Sayfa yolu
Britanya’da Elizabeth döneminin sonu: Şimdi ne olacak?
Yayın Tarihi: 11.09.2022 , 08:19 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12
Birleşik Krallık, Kraliçe 2. Elizabeth’in 8 Eylül’deki ölümüyle 10 günlük yas dönemine girdi. Tahta çıkışının 70. yılını birkaç ay önce kutlayan kraliçe, Britanya tarihinin en uzun süre tahtta kalan monarkı olarak tarihe geçti. 1,5 yıl daha dayansaydı dünyanın en uzun süre tahta kalan monarkı olacaktı.
Ölümünün ardından tüm TV’ler ve yerel ve ulusal tüm radyolarda kendisini öven programlara yer verilirken hüzünlü müziklerle ve tek yönlü, hiçbir kaygı ve eleştiriye yer vermeyen söylemlerle toplum sürece dahil edilmeye çalışılıyor. Kraliyetin törensel ve gösterişçi yönü, ilginç ve tarihi kıyafetler giyen görevliler derken seyirlik, magazinel ve turistik yönü ön planda olan bir yas süreci yaşanıyor.
Ölümü üzerine sadece muhafazakarlar değil, İşçi Partisi lideri de duygusal konuşmalar yaptı. Starmer hızını alamayıp onu Britanya tarihinin en büyük monarkı ilan etti. İskoçya’nın bağımsızlığını savunan SNP dahi kendisinden övgüyle, olumlu şekilde bahsetti. Monarşi karşıtı duruşuyla bilinen Corbyn de ailesine ve ölümüne üzülenlere başsağlığı dileyip kendisiyle yaptığı çilek reçeli tarifi sohbetinden bahsederek olumlu, kişisel bir yaklaşım sergiledi. Sosyalist örgütlenmeler, bazı İskoç bağımsızlığı yanlıları ve Kuzey İrlanda’nın ayrılmasını savunanlar dışında eleştirel bir yaklaşıma pek rastlanmadı. Son aylarda işçi hareketinin yükselişine öncülük eden RMT ve CWU sendikaları da Eylül ayındaki grevlerini ertelediler. Bunun “işçilerin taleplerinin karşılandığı” şekilde esprili şekilde yorumlayanlar olsa da sosyalist, sol örgütlenmelerde Elizabeth üzerine eleştirel söz söyleyip medyanın şimşeklerini üzerine çekmeme, yeni bir gündemle toplumda bir tartışmaya neden olmama ve son dönemde ivme kazanan ve sempati toplayan hayat pahalılığı karşıtı sınıfsal ve sosyal mücadeleye odaklanma kaygısı ağır basıyor.
Unutulan geçmiş
Elizabeth’in 70 yıldır tahtta olması, yaşlılığı ve toplum nezdinde alışılmış, kabul edilen ve saygı gören biri olması da bunda önemli bir etken.
Elizabeth tahta çıktığı ilk dönemlerde (50li, 60’lı, hatta 70’li yıllarda) politikada, bilhassa dış politikada etkin bir siyasi figürdü. Birçok ülkedeki “tebaasını” ziyaret ediyor, sömürgecilik karşıtı ulusal kurtuluş hareketlerine karşı politik ve diplomatik müdahalelerde yer alıyor, bu ülkelerde gerçekleşen katliamları, darbeleri ve baskı politikalarını güçlendiren bir rol oynuyordu. Dönemler arası geçişlerde sembolik bir konumu oluyordu. Ancak son 20 yılda, yaşlılığının da etkisiyle, uluslararası alanda diplomatik girişimlerde daha geride durduğu ve birçok işi çocuklarına bıraktığı için insanların aklında ve hatıratında siyasetin görece dışında ve üstünde, devamlılığı ve istikrarı temsil eden, seçilmiş liderlere ve hükümete yol gösteren, öğüt veren, bilge bir devlet insanı algısı öne çıkarıldı.

Bu nedenle mesajlarda da genellikle işine ve görevlerine bağlılığı, son ana kadar ülkeye hizmet etmesi, öz disiplini gibi sıfatlar öne çıkarılıyor. Bir de tabii ki tüm bu işlerin içinde kraliyet ailesinin lideri olarak, bir anne ve büyük anne sıfatıyla ailesiyle de yakından ilgilendiğine vurgu yapılıyor. Bu söylemlerin doğru olduğunu kabul edebiliriz. Sonuçta görevlerini yerine getirdiği gibi aile üyelerinin yarattığı dertlerle ve skandallarla da sürekli uğraştı. Bir oğlunun yetişkin olmayan küçük kızlara cinsel istismarda bulunduğu kanıtlandı ve yüklü bir tazminatla mahkemeden kendini kurtarabildi. Şimdiki kral Charles 3’ün yakın dönemde Ürdün Kralı ve Katar Emiri’nden vakfına bağış olarak birkaç milyon poundu elden, çantayla aldığı ortaya çıktı. Kraliyet ailesi içindeki ırkçı söylemler ve “gaf”lar da sürekli gündem oldu. Meghan’ın çektiklerini okurlarımız zaten biliyor.
Monarşiye destek azaldı
Monarşi açısından bu dönemin bir özelliği de monarşiye halkın verdiği desteğin en düşük seviyede olması. Son dönemde yapılan anketlerde monarşiye destek yüzde 60’lara düşmüşken cumhuriyet isteyenlerin oranı da yüzde 30’lara yükseldi. Monarşiyi destekleyenlerin oranı 90’larda ve 2000’lerde yüzde 70 seviyesinde, 2010’larda ise yüzde 80 seviyesindeydi. Destek verenlerin hepsi monarşist değil. Ancak temsiliyet, istikrar, iş bölümü, tavsiye verme, milletler cemiyetini bir arada tutma gibi başlıklar adı altında birçok insan da açıktan karşı çıkmıyor. Ancak son dönemde kraliyet ailesine ilgide gözle görülür bir azalma fark ediliyor.
Burada en düşük destek gençlerde görülüyor. 18-24 yaş arasında destek oranı yüüzde 30’lara iniyor. Ayrıca bağımsızlık talebinin yükseldiği İskoçya’da monarşiye destek azalıyor. Kuzey İrlanda’da İrlanda ile birleşmeyi savunanlar zaten cumhuriyetçi olduğu için onlarda sempatinin zerresi yok. Bununla beraber kraliçenin devlet başkanı olduğu çoğu Karayiplerdeki birçok ülkede cumhuriyete geçme süreci devam ediyor. Bu ülkeler sömürge dönemindeki katliamlar ve kölelik nedeniyle tazminat da istiyorlar.

Son dönemde Guardian’ın editöryal ekibinin de çağrısını yaptığı üzere birçok kesim Elizabeth’in son monark olmasını ve ardından cumhuriyete geçilmesini savunuyor. Yaşı, deneyimi vb. sebeplerle Elizabeth’le hesaplaşma yerine ondan sonrasına karar verilmesi öneriliyor. Bazıları da, şayet monarşi kalsa bile Kıta Avrupası kraliyet ailelerinde olduğu gibi daha sembolik olmasını istiyorlar. Britanya’da kraliyetin siyasi, ekonomik, kültürel ve dini konularda müdahale imkanlarının çok daha fazla olduğu dile getiriliyor.
Bugün bu tartışmaların bastırılmasında medyanın yanı sıra İşçi Partisi lideri Starmer’in açıktan monarşist bir tutum alması ve hiç mesafe koymamasının etkisi yok sayılamaz. Ancak Charles’ın, yaşını almış olsa da, annesinin yararlandığı iltimastan faydalanması zor görünüyor. Prenses Diana’ya reva gördükleri zaten akıllarda, ayrıca bavulda nakit para kabul etme gibi görgüsüzlükler de dikkat çekiyor. Doğallığında onun harcamaları, ziyaretleri, politik müdahaleleri daha fazla dikkat çekecektir. Şu anki yas törenlerinin ve farklı düşünceye yönelik medya ablukasının ardından daha rahat eleştirilecektir. Ondan sonra gelecek olan ve oldukça genç olan William’ın kredisi ise Charles kadar dahi yok.
Bilhassa ekonomik krizin, hayat pahalılığının derinleştiği, kışın enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle ısınmanın ve diğer temel ihtiyaçları gidermenin zorlaşacağı, işçi grevlerinin daha da artmasının beklendiği, hükümetin ise aşırı sağ ve neo-liberal politikaları pervasızca savunduğu bir dönemde 10 günlük zoraki yas döneminin ardından halkın gerçek gündemine daha hızlı şekilde döneceği öngörülebilir. Bu sert siyasi ortamda kraliyet ailesinin gösterişçiliği, zenginliği, skandalları ve mevcudiyeti toplumun gözüne daha fazla batacaktır.
Hala etkili bir kurum
Ancak kraliyet ailesi ve monarşi, İngiliz siyasi sisteminin içine derinlemesine işlemiş bir kurum. Aristokrasinin ve aristokratik unvanların halen itibar gördüğü, buna uygun özel okul ve yükseköğrenim sisteminin devam ettiği, aristokrasinin somutlaştığı toprak sahipliğinin küçük bir kesimde biriktiği (İngiltere’nin yarısına nüfusun yüzde 1’i sahip ve kraliyet ailesi tüm toprakların yüzde 1,4’ünün doğrudan sahibi), bu kesimin finans sermayesi ile birleştiği, City’de ve doğrudan monarşinin yönettiği, crown dependencies denilen vergi cenneti adalarda sadece kendilerinin değil, tüm dünyanın kara para aklayıcılarının, zenginlerinin, yolsuz siyasetçilerinin birikimlerinin kontrol edildiği, ekonominin temelinin rant ekonomisine dayandığı bir ülkede siyasi, kültürel, dini ve sosyal yaşamda da güçlü ve tarihsel kurumlar etkisini koruyor. Bunlara yönelik cumhuriyetçilerden levellerslara (düzleyiciler), diggerslardan (kazıcılar) luddistlere, chartistlerden sufrajetlere ve sendikal harekete tarihsel bir tepkiyi, muhalefeti ve karşı koyuşu da unutmamakta fayda var tabii ki.
Charles kendisini sosyal davalara adayan, aktivist bir imaj çiziyor ve aktivist bir kral olacağı düşünülüyor. Özellikle iklim krizi meselesinde öne çıkıyor. Yeni hükümetin iklim krizini reddeden bir tutum içinde olması, Kuzey Denizi’nde gaz yataklarına daha fazla yatırım yapılacağını, net sıfır hedefinden uzaklaşıldığını belirtmesi ile Charles ile hükümet arasında söylemsel farklılıklar olabilir.
2. Elizabeth savaş sonrası dünyada anti-komünist cephede, İngiliz emperyalizminin görece zayıfladığı, geri çekildiği, sömürgelerinde kurtuluş savaşları sonucunda dekolonizasyonun yaşandığı, 1990’lardan günümüze neo-liberal politikaların uygulandığı yaklaşık 70 yıllık tarihin her aşamasında önemli bir figür olarak yerini aldı ve bu dönemde yaşananlarla anılmaya devam edecek.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.