Basın kurumlarında nasıl yapmalı: Hayal mi gerçek mi?

'Ah, ne iğrenç! Ne iğrenç 'sahip olmak'! Ne demek bir insana sahip olmak! Bu ne cesaret! İnsan bir sabahlığa bir terliğe sahip olabilir…'

Elif Zeynep Özipekçi

Son dönemlerde basın örgütlerinin gündeminde iki konu var.

Basın Kartı’nda yapılan 2019’daki değişiklikle Sarı Basın Kartı Turkuaz Basın Kartı oldu. Bu değişiklikle Süresiz Sarı Basın Kartı’nı verme hakkı Cumhurbaşkanlığı’na geçti. Bundan önce de Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’ndeydi. Süreli basın kartını almaksa şimdiki adıyla İletişim Başkanlığı’ndan geçiyor.

Sarı Basın Kartı Yönetmeliği’nin değişikliği herkes tarafından yadsındı. Danıştay bile bu kararı ‘basın özgürlüğü’nün ihlali olarak yorumladı. Değişiklik iptal edildi.

Basın emekçilerinin aşıda öncelikli olması basının gündemine girdi. Zaten sendikalar da kim aşıda öncelikli olsun diye yarışır oldular.

Kısacası Türkiye basınında yaşanan yalan haberciliği ve işçi düşmanı politikaların günah keçisi Basın Kartı Yönetmeliği’nin değişip de kart renginin turkuaz olması ve aşıda öncelik sırasında basın kartı olmayan gazetecilerin listeye alınmaması yapıldı.

Sarı Basın Kartı ayrıcalıklı bir kesime veriliyor ancak, süreli basın kartının gazetecilere verdiği haklar da yadsınamaz. Bu kartı getiren 5953 sayılı Basın İş Kanunu ve o kanunun çok meşhur yasası 212. 5953 sayılı yasa gazetecinin bir fikir işçisi olduğunu kabul eder ve yaptığı işe yabancılaşmasının önündeki engelleri kaldırmak için birtakım önlemler alır. 5953 sayılı yasayla gazetecilerin görüşleri nedeniyle, düşünceleri nedeniyle, yaptığı haberler nedeniyle işinden atılmasını korur. İzin hakkının başlangıçtan itibaren 21 gün olması, toplu taşıma izni, sigortada yüksek prim gibi haklar doğurur.

Yasanın geçişi patronları o kadar sinirlendirdi ki yasanın resmi gazetede yayınlandığı gün 9 gazete patronu bir bildiri yayınlayarak gazetelerini üç günlüğüne kapattı. Gazeteciler tepki olarak “Basın” adlı bir gazete yayınladılar. Bu gazete Türkiye’nin ilk patronsuz gazetesidir.

Günah keçiliği konusuna geri dönüyorum. Şimdilerde “patronsuz” haber mecraları çok revaçta. Pek çoğunda yaşanan onların diliyle hak ihlallerini görmüyoruz. Ancak gerçek şu ki 5953 sayılı kanuna tabi olmak patronun kararıdır. Eğer İş Kanunu değil (4357) Basın İş Kanunu’ndan  (5953) sözleşme imzalanırsa Basın Kart’ına başvurma hakkı doğar. Süreli basın kartı bir basın kuruluşunda 18 ayını doldurarak çalışmış her okullu basın emekçisinin (24 ayını doldurmuş her alaylı basın emekçisinin) hakkıdır, ufak belgelerin dışında sorgusuz sualsiz verilir. Sarı Basın Kartı denilen şimdi Turkuvaz olan süresiz basın kartını almak başka pek çok kurala bağlıdır.

Aşıda öncelik süreli veya süresiz basın kartı olan herkese verildi. Ancak bu “patronsuz” haber mecralarındaki basın emekçileri aşı önceliğinden faydalanmıyor. Çünkü bu mecralarda emekçiler iş kanununa bağlı çalışıyorlar. Basın iş kanunu yerine tabi olunan iş kanunu basın işçilerinin meslekleri gereği kendilerine verilmesi gereken pek çok haktan mahrum kalmaları anlamına geliyor. “Patronsuz” mecraların patronları buna karar veriyorlar. “Tarafsız” gazetecilik yapmak istediklerinden, işlerine sahip çıkmak istediklerinden, ülkeyi kurtarmak istediklerinden burada çalışan emekçilerden 212’yi esirgiyorlar.

Sebepleri belli, basın emekçilerini kapsayan sendikalar bu mecraların patronlarıyla ilişkililer. Bu sendikalar bu patronları yakından tanıyorlar, iş sözleşmesi yaptıkları kurumlarla abi kardeş ilişkisi içerisindeler. En büyük ses çıkarmalarda bile “burası kıymetli bir mecra” diyerek bağlamanın yolunu buluyorlar. Birden işçi ve emekçinin sesini duyan “tek” mecra oluyorlar.

Basın emekçilerinin bugün ilk ve gerçek sorunu aşı önceliği ya da basın kartı değil, 5953’ü unutturan ikiyüzlü patronları.

Bir “Nasıl Yapmalı” hayali çizen mecraların içlerinde “Gazap Üzümleri” var.