Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Bir kapitalizm öyküsü: Komünizmle mücadeleden Victoria's Secret mankenlerine CIA-Epstein sürekliliği

Bir genç, bir füze fırlattı. Hedefinde yalnızca bir kargo uçağı değil, çeteler, Siyonistlerle mollalar arasındaki kirli ilişkiler, Domuzlar Körfezi’ndeki paralı askerler, Vietnam’daki katiller, ABD’nin başındakiler, gölge istihbaratçılar, uyuşturucu kaçakçıları, sermayedarlar, televizyon ekranlarından boca edilen kanat takmış kadın imgeleri, pedofiller, sapık kapitalistler vardı.

Sandinista ordusu mensupları, Ekim 1986'da Nikaragua'da karşı devrimciler için gizli bir görev sırasında düşürülen uçaktaki CIA ajanı Eugene Hasenfus'u esir aldı.

Yiğit Günay

Yayın Tarihi: 24.02.2026 , 10:05 Güncelleme Tarihi: 15.04.2026 , 12:31

5 Ekim 1986 günü Nikaragua’nın yağmur ormanlarında 19 yaşındaki José, omzundaki Sovyet yapımı Manpad’den bir füze fırlattı.

Hedefinde, Southern Air Transport’a ait bir kargo uçağı vardı.

Uçak isabet aldı. Düştü. Pilot ve yardımcı pilot kurtulamadı. “Kargo uzmanı” Eugene Hasenfus, kural gereği uçuş boyunca paraşütü sırtında uçtuğu için düşme anında kapıdan kendisini attı ve kurtuldu.

José Fernando Canales Alemán’ın yoldaşları, Sandinist gerillalar yağmur ormanlarına düşen uzmanı buldu.

“Kargo uzmanı”, aslında CIA ajanıydı. Uçak El Salvador’dan silah, cephane ve erzak yüklü olarak havalanmış, Nikaragua’daki karşıdevrimci çetelere, Kontralara yardım taşıyordu.

19 yaşındaki gencin omzundan ateşlenen füze, dünya çapında bir skandalı ortaya koyacaktı.

Ve, tam kırk yıl sonra anladık ki, gelecekteki bir diğer dünya çapında skandalın da gelişiminde rol oynayacaktı.

Devrime karşı kirli savaş

1979’da Nikaragua’da Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi (FSLN), diktatör Somoza’yı devirdi ve iktidara geldi. Latin Amerika’da Küba’nın yanına bir devrimci iktidar daha eklenmişti.

1981’de Ronald Reagan ABD Başkanlığı’na seçilir seçilmez, Nikaragua’da karşıdevrimci çetelere para, silah ve cephane yağdırmaya başladı. Çeteler CIA tarafından eğitiliyor, donatılıyor ve Nikaragua’da kan akıtmaya gönderiliyordu.

Öyle çok ve öyle vahşice kan akıtıyorlardı ki, ABD’de bile bu soysuzlar sürüsüne destek verilmesine büyük tepki doğdu. 1982’de ABD Kongresi, CIA ve Savunma Bakanlığı fonlarının Nikaragua hükümetini devirmek amacıyla kullanılmasını yasakladı.

Reagan, “amaç hükümeti devirmek değil, devrimin yayılmasını engellemek” diyerek yasağın etrafından dolandı. Kirli savaş adım adım tırmandı. 1984’te CIA, Nikaragua limanlarının etrafına deniz mayınları döşedi. Mayınlar, tarafsız sivil gemilerin patlamasına yol açtı.

Bugün Küba’ya uygulanan abluka, o gün Nikaragua’ya uygulanıyordu.

Ticaret gemilerinin batması, tepkileri artırdı. ABD Kongresi, bu kez, ABD hükümetinin hiçbir kurumunun Nikaragua’daki paramiliter operasyonlara destek veremeyeceği kararı aldı.

Reagan, bu yasağın da etrafından dolandı. “Ulusal Güvenlik Konseyi” adında, Başkan’a danışmanlık yapan bir organ, komünizme karşı kirli savaşı sürdürmekle görevlendirildi.

(Başkanlık sistemi, Türkiye dahil kapitalist ülkelerde, işte yürütmeye sağladığı bu esneklik ve hız nedeniyle sermaye sınıfınca çok seviliyor.)

Görev basitti: Kontralar ne pahasına olursa olsun finanse edilip silahlandırılacak, silah ve para da ABD Kongresi’nin radarına girmeksizin bir şekilde bulunacaktı.

Yeni Gine'deki Nikaragua Kontraları (1987)

'Girişim'

Operasyonun başında, Vietnam kasaplarından Yarbay Oliver North vardı. North ve ekibi, manidar şekilde hem “girişim” hem “şirket” anlamı taşıyan “Enterprise” adını verdikleri bir yapı kurdular.

İlk paralar, Amerikalı burjuvalardan toplandı. North ve ekibi, büyük patronlara gidip komünizme karşı kutsal savaş için yardım talep etti.

Haber hızlı yayıldı. Soğuk Savaş döneminde Reagan’ın gözüne girmek isteyen Brunei’deki sultanlıktan Tayvan’daki gayrımeşru iktidara kadar çeşitli devletler, bu karanlık operasyona katkıda bulunmak için sıraya girdi. Örneğin Suudiler, her ay 2 milyon dolar taahhüt etmişti.

Paravan şirketler, İsviçre’de banka hesapları, gizli havayolları ve kiralık gemilerle Enterprise, her türlü denetimden azade ve özel sektörün tüm “özgürlüğünü” haiz bir gölge CIA olarak çalışmaya başladı.

Yapı kuruldu ve Nikaragua bilmecesine “dahiyane” bir çözüm bulundu.

O sırada İran’la Irak savaş halindeydi. İran’da mollalar iktidara gelmiş, ABD ve İsrail karşıtı söylemleriyle dikkat çekmişti. Şimdi savaş nedeniyle silah ihtiyacı vardı. Ama uluslararası ambargo da vardı.

Enterprise, İsrailliler’le konuştu. İsrail de İran’la. Piyasanın fiyatının çok üstünde bir bedelle ABD, İsrail’in aracılığıyla İran’a TOW ve HAWK füzeleri sattı. Buradaki kâr, İsviçre’deki banka hesaplarına aktarıldı. Bu parayla Sovyet yapımı silah ve cephaneler alındı. Silah ve cephaneler, bu karanlık teşkilatın kullanımındaki havayolu şirketleri eliyle Nikaragua’ya taşındı.

5 Ekim 1986’da düşen uçağın ait olduğu Southern Air Transport, bunlardan biriydi.

 

Küba'dan Vietnam'a...

Southern Air Transport (SAT), 1947’de Miami’de kurulmuştu. Şirket, İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesini fırsat bilerek elden düşme askeri nakliye uçaklarını satın alarak sivil kargoculuk sektörüne girdi. Genelde Miami’yle Güney Amerika arasında canlı hayvan, tarım ürünleri gibi malzemeler taşıyordu.

1959 yılının ilk gününde Fidel ve yoldaşları Küba’da Amerikan kuklası Batista’yı devirip iktidarı alınca, ABD’de alarm zilleri çalmaya başladı. CIA, Güney Amerika’ya müdahale kapasitesini geliştirmek için birçok adım attı. Adımlardan biri, paravan şirketler aracılığıyla bir gölge uçak filosuna sahip olmaktı.

SAT, bu iş için biçilmiş kaftandı. Halihazırda Güney Amerika’yla iş yapıyordu. Miami’de olması Karayipler’e yakınlık sağlıyordu. 1960’ta CIA, şirketi gizlice satın aldı.

İlk hedef Küba’ydı. 1961’deki Domuzlar Körfezi işgalinde ABD, kendi gemileriyle adaya çıkardığı karşıdevrimci çetelerin lojistik ihtiyaçlarını büyük oranda SAT’a ait “sivil” görünen kargo uçaklarıyla karşıladı. Küba halkı işgalcileri tepeleyip ABD’yi rezil etti ama CIA’in SAT’la işi bitmedi.

1960’lar boyunca SAT, CIA’in Asya’daki en meşhur paravan havayolu şirketi Air America’nın destekçisi oldu. Vietnam, Kamboçya ve Laos’ta yürütülen savaş için ağır kargolar SAT uçaklarıyla taşınıyordu.

Fakat bu kez Vietnam, Kamboçya ve Laos halkları ABD’yi tepeledi. İşler kötüye gidince, her şeyin ifşa olması riskini engellemek için CIA, SAT’ı kağıt üstünde zaten kendisine çalışan bir kişiye sattı. Resmi bağ ortadan kaldırıldı ama uçaklar kullanılmaya devam etti.

İşte 1986’da Nikaragua’da 19 yaşındaki José omzundan bir füze ateşleyip SAT’a ait uçağı düşürdüğünde, bu yüzden içinde bir CIA ajanı vardı.

CIA ajanı Hasenfus'un esir alındığı anlar.

'Vatan için'

Sandinist gerillalar CIA ajanını konuşturdu. Birkaç ay sonra Lübnan’daki el Şira gazetesi, ABD’nin gizlice İran’a silah sattığının haberini yaptı. İran-Kontra skandalı bir ay içinde açığa çıkmıştı.

ABD hükümeti olayın üstünü kapatmaya çalıştı. “Enterprise” denilen gölge teşkilatın başındaki Yarbay North, Kongre’ye verdiği ifadede “komünizme karşı savaş için, vatan için yaptım” diyerek üste çıktı.

1990’da Birinci Körfez Savaşı patlak verince, SAT bu defa Ortadoğu’daki savaşın kargo işlerini yapmaya başladı. ABD, tüm bu kirli oyunu “kime ne” dercesine savunuyor, kimseyi feda etmemek için adı çıkmış şirketi bile ihya ediyordu.

Ama Körfez Savaşı bitince, SAT’ın işleri geriledi. Şirket adım adım iflasa sürüklendi.

Oysa öyküsü henüz bitmemişti.

Uyuşturucu, elbette

SAT giderek finansal krize girerken, 1996 yılında, San José Mercury News adlı yerel gazetede çalışan muhabir Gary Webb, çok uzun süre üzerine çalıştığı bir yazı dizisine başladı.

Webb, İran-Kontra skandalının eksik kalan parçasını tamamlıyordu: Uyuşturucu kaçakçılığı.

Webb’in bulgularına göre SAT ve CIA’in diğer paravan uçakları Nikaragua ve Latin Amerika’daki diğer ülkelerde bulunan karşıdevrimci çetelere silah ve cephane taşıyordu, ama ABD’ye de boş dönmüyordu. Bu ülkelerden uçaklara uyuşturucu yükleniyor, mallar bizzat Enterprise eliyle ABD’ye sokulup Amerikan halkına satılıyor, böylece hem bu gölge istihbarat teşkilatı hem de Latin Amerika’daki sağcı çeteler vurgun vuruyordu.

Komünizme karşı savaş için ABD hükümeti, bizzat kendi halkını uyuşturucuyla zehirliyordu.

Yazı dizisinin yayımlanmasının ardından gazeteci Gary Webb’e karşı muazzam bir karalama kampanyası başladı. CIA’in saldırısına anaakım medya da ortak oluyor, Webb’i kamuoyunun gözünde itibarsız kılmaya çalışıyordu.

Tüm bu baskıya direnemeyen Webb, 2004’te intihar etti.

Webb’in intiharından yıllar sonra gizliliği kaldırılan CIA iç denetim raporları, bu yerel gazetecinin yazdıklarını doğruladı.

Gary Webb

Öyküye yaraşır son: Epstein

SAT’a geri dönelim. Soğuk Savaş’ın da Körfez Savaşı’nın da bittiği sırada ABD, SAT’ın işlevinin bittiğine karar vermiş, şirket de finansal krize girmişti.

Şirketin sahipleri çıkış yolu ararken, kapılarını beklenmedik bir isim çaldı. Borsa simsarı, büyük şirketlerin finans danışmanı, egzantrik bir Yahudi: Jeffrey Epstein.

Epstein, ABD’nin en büyük zenginlerinde Les Wexner’ın mali danışmanı sıfatıyla SAT’ın kapısını çalıyordu. Wexner, Victoria’s Secret gibi çok sayıda şirketin sahibiydi. Sürekli dünyanın dört bir yanından kargo taşıyordu. Lojistik ihtiyacı büyüktü. SAT eğer bu operasyona girerse, rahatlıkla iş bulabilirdi. Hatta şirketin merkezini de Miami’den Wexner’ın lojistik üssü olan Ohio’ya taşırlarsa, daha da rahat ederlerdi. SAT teklifi kabul etti. 1998’de iflas açıklayıp kapanana kadar, SAT uçakları Wexner ve Epstein’e hizmet etti.

Epstein ve Wexner, niye tüm deneyimi kara para, silah kaçakçılığı, gizli operasyonlar ve uyuşturucu nakliyatıyla dolu bir şirketi seçmişti?

Henüz net olarak bilmiyoruz. Epstein’in iğrenç insan kaçakçılığı ve fuhuş ağında merkezi kişilerden biri olan, FBI’ın “şüpheli” olarak nitelediği Wexner soruşturulmaya dahil edilmedi.

Wexner’ın Ohio’daki evi, cinsel istismar için sıklıkla kullanılıyordu. Zaten bütün dünyaya rezil bir kadınlık imajı pazarlayan Victoria’s Secret, Epstein’in ağına genç modeller düşürmek için de kullanılıyordu. Ama insan kaçakçılığında, özellikle de fuhuş için olanlarda Epstein devasa kargo uçaklarını değil, kendi özel jetlerini tercih ediyordu. SAT uçaklarının buradaki rolü şüpheli.

Fakat, daha makul bir şüphe var: 1996 yılında SAT’a ait uçaklardan biri Ohio’da Wexner’ın şirketleri için kargo taşırken, gümrük memurları uçakta kokain sevkiyatı yapıldığını açığa çıkardı.

ABD’deki düzenin “uçlarında” değil tam göbeğinde yer alan bu insanlık dışı şebeke, SAT uçaklarını uyuşturucu ticareti için mi kullanıyordu?

Henüz bilmiyoruz. Çok büyük bir oyun dönüyor, dünyanın zenginleri bir yandan halklara kan kustururken diğer yandan ahlaksız bir sefahat sürüyor, Epstein tüm bunlara aracılık ediyordu.

5 Ekim 1986 günü Nikaragua’nın yağmur ormanlarında 19 yaşındaki José, omzundaki Sovyet yapımı Manpad’den bir füze fırlattı.

Hedefinde yalnızca Southern Air Transport’a ait bir kargo uçağı değil, çeteler, Siyonistlerle mollalar arasındaki kirli ilişkiler, Domuzlar Körfezi’ndeki paralı askerler, Vietnam’daki katiller, ABD’nin başındakiler, gölge istihbaratçılar, uyuşturucu kaçakçıları, sermayedarlar, televizyon ekranlarından boca edilen kanat takmış kadın imgeleri, çocuk tacizcileri, Siyonistler, sapık kapitalistler vardı.

Uçak düştü.

Oyun henüz bozulamadı.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.