Sayfa yolu
Bir pazar gününe Mustafa Tozkoparan ile uyanmak...
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 07.08.2022 , 10:20 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Türkiye Komünist Partisi Gebze İlçe Örgütü’nde ilçe başkanlığı dahil çeşitli görevler üstlenen, uzun yıllar sendikal mücadele yürütmüş olan Mustafa Tozkoparan ölümünün ikinci yılında bugün Gebze İşçi Evi'nde anılıyor.
Anma öncesinde mücadele arkadaşları Mustafa Tozkoparan'ı anlatan bir yazı kaleme aldı:
"Bugün günlerden Pazar, 4 Ağustos 2020’de kaybettiğimiz işçilerin Mustafa abisi, Gebze İşçi Evi’nde anılacak. Ailesi, arkadaşları, dostları, yoldaşları Mustafa abi ile birlikte öğrendiklerini, yaptıklarını, yapamadıklarını konuşacak, onu hayatlarına nasıl kattıklarını anlatacaklar.
Gebze malum, fabrikaların yoğun olduğu bir işçi havzası. 1960’lardan beri bu böyle… Yoğun göç alan, mavi yaka işçilerin ağırlıklı olarak yaşadığı, zamanla İstanbul kentleştikçe sanayisinin buraya kaydığı, yoğun emek sömürüsünün yaşandığı ancak aynı zamanda güçlü emek hareketlerinin de örgütlenebildiği bir bölge. Tam kent diyemiyoruz, kente benziyor ama ruhu taşra dersek, buraya daha uygun düşer. “Ekmek parası” için doğduğu yerleri terk edip Gebze’ye gelmiştir buradakilerin çoğu. Bu nedenle en büyük ortaklığımız “işçiliğimizdir”.
Burada hayat bir yandan günlük yaşanır, her gün binlerce işçi fabrikada işe başlar, sonra işten çıkıp bir başka fabrikaya girer veya bir süre işsiz gezer. Diğer yandan uzun süre çalışanlar, her geçen gün azalan gelirlerine göre hayatta kalmaya, karnını doyurmaya, çocuğunu okutmaya çalışır. Buradaki çocukların çok azı yaz aylarında tatil yapar, çoğunluğu 3 aylık dönemde annesinin veya babasının fabrikasında geçici olarak çalışır. Gece yarısı kent merkezlerinde göremediğiniz kadar çok kadını sokakta görürsünüz buralarda, vardiyaya gitmek için servis beklerken. Ve sokaklarda vardiyadan çıkmış yorgun yüzler görürsünüz her gün. Hafta sonuna doğru ellerinde yıkamak üzere aldıkları iş elbiselerinin olduğu poşeti ile yaşı ilerledikçe kamburu çıkan, fabrikanın gürültüsünden duyma yetisi iyiden iyiye azalan, ağır ağır yürüyen, hafta sonu bir günlük tatilinde, o da mesai yoksa, yapılacak işleri sıraya koymaya çalışan emekçiler doldurur her sokağı, meydanı. Bu hayatta, aynı derdi çekmek, aynı amire, müdüre, patrona sövmek, ortaklaştırır işçileri.
Ortak dert ne yazık ki ortak hareketi, ortak arayışı doğurmuyor kendiliğinden. Her ne kadar örgütlü mücadelenin, sendikal kavganın, fabrika önü direnişlerin güçlü örnekleri sergilenmiş olsa da işçi sınıfımızın örgütsüzlüğünü büyük oranda yansıtır burası. Bireysel olarak hareket ederek hakkını almak mümkün olmadığından işçi; ya bir amirden ya bir müdürden ya da bir patrondan beklentiye girer, ricacı pozisyona düşer kimi zaman fabrikalarda. Örgütsüzlüğün sonucu yalnızlıktır, yalnız insanın pusulası şaşmaya müsait hale gelir. Bölgedeki hayat derdi, dertlerin aciliyeti ve çıkışsızlığı çoğunlukla anlık çözüm arayışlarına, kendini kurtarmaya, kolay yoldan işini görme arayışına iter herkesi.
Mustafa abiyi böyle bir ortamda anlamak, anlatmak gerekir diye düşündük. Bazı insanlar, hayatı olduğunda daha kolay gösterirler. Onların yanında dertler daha kolay aşılır gibi gelir, daha bir neşeli olursunuz, kendinizi daha güçlü, değerli hissedersiniz. Mustafa abi de insana kendisini öyle hissettirenlerdendi. Karşısına oturduğunuzda sizi dinler, tartışır, derdinizi kendi derdi gibi alırdı. Sanki başka derdi yokmuş gibi…
Çok kişi misafir olmuştur evine, çok kişi içmiştir çayını… Burada kısa bir çay bilgisi verelim, çay ve Mustafa abi ayrılmaz ikildir. Ankara’nın göbeğindesiniz örneğin, eylemdesiniz mesela, güneş tepede, tanıdık yoldaşları bile bulmakta zorlanıyorsunuz, çaya ulaşmak isterseniz, Mustafa abiyi takip etmeniz yeterliydi. Çay onu o da çayı bir şekilde bulurdu, höpürdete höpürdete içer çayını sonra da bıyıklarını silerdi. Ya da yine bir şeyler düşüne düşüne omzunu biraz indirip, kolları arkada bağlayıp, aklında kırk tilki yürüyerek gözden kaçırmıştır kendisini. Bazen de birisini yakalamıştır umut dolu, girmiştir koluna gitmiştir bir çay bahçesine. Haber vermek pek meşrebinde yoktur. Ve siz onu kaybetmişken bir defa daha nerede bulacağınızı bilirsiniz!
Çayın fabrika işçileri için ayrı bir önemi vardır. 10 veya 15 dakikalık molalar dinlenme molalarıdır aslında, bizdeki adı ise çay molasıdır onun. O gürültülü, yağlı ortamda arkadaşlarınızla paylaşabildiğiniz kısa bir özgürlük anıdır çay molaları. Tadında biraz yorgunluk, biraz telaş, bolca eğlence ve dayanışma vardır...Aynı çay molalarında maaş zamları, hangi amirin kime bağırdığı, iş kazaları, patronun kızının altındaki lüks araba, hayat pahalılığı da konuşulur. Sınıfın öfkesi buralarda birikir.
Oradan alışkanlığı kalmış olsa gerek, Mustafa abinin evi ailecek size açıktır. Yoldan gelmiş yorgunsanız, Kader abladan domates peynir doğramasını ister, evde kalmadıysa Yağmur’u (büyük kızı) bakkala yollar sucuk aldırırdı. Küçük olan Ekin’in gitmesi gerekir aslında bakkala ama keçiliğinden gitmediği gibi gidene de cips sipariş eder. Kimse almaya yeltenmezse yumuşak karnıdır Mustafa abinin kendisi gider alırdı. “Eşşek sıpasına bakın, farkında mısınız inatçılıkta aynı ben” derdi bir de zevkten gülerek. Bu aile evinin kapısı, gündüz vardiya çıkışında da, gecenin 2 sinde de ardına kadar açıktır dostlarına, yoldaşlarına.
Kimi zaman bu kapıların ardında, kimi zaman Darıca’daki tarihi çınarın altında, çarşıdaki parti binasında veya fabrikaların önündeki direniş çadırlarında, çok patronun canını yakan kararlar alınmasında ve alandaki mücadelede ön saflarda rol oynadı Mustafa abi. Partili olsun olmasın çoğu kişi patrona baş kaldırmaya karar verdiğinde yanlarında bulmuştur onu. Bugün yanımızda olsaydı hiçbir detayını unutmadığına şahit olurduk.
Hesap kitap konusunda da şaşırtır sizi Mustafa abi. Uzun seneler kaynak işçiliği yapmış, Sarkuysan’da dökümde çalışmış, usta işçidir. Usta işçiler hesaptan anlamak zorundadır, fabrikalarda üretim sayılar ile ölçülür. Hesabı kuvvetlidir yani, sadece üretim işçiliğinde değil. Fabrikasında temsilcilik yaparken kuruş kuruş hesap sorar işçiler ile birlikte patrondan. Ama dostlarının, yoldaşlarının yanında hesap yapmaz, çorba mı içtin, yemek mi yedin birlikte, cebinde ne varsa bırakır çıkar. Para üstü mü kalmış, kendisininki ne kadar tutmuş, bunlar önemli değildir…
Mücadelede ve yoldaşlığında ondan yoksun iki koca sene geçirdik, zamanla daha iyi anlıyoruz. Mustafa abinin hesabı bir tek bu “şerefsiz patronlarla”ydı. İnsanın emeğini çalan, kendilerini dünya üzerindeki her şeyin sahibi ilan eden, her gün onca zenginliği üretmemize rağmen bizleri böylesine yoksul bir hayata mahkûm eden sermaye sınıfı ile hesaplaşmaktı esas mesele. Bu varken sorunu yanı başındaki tezgahtaki işçide, sokaktaki yurttaşta, eşinde, dostunda aramak saçmaydı. Birbirimize yüklenmenin, kızmanın, aramızdaki anlaşmazlıkların sınırı olmalıydı. Bu yüzden sermaye iktidarının yıkılmasının önceliği konusunda çok “netti” Mustafa abi. Gerisi bir şekilde hallolurdu.
Bunu, örgütlü olmadan, TKP’si olmadan yapamayacağını da iyi bilirdi. Sadece komünist Mustafa olarak değil, TKP’li Mustafa olarak bilinirdi buralarda. Partili, aktif mücadele içinde yani. Onunla siyaset konuşmaya başladıktan 10 dakika sonra meseleyi anlamış olurdunuz. Bundan sonra ya TKP’ye gelirdin ya da kaçmak için bahane uydururdun. Bu da çok “netti”. Partiye üyelik için yanında form olurdu, olmazsa da telefon edip olan birinden hemen getirmesini isterdi. Yan çizeceğini anlarsa karşısındakinin öyle çok sıkmazdı, evden ekmek bekliyorlar deyip çaydan son yudumu alıp kalkardı. Bir sonraki görüşmeye kadar kaçabilirdin… Ama bir tek patron yalakalarına, sınıf kardeşine “kalleşlik” yapana katlanamazdı. Karşılaştığında da kızmazdı biliyor musunuz, özellikle son yıllarda kızgınlıktan daha çok üzülürdü neden böyle “onursuz” davrandıkları için. Yanındaki yoldaşlarına da bir şekilde çok da şimdilik zaman ayırmayalım bu arkadaşa, daha zamana ihtiyacı var derdi, beklemesini bilirdi. Ancak karar verdiği bir “kavga” varsa o zaman da ne kadar sabırsız ve aceleci olduğunu görürdünüz. Mustafa abi sermaye sınıfından nefret ederdi, işçi sınıfının yapabileceklerine ise inanırdı, güvenirdi.
Yeri gelmişken, tırnak içinde net yazmamızın nedenini anlatalım. Mustafa abi 2018 seçim çalışmasında aday olduğu için birçok yerde, evde, kafede konuşma yapmıştı. Bu konuşmalarda sürekli aynı iki vurguyu kullanması o dönem partide aramızda şaka konusu olmuştu. Bu vurgular “çok net” ve “çok basit”’ti. Sorun ona göre “çok netti”, sermaye düzeni sorunların kaynağı ve yıkılması gerekiyordu. Çözüm ise “çok basitti” işçi sınıfı iktidarı almalıydı. Petrol İş’e gidiyoruz Flormar döneminde, polis çok basınç yapıyor diyor Şivan, Mustafa abi “durum çok net” diye anlatmaya başlıyor. MMO ya gidiyoruz, kavşak sorun var diyorlar, Mustafa Abi “bunların çözümü çok basit” diye araya giriyor…
Mustafa abinin aklındaki netlik gündelik ilişkilerine aynı şekilde yansımış, hesabın kimden sorulacağını, evini, aklını, hayatını kimlere açacağının kararını seneler önce vermesini sağlamıştı. Başka dertler ona göre bir şekilde çözülürdü, sen de çok dertliysen sana da “ya gel bir çay içelim, hallederiz” derdi ve bir şekilde derdinin ve çözümün parçası, yoldaşın olurdu, öyle göze sokmadan; hesap kitap yapmadan. Ve bu netlikle yaşadı yoldaşımız, bu netlikle aramızdan ayrıldı. Çok kişinin hayatında yerini alarak, mücadeleyi hepimizi için daha kolay ve daha güçlü kılarak.
Bugün Pazar, mutlaka çay içeceğiz. Çayımızı yalnız içmeyelim. Evimizi, aklımızı açalım dostlarımıza, yoldaşlarımıza. Onlara sermayenin şerefsizliğini, komünistlerin netliğini anlatalım, dayanışalım. Ve mücadeleye bir komünisti daha katalım. Mustafa abi de bunu isterdi; “ya işiniz gücünüz yok mu anma ile uğraşıyorsunuz gidin iki kişi örgütleyin” derdi. Bugün daha çok çay içelim, daha çok insana umut olalım, daha çok örgütlenelim. Şu konuda da Mustafa abi gibi net olalım;
Ve elbette ki, sevgilim, elbette,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet…
Gebze'den Yoldaşları"
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
