Sayfa yolu
Bozkır'da filizlenen umut: ODTÜ Ormanı'nın yaşayan öyküsü
Yayın Tarihi: 09.10.2025 , 07:48 Güncelleme Tarihi: 09.10.2025 , 08:06
Dağların heybeti ya da denizlerin sonsuzluğuyla yarışamaz bozkırın sessizliği.
Tozlu rüzgârı insanın yüzüne çarpar, fısıldar usulca; neyi yapabildiğini, neyi yapamadığını, neyi yapmak istediğini. Ankara’nın bozkırında, Cumhuriyet'in kavgasının verildiği bozkırda, yine böyle bir umut filizleniyordu.
ODTÜ, yalnızca bir üniversite değil, aynı zamanda bir mücadelenin, bir direncin, insan eliyle yeşermiş bir ormanın öyküsüdür.
Bozkırın çorak toprağında yeşeren bu umut, bugün binlerce ağacın gölgesinde nefes alıyor.
Bir bozkır hayali: ODTÜ’nün ilk yılları
1923’te Cumhuriyet, İstanbul’da saraya karşı Ankara’nın bozkırında yeni bir dünya kurma iddiasıyla doğdu.
Nâzım Hikmet, Kuvayi Milliye destanında, kavganın mekanını şu dizelerle anlatır:
“Ankara suyunun döküldüğü yerden
Eskişehir kuzeybatısına kadar
Sakarya mecrası uçurumlar içinden geçmektedir.
Güneyde
ve güneydoğuda
yapraksız ve hazin,
geniş ve uzun
ve insana bıraktığı hiçbir şeye acımadan
ölmek arzusu veren
Cihanbeyli Ovası:
Çöl…”
Bu çöldeki umut ilk olarak 1923’te genç Cumhuriyet'in saltanatı yıkmasıyla yeşerdi.
Aradan geçen yıllardan sonra 1956’da ODTÜ’nün kuruluşuyla şekillenmeye başlayan mücadele ise Cumhuriyet'in yetiştirdiği bir neslin hayalleriyle şekilleniyordu. Genç Cumhuriyet'in ilk kuşakları kendilerine biçilen kalıplara sığmıyor iyiyi, güzeli, umudu ve yarına dair inancını yeşertmenin yollarını arıyordu.
Üniversite dedikleri yer, o yıllarda “ODTÜ bozkırı” olarak anılan, barakalardan müteşekkil bir yerleşkeydi. Ve 1961’den itibaren bu bozkır, bir ormana dönüşme hayaliyle buluştu. İşte ODTÜ, o andan itibaren sadece bilim ve eğitimde değil, doğaya karşı verdiği mücadeleyle de sembol oldu. İnsan eliyle yaratılan ender ormanlardan biri olan ODTÜ Ormanı, bugün 30 milyondan fazla ağaca ev sahipliği yapıyor.

Kemal Kurdaş’ın inadı
İnat da bir murattır der eskiler. Kemal Kurdaş'ınki de bu cümle kavlinden.
ODTÜ’yü ODTÜ yapan değerler, 1961-1969 yılları arasında rektörlük yapan Kemal Kurdaş’ın vizyonuyla şekillenir. Kurdaş, üniversiteyi bir ortaokul büyüklüğünden alıp modern bir kampüse dönüştürürken, işe ağaç dikmekle başlar.
3 Aralık 1961’de, işçisinden öğrencisine, akademisyeninden idari personeline, hatta eş ve çocuklarına kadar tüm ODTÜ, ilk “Ağaç Dikme Bayramı”nda bir araya gelir. Eldeki tek sermaye ise umuttur. Sahici, iradeden beslenen bir umut...
Kemal Kurdaş, o günü şu sözlerle anlatır:
“3 Aralık’ta ben üniversiteyi barakalardan aldım, zaten üniversite bir ortaokul büyüklüğündeydi, 350 talebesi falan vardı. Oradan buraya, öğrenciler, önde bando takımları ve bayraklarla yürüdük. Ben çok heyecanlandım, çocukların heyecanını sevdim, hocaların heyecanını sevdim ve o akşam içimden: ‘Ben bu üniversiteyi yaparım, burada heyecan var’ dedim.”
Bu bayram, bir gelenek haline gelir zamanla. Her pazar, Kurdaş elinde sopayla yurtlara girer, uyuyanları gürültüyle uyandırır, uyanıkları toplayıp ağaç dikmeye götürür. O dönemin tanıkları, bu çabayı adeta bir şölen gibi anlatıyor.
Kurdaş’ın bu inadı, bozkırda umut yeşertmenin ne demek olduğunu gösteriyor. Bir avuç insan, bir avuç fidanla koca bir orman yaratır.

‘Ağaç dikmeyene diploma yok’
Kemal Kurdaş’ın “10 ağaç dikmeyen diploma alamaz” sözü, dönemin ruhunu özetliyor. İlk öğrencilerden Türel Saranlı, o günleri şöyle anlatıyor:
“Mimarlık Fakültesi binası henüz inşa halindeydi, sonbahara yetiştirilmeye çalışılıyordu. Diploma töreni onun otoparkında düzenlenmişti. Bütün gelen öğrencilere, Mimarlık Fakültesi’nin Hazırlık Okulu’na doğru olan tarafında hazırlanmış çukurlara 10 tane fidan dikmeyene diploma verilmeyeceği söylenmişti.”
O zamanlar bir hayalden ibarettir ODTÜ Ormanı. Bozkırın ortasında orman yaratma fikri, kimileri için hayalden de öte imkânsızdı. Dönemin Yeşil Türkiye Cemiyeti, ODTÜ için hediye ettiği fidanların ziyan olacağından endişe eder mesela. Zira dönemin ODTÜ rektörü ve öğrencileri bir imkansızı denemektedir. Hal böyle olunca, olan zavallı ağaçlara olacaktır. Öyle ya, bozkırda orman mı yeşerirmiş!
Oysa bugün, ODTÜ Ormanı’nda ağaçların gölgesinden bakanlar “olmaz” denilenin öyküsüne tanıklık ediyor.
Çetin Örgen: Çorak bir arazide yeşeren umut ve 68 kuşağı
Çetin Örgen, 1963-67 yılları arasında ODTÜ Fizik Bölümü'nde öğrencidir. Bu yıllar, 68 kuşağının memlekette sesinin yankılandığı, gençliğin sınıf mücadelesine omuz verdiği zamanlardı.
Çetin Örgen, o dönem yapılan bir ağaç şenliğinde tek seferde 110 ağaç dikerek şampiyon olur. Anlatırken masaya dayalı elini kaldırıp, havada savuruyor:
"Şampiyon dediğime bakmayın, işte en çok ağaç diken ben olmuştum arkadaşlar da tebrik etmişti hocalarla beraber. O kadar. Ama ellerimizle yaratılan o orman işte böyle güzel rekabetlerin ürünüydü."
Bir yaş ileride Sinan, gerimizde Hüseyin
Dönemin öğrencileri, 68 kuşağının bilinen isimleriydi: Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil ve daha nicesi.
Kah burada, kah oradalar… Varto depreminde yaraları sarmaya Muş’a da gidiyorlar, Hakkari’de Zap Suyu’na köprü de örüyorlar. ODTÜ’de ağaç da dikiyorlar ve illa ki mücadelenin içindeler.
Derslerinde başarılı, pırıl pırıl gençler. Emek emek, ilmek ilmek memleket daha iyisi olsun diye her şeyi yeşertmeye çalışıyorlar
“Sinan bir yaş büyüktü. Bir sınıf üstteydi. Hüseyin bir yaş gerideydi sanırım. Hep birlikte dikildi o fidanlar. Sinan'ı, Hüseyin'i, bir nicesi kazma kürek ellerde bir şenlikle ektik ağaçları. Ektikçe de şenledik.” diye anlatıyor Çetin Örgen.
Ümidin ve ağacın düşmanları
Örgen üniversite yıllarında edebiyatla da haşır neşir olduğunu söylüyor. Eline aldığı bir dergide Ahmed Arif'in ilk kez aldığı notların nüshalarını gösteriyor. Ankaralılar Çetin Örgen'i şiirleri ve mücadelesindeki inadıyla tanıyor. 2013 yılında Gezi Direnişi'nin ardından cereyan eden ve gündem olan ODTÜ Ormanları’nın kesimi mevzusunda gazeteler bir kez daha anımsadı kendisini.
ODTÜ ormanlarını kesmeye sebep olan şey Melih Gökçek’in “1071 Malazgirt Bulvarı” adını verdiği ve akabinde yeni rant alanlarına geçiş koridorunu oluşturduğu projelerinden biriydi. İşte o yol için kesilen ağaçlara karşı ilk siper olanlardan biriydi Çetin ve eşi Kamuran Örgen.
"Hiç yalnız bırakmadı beni Kamuran… Adını anmasam olmaz" diyerek gülümsüyor.
Üzerine K (kesilecek) işareti konulan ağaçlar kesildi ve rantın yolu ODTÜ’ye döşendi. Ardından İncek tarafında büyüyen rezidanslar ve yeni rant alanları kaldı geriye.
"Böyleler bunlar. Parayı görünce unuturlar her şeyi. Ağaca düşman olup da cumhuriyete dost olan görmedim ben." diyor Çetin Örgen. "Kemal Kurdaşlı yıllarda emeklerimizle teker teker diktik o ağaçları. Ama savunurken de aynı neşe ve umut gerekiyor, aksi mümkün değil. Bunlar umudun, ağacın düşmanı." diye ekliyor:
"Bak şimdi sincap da var orada, bilcümle kuş da. Öncesinde ne vardı? Koskoca bir bozkır. Bak böyle avucumun içi gibiydi o koca arazi. Buna düşmanlık ediyorlar. Akıl alır gibi değil."
‘Diktiğimiz ağaçlardan kalabalık olacağız’
Bir derken iki, sonra daha kalabalıklaşan öğrenciler, ağaç dikme şenliklerinde bir hayali yeşertirken aynı zamanda binlerce, milyonlarca ağacı da toprakla buluşturdu.
Söz bugün iktidarın çevre düşmanı politikalarına gelince Örgen tavrını değiştirmeden giriyor söze. Kendinden emin ve sakin bir edası var sohbetinde. AKP iktidarının çevre düşmanı politikalarını ve özelinde ağaca düşmanlıklarını anlatırken, "Daha kalabalık olmalıyız, çoğalmalıyız. Diktiğimiz ağaçlardan az olursak olmaz. Diktiğimiz ağaçlardan kalabalık olmalıyız. Olacağız da" diyor.
"Onca emek ve mücadelenin ardından hiç karamsarlığa kapılmadınız mı?" diye soruyoruz kendisine.
"Çok üzüldüm elbette bunca kötülüğü görünce. Hani insan bazen 'Daha mı kötüye gidiyor her şey?' demeden edemiyor. Ama umudumu hiç kaybetmedim. Kaybetmiyorum. Çünkü verilen hiçbir emek boşa gitmiyor, bunu biliyorum," diye yanıtlıyor.
“Ağaçlar kadar ihtiyacımız var” diyor Çetin Örgen, örgütlülüğe. “Hava kadar, su kadar önemli” diye ekliyor.
"Sistemli bir şekilde Cumhuriyeti yok ediyorlar. Üzgün olmak yetmiyor. Emekten yana örgütlenmek gerekiyor."
ODTÜ Ormanı, bir avuç insanın emeğiyle çöldeki bir vaha oldu. Kemal Kurdaş’ın inadı, Çetin Örgen’in ve yoldaşlarının azmi, 68 kuşağının mücadeleci ruhu, ODTÜ ormanını var etti. Ama bu öykü, sadece kök salan ağaçlardan ibaret değil. Bu aynı zamanda umudun, dayanışmanın, direncin de öyküsü.
Bozkırda yeşeren bu umut, bugün Eymir Gölü’nün kıyısında, gökyüzüne uzanan ağaçların gölgesinde yaşamaya devam ediyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.