Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Basın özgürlüğü ve sansür: Konuyu çok yanlış tartışıyoruz

Sansürün kaynağını yanlış yerlerde arıyoruz. Daha doğrusu, filin kuyruğunu tutuyoruz. Filin kendisini tartışmaya açmalıyız.

Yiğit Günay

Yayın Tarihi: 25.07.2024 , 10:50 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Dün Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü’ydü.

Basın özgürlüğü deyince ilk akla gelen başlıklardan biri, sansür. Ve, kanımca, Türkiye’de sansür meselesi çok yanlış tartışılıyor. 

Eğer sansürü, halkın bilgiye erişim kanallarının kasten tıkanması olarak anlayacaksak, kaynağını yanlış yerlerde arıyoruz. Daha doğrusu, filin kuyruğunu tutuyoruz.

Filin kendisini tartışmaya açmalıyız.

* * *

İki hafta önce Free Web Turkey, 2023 yılının sansür raporunu yayımladı. Rapora göre geçen yıl 219 binin üzerinde bağlantı için erişim engeli getirildi.

Sayı büyük, dolayısıyla çarpıcı. Mahkemeler sürekli erişim engeli getiriyor ve bu ciddi bir sorun.

Üstelik, kararların büyük kısmı çok keyfi.

Yalnızca geçtiğimiz Pazartesi günü soL’a getirilen iki erişim engeli kararına bakalım.

Recep Ercan Keskin… Keskin Holding’in patronu. Altı yıl önce hayali ihracattan tutuklandı. Haliyle gelişme tüm basında haber oldu.

2022 yılında Keskin Adana 6. Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurdu, hakkındaki haberlere erişim engeli getirdi. Diken gazetesinin sahibi olan Keskin Kalem Yayıncılık, kararı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) götürdü. AYM, Aralık 2023’te yeniden yargılamaya hükmetti.

Adana’daki mahkeme, dosya önüne gelince ne yaptı? “Tamam” dedi, “madem öyle, erişim engeli kararlarını iptal edelim”. Sonuçta AYM kararı var ortada. Ama, Hakim Ertuğrul Semerci, sansürü sürdürmenin çok ilginç bir yolunu buldu. Mahkeme dedi ki “AYM bize içerik listesi göndermemiş, biz de baktık, Keskin Kalem şirketi zamanında bize itiraz başvurusunda bulunduğunda üç tane haber için başvurmuş, biz bir tek bunların erişim engelini kaldıralım, diğer onlarca haber engelli kalsın.”

Halbuki liste ellerinde, çünkü bizzat kendileri almıştı erişim engeli kararını. Ama yok, Hakim istiyor ki, listede haberleri engellenen Sabah, Takvim, BirGün, OdaTV, Cumhuriyet, soL, bütün yayınlar tek tek AYM’ye başvursun.

Aynı gün, bir diğer karar… Geçen hafta Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi Hastanesi’nde personelinden refakatçisine yüze yakın kişi yemekten zehirlendi. Tabip Odası ve SES, soL’a konuyu anlattı. Yemek ihalesini alan firma, daha önce de zehirlenmelere yol açmıştı.

İşte o firma derhal Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurdu. Mahkeme, jet hızıyla erişimi engelleme kararı verdi. Kararın gerekçesi şu kadar:

“Kişilik hakları kişinin hür ve bağımsız varlığının önemli bir parçası olup; kişinin yaşadığı toplumda, ilişki kurduğu çevrede şerefi ve saygınlığını sarsacak, onu küçük düşürecek, yanlış tanıtacak, zora sokacak, düşmanca bir ortama itecek her türlü davranış kişilik haklarına saldırıdır. Yayın içeriğinde sarf edilen ifadelerin talep edenin kişilik haklarını ihlal ettiği sonucuna varıldığından talebin kabulüne…”

Şirket yüze yakın kişinin zehirlenmesine yol açmış, bunu haber yapan basın, şirketin “kişilik haklarını ihlal etmiş”. Kararda onlarca haber var, hangisindeki hangi ifade ihlal etmiş belli değil. Şirketler listeyi veriyor, hakimler şak diye engelleme kararı alıyor.

* * *

Bu erişim engelleme kararları esas olarak internetteki arşivi kadük hale getiriyor ve ciddi bir sorun.

İktidarın anlayacağı dilden anlatalım: 15 Temmuz sonrası Bank Asya’ya para yatıran herkes şüpheli hale geldi, birçoğu tutuklandı. Niye? E malum, Bank Asya Fethullahçılarındı.

Peki nasıl malum bu? Nereden bilmesi bekleniyordu parasını bu bankaya yatıran insanların bu gerçeği?

soL gibi yayınların yıllarca bu gerçeği yazmış olması sayesinde… İktidar göz bebeği gibi kolluyordu bu bankayı. Bank Asya da sürekli hakkındaki haberleri sildirseydi, arşivde gerçeğe erişim imkanı olmasaydı, iktidarın yargısı ne yapacaktı?

* * *

Ama işte, bu kısmı, filin kuyruğu…

Bir haberin oluşum sürecini şöyle düşünelim: Haber konusunun belirlenip haberin hazırlanması, hazırlanan haberin yayımlanması, yayımlanan haberin dağıtılması.

Erişim engelleri, bu süreçlerin üçü de tamamlandıktan sonra geliyor. Haber çıkıyor, yayılıyor, sonra bastırılmaya çalışılıyor. 

Böyle bakınca, yeterince etkili olmadığı anlaşılıyor. Çünkü çok daha etkili mekanizmalar var.

Mesela, haberin dağıtılması aşaması… Burada Google, Facebook, Twitter gibi tekeller tamamen belirleyici ve hangi haberin kime erişeceğini, bir çeşit algoritma diktatörlüğü üzerinden mutlak olarak tayin etme gücüne sahipler. Burada tekil haberler değil, çok temel konular kısıtlanıyor. İşin bu boyutu, neredeyse hiç tartışılmıyor.

Belki “bu kısmı bizim de ‘erişimimizin ötesinde’, ABD tekelleriyle nasıl mücadele edeceğiz?” diyenler çıkabilir.

Onun da yolları var, ama, dileyenlere daha yakında, içimizde bir sansür mekanizmasını işaret etmeliyiz: Basının sermayeye göbekten bağlı olması.

Filin ta kendisi burada, halkın bilgiye erişimi esas tam burada kısıtlanıyor. Ve bu gerçeği, Türkiye Komünist Partisi’nin son çalışması bir kez daha gözler önüne serdi.

TKP, bu hafta bir çalışma başlattı. Halk “kemer sıkın” diye inim inim inletilirken, TKP Türkiye’nin büyük holdinglerinin akıl almaz kârlar elde ettiğine işaret ediyor, bu şirketlerin önüne gidip eylemler yapıyor, “halk adına el koyacağız” diyor.

Türkiye’nin en yakıcı meselesinde, çok etkili, herkesin ilgisini çekecek bir çıkış.

Şimdi…

Salı günü TKP, Şok marketlerinin, Ülker’in sahibi Yıldız Holding’in önündeydi. Çarşamba günü Rönesans’ın önündeydi.

Nerede çıktı haberler? Anlı şanlı “muhalif medya” mecralarından hangileri bu eylemleri haberleştirdi?

Niye yapmıyorlar? Çünkü bu şirketlerden reklam alıyorlar.

Türkiye’deki neredeyse hiçbir basın kuruluşu, okur ve izleyiciden gelen parayla kendisini çeviremiyor. Herkes bir şekilde sermayeye bağlı.

İşte esas sansür buradan çıkıyor. Daha ilk aşamada, haber konusunun tespit edilip haberin hazırlanmasında yaşanıyor. “O konuya hiç girmeyelim”, “O şirketi karıştırmayalım” deniyor.

Sermaye, ellerini hiç kirletmeden, sansürün en büyüğünü uyguluyor.

Medyanın ekonomik bağımlılığı sayesinde hem yargı kararlarından çok daha etkili bir şekilde, sistematik bir sansürü hayata geçiriyorlar, hem de anlı şanlı muhalif medyaya istediklerinde sızabiliyorlar.

Bu bazen holdinglerinin reklamları sayesinde oluyor, bazen de “Vuslat’ın sergisi” gibi “bakın biz çok moderniz” haberleri sayesinde.

Basın özgürlüğü için mücadele edilecekse, filin kuyruğunu tutmakta zarar yok.

Ama filin kendisini alaşağı etmek niyetiyle tutuyorsak.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.