneğin konut sorunu çözülürken inşa edilen konutlar çevreyi kirletmemeli ve yenilebilir, sürdürülebilir, doğa dostu ürünler ile inşa edilmeli.
Bu yatırımları yapmak için bütçeyi de vergi sistemini adil hale getirerek bulmayı savunuyor. Çalışanların değil, zenginlerin, özellikle milyarderlerin vergilerini arttırarak bunu çözmenin mümkün olduğunu söylüyor. Milyarderlerden alınacak % 1 ekstra vergi ile sağlık sisteminin ücretsiz olabileceğini iddia ediyor.
Çok paylaşılan ve duygusal yönden etkili bir videosunda büyüdüğü işçi mahallesinde dolaşırken kendisi çocukken de insanların yoksul olduğunu, zorluklar yaşadığını ancak o dönemlerde herkesin umutlu olduğunu, artık bu umudun çalındığını ve yeniden herkesin sıradanlaşmış umuda sahip olması gerektiğini belirtiyor. Servet vergisi denildiğinde kendisine küçük esnafın itiraz ettiğini, çünkü kendilerinin kastedildiğini sandıklarını, oysa onun kuaförden veya tamirciden vergi almaktan bahsetmediğini anlatıyor ve insanların Britanya’da milyarderlerin nasıl bir gelire ve yaşama sahip olduklarını tahmin dahi edemediklerini, gelir adaletsizliğinin boyutlarını anlayamadıklarını vurguluyor. Bu nedenle şöyle formüle etmeyi tercih ediyor: gece uyuyup sabah kalktığında, parmağını dahi kaldırmadan, sizin 1 yılda kazandığınızdan daha fazla parayı kazananları hedef aldığını belirtiyor. Bu insanlar % 1 fazla vergi verseler bütçedeki fark kapanır ve herkes umutlu olmaya başlar diyor. Milyarderler durmaz kaçar diyenlere de onların da sağlıklı, huzurlu ve ekolojik bir toplumdan çıkarları olduğunu, hep birlikte kazanılacağını söylüyor ve ayrıca milyarderlerin paralarını, yatırımlarını alıp gitmelerinin kolay olmadığını öne sürüyor. Parasını götürebilir ama evini, villasını taşıyamaz diyor.
Bu düşüncenin sosyalizmle ve radikalizmle hiçbir ilgisinin olmadığı açık. Hatta Davos Zirvesi gibi platformlarda ve Financial Times gibi gazetelerde birçok milyarderin servet vergisini öne sürdüğünü, daha fazla vergi vermeleri gerektiğini savunduğunu, vergi vermemek için ülke değiştirenleri eleştirdiğini rahatlıkla görmek mümkün. Örneğin 11-12 Ekim tarihli Financial Times Weekend gazetesinde ünlü Lush kozmetik firmasının sahibi ve Britanya’nın en zengin insanlarından biri de “Vergi vermeyi sevmiyorum ama vergi vermemiz gerekir, herkes City’e bakıyor ama orası kumarhane” deyip yüzlerce milyon poundu kurduğu yardım derneğine verdiğinden bahsediyor.
Polanski sosyalizm kelimesini kullanmayı tercih etmiyor. Sosyal meselelere değiniyor, bu yönde talepleri savunuyor. Ama radikal bir yönü yok. Örneğin, Corbyn ve Sultana ekibi gibi kamulaştırma talebi ön planda değil. Gelir adaletsizliği, adil vergi sistemi ve yeşil yatırım vaatleri ön plana çıkıyor.
Gazze konusu
Polanski’nin bu dönem rüzgar yaratmasının aslında en önemli sebebi Gazze konusundaki net duruşu. Sosyal konularda anlaşılır mesajlar vermekle birlikte tereddütsüz şekilde Filistinlileri savunuyor, İsrail’in soykırımına karşı çıkıyor. Yahudi bir parti başkanı olarak Britanya’da antisemitizme karşı mücadele etmekle İsrail Devletinin işgal ve soykırım yapmasını protesto etmenin farklı konular olduğuna değiniyor. Bu da özellikle Filistin’e halkın desteğinin yüksek olduğu Britanya’da bunu en net savunan parti olarak Yeşillere olan ilgiyi arttırıyor.
Anketlerdeki durum
Yeşiller bugüne kadar daha çok yerel seçimlerde başarılı olan bir parti. Yerel ittifaklar ve çevre sorunu üzerinden belediye yönetimlerine temsilcileri seçiliyor. Genel seçimlerde 1 veya 2 vekil çıkarıyorlar. Oy oranları genelde % 3-5 arasında. Corbyn zamanı solda desteği Labour almıştı, Corbyn partiden kovulunca bağımsız adaylar ve Yeşiller dağılan desteği toplamıştı ve partinin oy oranı % 10a yaklaşmıştı. Corbyn yeni parti kuracağını ilan edince 800 bini aşkın kişi yeni partiye ön kayıt yapmıştı, anketlerde öne çıkmıştı. Bu esnada Yeşiller eski oy oranına düşmüştü. Corbyn ve Sultana kavga edince insanların morali bozuldu ve tam da bu kavga sırasında Zack Polanski lider seçilip Filistin’den konut sorununa birçok konuda net mesajlar vermeye başlayınca Yeşillere yönelim arttı. Partinin üye sayısı 3 hafta içinde 60 binden 105 binin üstüne çıktı. Kısa sürede LDP’den fazla üyesi oldu, yakında Toryleri geçmesi bekleniyor. Anketlerde % 15e çıkıp Labour’u yakaladı. Bu anketlerde henüz Corbyn’in partisi henüz yok. Corbyn’e gönderdiği sempatik mesajlar ve seçimlerde ortak hareket etme çağrısı da solun birleştiği adres algısını geliştirdi. Corbyn de bu çağrıya olumlu cevap verince seçimlerde sol alternatif konusu şekillenmeye başladı.
Nato ve Rusya meselesi
Yeşiller Partisinin bırakalım radikal ve alternatif bir ekonomi politikasının olmadığını, bu söylemlerin sistemin sahipleri arasında da dile getirildiğini belirtmiştim. Diğer önemli mesele ise Yeşillerin NATO ve AB destekçiliği konusu. Yeşiller partisi son kongresinde Rus saldırganlığına karşı NATO’nun gerekli olduğunu, Ukrayna’yı tamamen desteklediklerini, her türlü yardımın yapılması gerektiğini belirttiler. NATO’nun reforme edilmesini, savaşı değil, barışı koruması gerektiğini, tehditlere karşı üyelerinin güvenliği için en doğru çatı olduğunu vurguladılar. Hatta Zarah Sultana “Senin Parti” girişimi çalışmaları esnasında neden Yeşiller ile birleşmediklerini ve ayrı bir parti kurduklarını sorduklarında Yeşillerin sosyalist olmadığını ve NATO’yu savunduğunu, kendilerinin ise NATO’dan çıkmayı istediklerini belirtti.
Polanski ise kendisinin kişisel olarak Britanya’nın NATO’dan belirli bir süre sonra çıkması gerektiğini savunduğunu dile getiriyor. Ama bunun sebebi NATO’da ABD gibi güvenilmez bir ortağın olması. Bu nedenle onun önerisi Avrupa özelinde NATO tarzı ayrı bir güvenlik örgütünün kurulması. Bununla birlikte BBC’de bir tartışma programında Reform Partisi yöneticisi Zia Yusuf’a “faşist” demesi ve göçmenleri savunması ilgi çekse de Reform partisini Rusya ile işbirliği yapmakla ve Rusya’dan para almakla suçlaması da dikkati çeken bir konu oldu.
Labour solu bırakıp Torylerin yerine geçince Britanya’da sistemin sol tarafı boş kalmıştı. Bunu Labourdan kovulan Corbyn’in doldurmasını sistemin sahiplerinin arzu etmesi beklenemez. Corbyn her ne kadar reformist bir yaklaşıma sahip olsa da barış, NATO, nükleer silahlar, Filistin, askeri müdahaleler konularında 40 yılı aşkın süredir net bir duruşu olan, sendikalarla çalışan, kamulaştırmayı savunan ve sosyalist-devrimci güçlerle ortak hareket eden bir kişi. Ancak kendi hataları nedeniyle bu momentumu yitirmeleri ve Polanski’nin bu boşluğu ve tepkiyi kendi lehine kullanması ve solu hem üye sayısı hem de gündemler üzerinden domine etmesi sistem için tercih edilir bir durum. İngiliz yeşillerin bugünkü sol söylemlerinin zamanla daha fazla silinmesi ve Avrupa’daki benzerlerine uygun bir hatta yerleşmesi kuvvetle muhtemel.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.