Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Bir devrimciyi selamlıyoruz: Clara Zetkin

'Sınıftan kopuk duruşu eleştiren Clara, kadının her yönüyle gelişme olanağının sosyalizmde olabileceğini açıkça ortaya koymuştur.'

Özge Fındık – Beyoğlu KDK

Yayın Tarihi: 05.07.2022 , 11:44 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Emekçi kadınlar üzerindeki gerici baskının ve emek sömürüsünün her geçen gün daha da arttığı koşullardan geçerken, döneminin boyun eğmeyenlerinden bir kadını, bir devrimciyi anıyoruz. Doğum gününde, Clara Zetkin’in 1857–1933 yılları arasında mücadeleyle geçen hayatına bakıyor, sınıf mücadelesinde emekçi kadın perspektifinin bugünkü izdüşümünü okuyoruz.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün mimarlarından olan Clara, Almanya’da öğretmen bir babanın ve kadın mücadelesinin içinde bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Saksonya’da politik bir ailede, kitaplar içinde başlayan hayatı, babasının emekli olmasıyla Leipzig’de devam eder. Öğretmen olma ideali, dönemin koşulları nedeniyle, bir kız çocuğuna bu hakkın tanınmıyor olması engeliyle karşılaşır. Kadın hakları savunucusu Auguste Schhmidt’in okulunda eğitim almaya başlar ve Marksist düşünceyle de bu dönemde tanışır. Bu tanışıklığın hemen ardından işçi çalışmalarına katılır ve Alman Sosyal Demokrat Partisi’ni destekler. 1878’de Almanya’da Anti Sosyalist Yasa yürürlüğe girince birçok devrimci aydın gibi Clara da eşi Rus devrimci Ossip Zetkin ile beraber Almanya’yı terk eder. Clara için böylece sürgün hayatı başlamış olur.

Sürgünde sosyalist propagandaya devam eder, çeviriler yapar. Zorlu geçen sürgün yıllarına rağmen mücadeleyi bırakmaz ve çalışmalarını özellikle kadın işçilerin sorunları üzerinde yoğunlaştırır. 1889’da Paris’te düzenlenen II. Sosyalist Enternasyonel’e katılan sekiz kadın delegeden biri olur. 1890’da Almanya’ya geri döner ve partisinin “Eşitlik” adlı kadın dergisinin editörlüğünü yapmaya başlar. Bu dergide kadın işçilerin sorunlarını keskin ve kararlı bir dille ortaya koyar. 1910 yılında yapılan Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansı'nda kadının kurtuluşu mücadelesini ve sosyalist kadın hareketini güçlendirecek uluslararası bir kadınlar gününün belirlenmesine dair önerisi kabul edilir. O gün artık 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’dür. Öte yandan yakın arkadaşı Rosa Luxemburg ile birlikte Dünya Savaşı öncesinde işçi sınıfının savaş karşıtı bir tutum alması için çalışır, eylemler örgütler. 1919’da III. Enternasyonel’de kadınların eğitiminin önemine ve komünist mücadeledeki yerlerine ilişkin bir konuşma yapar, savaş karşıtı söylemleri nedeniyle tutuklanır. Yoldaşı, yakın arkadaşı Rosa Luxemburg’un da öldürülmesinin ardından serbest kaldıktan sonra İtalya’ya geçer ve mücadelesini hayatının son gününe dek İtalya ve Rusya arasında devam ettirir.

Clara Zetkin, sosyalizm mücadelesi ile geçen hayatında çok iyi bir örgütçü ve gerçek bir entelektüeldir. Dört dil bilen Clara, sözlü ve yazılı pek çok mecrada kadının ve erkeğin her açıdan eşit yurttaşlar olması gerektiğini ve bunun için kapitalizmin ortadan kaldırılması mücadelesini birlikte vermek zorunda olduklarını vurgulamıştır. 

Clara Zetkin’in bugün hâlâ geçerliliğini koruyan düşünsel mirası tam da budur: kadının ve erkeğin, sınıf mücadelesi içerisinde eşit katkısı ve özverisi olmadan kapitalist düzenin yıkılması mümkün değildir. Kadının ve erkeğin eşit haklara sahip olmasıyla birlikte eşit siyasal temsil olanağı söz konusu olacak, böylece sınıfın ve siyasal mücadelenin her aşamasında eşit savaşım da olanaklı olacaktır. Zetkin’e göre, kadının da erkeğin de gerçek anlamda eşit ve özgür olabilmesinin yolu bu düzenin yıkılarak komünist düzenin kurulmasıdır. 

Öyleyse, kadın mücadelesinin oturması gereken hat açıktır: Marx’ın önerdiği tarihsel maddeci görüş doğrultusunda, proleter kadını burjuva kadınla “kadın kimliği” üzerinden birleştiren siyaseti, “kız kardeşlik” yaklaşımını kaldırıp atmak, kadın mücadelesini sınıf mücadelesi bütününde tanımlamak gereklidir. Clara mücadelesini, kadınları içinde bulunduğu sömürü düzenine karşı duran birer özne olarak hareket etmekten alıkoyan her tür yaklaşımın karşısında durmak üzerine inşa etmiştir. 1906 Mannheim Parti Kongresinde bu görüşü şöyle raporlaşmıştır: “Proleter kadın… yalnızca iktisadi ve kültürel yaşam çıkarlarını savunmak için seçim hakkına ihtiyaç duymuyor, seçim hakkına örneğin kendi sınıfının erkek dünyasına karşı mücadele etmek için değil, bilakis her şeyden önce kapitalistler sınıfına karşı mücadele etmek için ihtiyaç duyuyor. Ve dolayısıyla o, burjuva topluma, kapitalist iktisat düzenine dayanak olmak için toplumsal reformu talep etmiyor. Hayır! Biz erkekle eşit politik hakları, bu toplumu devirmek, parçalamak için; yasal engellemelerle engellenmeden birlikte çalışmak için talep ediyoruz.”1 Zira, kapitalizmin her açıdan sömürdüğü işçi sınıfının, bu sömürüden kurtulmadan gerçek anlamda eşit ve adil koşullara sahip olabilmesi olanaklı değildir. 

Clara’nın bu görüşünü, bir başka devrimci kadından, yoldaşı Krupskaya’dan şöyle okuyoruz: “Clara Zetkin tüm yaşamını emekçi kadınların kurtuluşuna, kadın işçilerin işçi sınıfı davası uğruna mücadeleye katılmalarına adadı. Clara bu sorunu bir Marksist olarak ele aldı; bu sorunu işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesiyle, sosyalizm mücadelesiyle sıkı bağ içerisinde gördü. Clara Zetkin, kadınların hak eşitliği sorununu sınıf mücadelesinden, köylü ve işçi kadınların yaşam ve çalışma koşullarından kopuk bir sorun olarak gören feministlere karşı sürekli mücadele verdi.”2 O halde kadının sömürü, eşitsizlik, gericilik, baskı, yok sayılma, eşit haklara sahip olamama karşısında yapması gereken, sosyalist mücadele içerisinde yer almaktır. Clara’nın dün söylediği her şey, bugünün koşullarında da geçerlidir. 

Kadınların eşitlik sorunu sınıf mücadelesinden kopuk olarak ele alınması, emekçi kadının yaşam ve çalışma koşullarını görmezden gelen bir savrulmaya mahkumdur. Bundan kaçınmanın yolu, Clara’nın yaptığı gibi, sosyalizmi tüm boyutlarıyla kavramaktır. Dostu Engels’in “İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu” ve “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” adlı eserlerinin, kadının tarihsel konumunu son derece tutarlı biçimde saptadığını belirten Zetkin’e göre işçi kadının içinde bulunduğu açmazdan çıkmasının yöntemi son derece sade ve anlaşılırdır: materyalist tarih anlayışı ile geleceğe bakmak ve mücadele etmek. Kadının kurtuluşu mücadelesi, tarihsel maddeci görüşe sahip, sınıf bilincini kavramış ve içinde bulunduğu koşullara karşı sınıfıyla beraber karşı koyan bir mücadele olmak zorundadır. 

Bu görüşünü “Kadınların Karl Marx’a Borçlu Oldukları Şey” adlı makalesinde Clara şu biçimde dile getirir: “İlk kez materyalist tarih anlayışı bize, kadın sorununu genel tarihi gelişmenin akışı içinde, genel sosyal bağlantılar ışığında, onun tarihi olarak konuşlanmışlığı ve meşruluğu içinde açık bir şekilde anlamamızı onun itici ve taşıyıcı güçlerini, bunların erişmek istedikleri amaçları, ortaya atılan sorunların ancak hangi koşullar altında çözülebileceğini anlamamızı sağladı. Burjuva hanımlarıyla proleter kadınları sözümona birleştiren ‘yüce kızkardeşlik’ üzerine sevgi gevezelikleri, materyalist tarih anlayışının havasında, renk renk parlayan sabun köpükleri gibi patladılar.”3

Sınıftan kopuk duruşu eleştiren Clara, kadının her yönüyle gelişme olanağının sosyalizmde olabileceğini açıkça ortaya koymuştur. Bunun için, kadın hakları özelinde ürettiği söylemi her zaman geniş tutmuş, aydınları proletarya sınıfıyla yürümeye davet etmiş ve Sovyet Rusya ziyaretindeki gözlemlerinin bu çağrının gerekliliğini ve haklılığını ortaya koyduğunu belirtmiştir. Zira burada, Rus proletaryasının, bir bütün olarak Sovyet Rusya’yı inşasını görmüş, buradaki işçi sınıfı deneyimini “Ekim Devrimi'nin dev cüssesi önümüzde duruyor, ateşli soluğu uluslararası proletaryaya haykırıyor: Varım, var olacağım!”4diyerek ifade etmiştir.

Bu çağrının tarihi aşıp günümüze değin güncelliğini koruyarak gelmiş olmasının en önemli nedeni kuşkusuz haklılığıdır. Clara Zetkin’in yaşamının da bu haklılığa yaslanan bir kararlılıkla geçtiğini söylemeliyiz. Büyük bir iradeyle süren bu yaşama dostu Fritz Heckert: “Zaferlerle dolu proleter devrim ülkesinin işçi sınıfı, sosyalist toplumun kurulma mücadelesinin sadık bir yoldaşı ve dostu olarak onunla onur duymaktadır. Komünist enternasyonal, kurtuluşları için mücadele eden bütün ülkelerin kadın ve erkek işçileri, devrimci kadın kahramanları olarak onunla onur duymaktadır”5 sözleriyle veda etmiştir.

Clara’dan kalan mücadele mirası sınıfın omuzlarında yükselmektedir. Bugün Clara’nın ardından onun sözleriyle tekrarlamak gerekir ki “Yakınmıyoruz, mücadele ediyoruz. Borular yeniden çalıyor, yeniden mücadele gündemde!”6

Kaynakça

1. N. Krupskaya, W. Pieck, Kadın Sorunu Üzerine Seçme Yazılar, İnter Yayınları, İstanbul, 1996

2. L. Dornemann, Adanmış Bir Ömür Clara Zetkin, Akademi Kadın, İstanbul, 2010

3. https://haber.sol.org.tr/yazarlar/serpil-guvenc/clara-zetkinin-emekci-k… Erişim Tarihi 03.07.2022

  • 1N. Krupskaya, W. Pieck, Kadın Sorunu Üzerine Seçme Yazılar, İnter Yayınları, İstanbul, 1996, s. 210
  • 2Adı Geçen Eser, s. 188
  • 3A.G.E. s. 190-191
  • 4L. Dornemann, Adanmış Bir Ömür Clara Zetkin, Akademi Kadın, İstanbul, 2010 s. 338
  • 5Adı Geçen Eser, s. 222
  • 6A.G.E s. 234

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.