Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Bakırhan: Bizim bu ülkeyi yönetme hedefimiz var, neyimiz eksik onlardan?

"Biz halkla birlikte yönetiyoruz, 25 yıllık yerel yönetimler deneyimimiz var" diyen DEM Parti Eş Genel Başkanı, anayasanın öncelikli gündemleri olmadığını ülkeyi yönetmeyi hedeflediklerini söyledi. Sürecin devam etmesi halinde ülkeye demokrasi geleceğini savunan Bakırhan, "Türkiye Ortadoğu'da bir model olacak" dedi.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 19.07.2025 , 11:20 Güncelleme Tarihi: 19.07.2025 , 11:36

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan çözüm süreciyle ilgili T24'ten Gökçer Tahincioğlu ile Ceren Bayar'ın sorularını yanıtladı. 

Bakırhan, "Türkiye kamuoyuna şunu söylemek isterim; bu anayasa günün sonunda bizim önümüze gelecek. Orada Kürt sorununun çözümü yoksa, demokratikleşme yoksa, kadın yoksa, gençlerin geleceğine dair umut vaat eden şeyler yoksa, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı yoksa, ekonomide adalet yoksa, doğa kırım devam ediyorsa kim buna 'evet' der?" diye konuştu.

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tartışma yaratan "AK Parti, DEM, MHP birlikte yürüyoruz" açıklamasını değerlendiren Bakırhan, "Anayasa seçimden önce olacak mı, yetişecek mi; bunu sormak lazım önce. Kolay mı o kadar anayasa? Kimi çevreler esası bulandırmaya çalışıyorlar. Biz bugüne kadar ‘üçüncü yol’ dedik. 15-20 yıldır da o çerçevede yolumuza devam ediyoruz. Hiçbir zaman bir blokun ya da iki siyasi partiden birisinin tarafı olmadık" dedi.

'İktidarın kaybetmesi için vaktinde çaba harcadık'

"Kent Uzlaşısı", eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun aday olduğu Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi birliktelikleri örnek vererek bunları "taktik" olarak nitelendiren Bakırhan şöyle devam etti:

"Bugün Türkiye'nin yüzyıllık sorununu tartışıyoruz, konuşuyoruz. Öyle bir sorun ki ülkenin birçok şeyini almış götürmüş. Bugünkü siyasi ve toplumsal çürümenin, ekonomik sorunların sebebi olan bir sorun. Şimdi bu yüzyıllık meselede de işin esası konuşulmuyor. 50 yıllık çatışmalı sürecin araçlarından birisi devreden çıkarılıyor. Bu çok önemli ama bu yeterince konuşulmuyor. Bunu olumlu yorumlayan siyasi akıl maalesef çok az. Çok basit, sığ tartışmalarla bunu bir kişinin ya da bir partinin gelecekteki beklentilerini karşılayacak bir süreç olarak değerlendiriyorlar. Bunlar bizi tarif etmiyor, sürecimizi tarif etmiyor.

İktidarı biz seçmedik. Tam tersine iktidarın kaybetmesi için vaktinde çaba harcadık. Bugün Cumhurbaşkanı olan Sayın Erdoğan'ı desteklemedik. Tabanımız karşısındakine, rakibine açıktan oy verdi ve bunu deklare etti. Tavrını her zeminde bu kadar açık ortaya koyan bir siyasi partinin gizli gündemleri, kapalı kapılar arkasında yürütebileceğini söylemek alenen gerçeği çarpıtmaktır. Biz bu meseleyi seçimler üstü, partiler üstü görüyoruz. Bu meseleyi seçimlerde alınacak yüzdelerle ölçen bir noktada değiliz. Bu mesele, kişi ve partilerden çok çok değerlidir.

'Siyaset niyet okuyarak yapılmaz'

Biz bir taraftan Kürtlerin oyunu almak için çalışan bir taraftan da ırkçı, Kürt'ü inkâr eden bir protokole imza atan bir gelenek değiliz. Biz cezaevinde, idam sehpasında; mücadele ettiğimiz her alanda kendi doğrumuzu sahipleniriz.

Biz niye gizli saklı bir şey yapalım? Ayrıca şu anda masada oturan iktidar ne düşünüyor? Bunu bilemeyiz. Bundan bir çıkar mı bekliyorlar, bizi bir yere mi çekmeye çalışıyorlar? Onların niyetini okuyamayız, onların niyetini okuyarak yol alamayız. Siyaset niyet okuyarak yapılmaz. Bizim niyetimiz belli. Kürt meselesi demokratik yollarla çözülsün. Türkiye'nin demokrasi sorunu Demokratikleşmeyi birlikte sağlayalım. Öncelikli amacımız budur. Başka ne olabilir?

Anayasa gündemi: 'Bir partinin kendisini dayatmasıyla diğer partilerin ya da toplumun kabul edeceği bir şey midir?'

Gelelim anayasa değişikliğine. Anayasa toplumsal bir sözleşme olarak tarif ediyoruz. Yani bir partinin kendisini dayatmasıyla diğer partilerin ya da toplumun kabul edeceği bir şey midir Anayasa? Ülkenin gelecek on yıllarını belirleyecek bir toplumsal sözleşmeyi bir parti kendi çıkarına, geleceğine göre hazırlarsa diğerleri buna uyar mı, uymak zorunda mıdır?

'Partimizin önceliği değil, toplum beklentisi olursa dikkate alırız'

Dolayısıyla bu tartışma süreç karşıtlarının ortaya çıkardığı bir tartışma. Partimizin şimdilik böyle bir gündemi yok, böyle bir öncelikleri yok. Türkiye’de adalet, hukuk sorunu, özgürlük sorunu, ekonomide adalet sorunu var bunlar çözülür, sonra ülkede ‘Bir de demokratik anayasa yapalım’ derlerse ve toplum da ‘yapsın’ derse biz tabii ki o gün toplumun beklentisini, talebini dikkate alırız.

'Bu anayasa günün sonunda bizim önümüze gelecek'

Sizin aracılığınızla Türkiye kamuoyuna şunu da söylemek isterim; bu anayasa günün sonunda bizim önümüze gelecek. Orada Kürt sorununun çözümü yoksa, demokratikleşme yoksa, kadın yoksa, gençlerin geleceğine dair umut vaat eden şeyler yoksa, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı yoksa, ekonomide adalet yoksa, doğa kırım devam ediyorsa kim buna evet der? DEM Parti buna 'evet' der mi Birileri bunu ısıtıp ısıtıp toplumun gündemine sunuyor. Bunu yapacaklarına çıkıp açıkça desinler ki ‘Ben Kürt meselesinin çözümünün tartışıldığı bu sürece karşıyım’. Bak buna saygı gösteririm.

'Öcalan görüşmelerinde de bu gündem yok'

Sayın Öcalan'la da görüşürken anayasa, seçim, bir partiyi desteklemek gibi gündemler yok. Tam tersine, bizim bu ülkeyi yönetme hedefimiz var. Allah aşkına Türkiye'yi Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Tülay Hatimoğulları, Keskin Bayındır, Çiğdem Kılıçgün Uçar yönetemez mi? Neyimiz eksik onlardan? Daha toplumcu, daha halkçı, daha emekçi, bedel ödemiş insanlar daha mı kötü yönetir? Kim nereden çıkarıyor bizim birilerine eklemleneceğimizi, birilerinin siyasetini destekleyeceğimizi? Niye biz yönetmeyelim? Biz Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'ni Ankara Büyükşehir'den kötü mü yönetiyoruz? Bizim 25 yıllık yerel yönetimler deneyimimiz var. Tek bir arkadaşımızın bir yolsuzlukla anıldığını duydunuz mu? Biz halkla birlikte yönetiyoruz. Şeffaf, demokratik, herkesi kapsayan bir mantıkla.

'Türkiye Kürt meselesinin demokratik çözümüne odaklanmalı'

Bugün Türkiye silahların bırakıldığı tarihi ana yoğunlaşmalıdır. Kürt meselesinin demokratik çözümüne odaklanmalıdır. Hepimizin nefes alacağı demokratik bir zemin oluşmasına odaklanmaktır. Daha işin başlangıcındayken üç yıl sonra yapılacak seçimlerde kimin nerede alacağını söylemek bizi tarif etmiyor."

'CHP'nin tereddütlü yaklaşımını saygıyla karşılıyorum'

Cumhuriyet Halk Partisi'nin son süreçteki baskılardan dolayı sürece kaygıyla, tereddütlü yaklaşmasını saygıyla karşıladığını belirten Bakırhan, "Bir taraftan operasyonlar devam ederken, belediye başkanları, yöneticileri tutuklanırken tabii ki şunu sormaları gayet normal: Barış böyle mi olacak? Demokrasi böyle mi gelecek? Biz de şunu söylüyoruz Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Sayın İmamoğlu'na: Her birimiz kendi mahallemizde, kendi çeperimizde kendi çevremizde mücadele ettiğimiz müddetçe bu tür olumsuzluklarla karşılaşıyoruz. Ortak bir zeminde, ortak demokratik yargı, hukuk, adalet, özgürlük, demokratik bir ülke, demokratik bir cumhuriyet diyebilirsek emin olun şu anda yaşadıklarımızın hiçbirisini yaşamayız. Şu anda bir şeyler yaşıyorsak sebebi ayrı ayrı yerlerde durmamız. Kaygılar en çok soyut tartışmalarda büyür. Bundan ötürü ortak mücadele alanlarımı büyütmek gerekiyor. Çünkü kaygılar, ortak kazanımlarda erir" dedi.

'Kürt meselesinin çözümü bütün siyasi partilerden daha büyük bir mesele'

"Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi, AK Parti’den, MHP’den, CHP’den ve bütün siyasi partilerden daha büyük, daha kıymetli bir meseledir" diye konuşan Bakırhan şöyle konuştu:

"Biz yüz yıllık bir meseleyi çözmeye uğraşıyoruz. Birileriyle bütünleşmedik ki ayrışalım. Ki iktidar ittifakı da böyle bir bütünleşme olmadığını, ittifak durumu olmadığını ifade ediyor. Tarihsel sorunların çözümünde toplumsal ayrışmayı ortadan kaldıracak bütünleşmeleri hep birlikte amaçlayabilir, bunun için ortak paydaları arttırabiliriz. Fakat siyasette her partinin kendine göre bir dünya görüşü, gittiği bir yol, varmak istediği bir menzil vardır.

Biz nasıl ki, 2019’da İstanbul’daki oy tercihimizle CHP’yle bütünleşmediysek, bugün de iktidar blokuyla bütünleşmiyoruz. Bu yönüyle her parti farklılığını koruyarak toplumsal barışa hizmet edebilir. Barış, partilerin birbirine benzemesi değil, farklılıklarına rağmen ortak paydalarda, demokratik ilkelerde buluşması ile gelir."

'Masada Cumhuriyet Halk Partisi olursa belki de İmamoğlu dışarıda olacak'

"Bu kadar büyük sorunlar sadece üç parti ile, CHP’siz çözülür mü?" sorusuna, "Öyle bir şey diyen mi var?" diye yanıt veren Bakırhan, "‘Cumhurbaşkanı’nın bunu ima ettiği, istediği bu’ yorumları yapılıyor" sözlerini ise şöyle değerlendirdi:

"Cumhurbaşkanı sonrasında düzeltti o sözlerini. En başından beri siz de şahidisiniz. İmralı’da görüşmeler başladığından beri ilk ziyaret ettiğimiz isim Sayın Özgür Özel’dir. Türkiye'nin yüzyıllık meselesini sadece üç parti oturarak çözebilir mi? Öyle bir şey olabilir mi? Kim bunu demiş? Biz her seferinde muhalefetin olmadığı, toplumun rıza göstermediği bir barış, bir süreç olmaz diyoruz. Sanırım kendimizi yeterince anlatamıyoruz ya da anlatıyoruz ama duyuramıyoruz.

Sayın İmamoğlu'na şunu söylemek isterim. İçeride olmasının sebebi kendi çeperimizden bakmamızdır. Masada Cumhuriyet Halk Partisi olursa belki de İmamoğlu dışarıda olacak. Belki de bütün siyasi tutsaklar dışarıda olacak. Çünkü hukuk olacak, demokrasi olacak, adalet olacak.

'Demokrasi diyorsak bu masayı tutmalı, zorla oturmalıyız'

Ülkedeki kötü gidişatın durması için hepimizin masada olması gerekiyor. Bu süreci desteklememiz lazım. Bu sadece DEM Parti’nin sorunu değil. Kürt sorunu Türkiye’nin sorunu. Sadece bizi ilgilendiren bir süreç değil. Demokrasiden bağımsız değil, demokratik bir Türkiye'den bağımsız değil. Demokrasi diyorsak, demokratik bir yargı diyorsak, halkın seçtiği irade yönetsin diyorsak her şeye rağmen bu masayı tutmalıyız, zorla oturmalıyız. Kimse minnetle, davetle o masaya gelmemeli. Türkiye'nin ihtiyacı olduğu için gelmeli.

86 milyonun geleceği için gelmeli. Sayın Öcalan ‘Barış ve demokratik toplum’ dedi. Barış demokrasisiz olur mu? Demokrasi olmadan barış olur mu? Demokrasi olacaksa sadece Kürt’e olmayacak. Niye o yüzyıllık algılarla, bir türlü yıkamadığımız Kürt karşıtlığıyla hareket ediyoruz? Bu masada olmak o tereddütleri, kaygıları giderir. Masanın dışında kalmak tereddütleri ve kaygıları büyütür."

'CHP masada olmalı, minderden kaçan kaybeder'

Tuncer Bakırhan, "CHP masada olacak mı?" sorusunu ise "Tabii ki olmalı ve bence masada olacaklar. Sayın Özel'le görüşüyoruz. Masada mücadele etmek gerekiyor. Masa, siyaset minderi gibidir. Minderden kaçan kaybeder. Barışı kazanmak istiyorsak minderde olmamız gerekiyor. Antrenörleriyle, teknik ekibiyle masada olmalıyız" diye yanıtladı.

Bakırhan, "CHP, kurucu değerleri ve tarihsel misyonu gereği, Kürt meselesini yüz yıllık birikimiyle ele alma sorumluluğuna sahiptir. Meseleyi dönemsel krizlere veya iktidarın günlük politik manevralarına bir tepki olarak değil, Türkiye'nin demokratikleşmesinin en temel unsuru olarak görmelidir. Sorunu kalıcı bir toplumsal barış ve eşit yurttaşlık projesinin merkezine yerleştirmek, CHP'nin tarihsel kimliğine en yakışan tavır olacaktır. Bu, sadece bir kesimin değil, tüm Türkiye'nin geleceği için atılacak önemli bir adım olacağı kanısındayım. 100 yıllık bir meselede çözüm iradesi olmayı reddetmek, masada yer almamak bence Türkiye'ye yapılacak en büyük kötülük" ifadelerini kullandı.

'Süreç başarılı olursa Türkiye’ye demokrasi gelecek'

"Sürecin henüz başı. Süreç ilerlesin diye uğraşıyoruz. Dört başı mamur yürüyen bir süreç yok. Kimi kaygılar, kuşkular açığa çıkıyor, öncelikler bazen erteleniyor. Başka öncelikler ortaya çıkıyor" diye konuşan Bakırhan'ın ifadelerinden öne çıkanlar şunlar:

  • "Bu süreç başarılı olursa, tekrar buzdolabına kaldırılmazsa, muhalefet de desteklerse, toplumun bütün dinamikleri katkı sunup omuz verirse Türkiye’ye demokrasi gelecek. Türkiye Kürt meselesinden dolayı harcamış olduğu kaynakları emekçiye, ezilene verecek.
  • ‘Türkiye demokrasi modeli’ oluşacak ve bu Ortadoğu'da bir model olacak. Kadın katliamları, çevre kırımı duracak. Kürt'ün, Alevi'nin ötekleştirildiği, yok sayıldığı bir ülke olmayacak Türkiye. Rahat nefes alacağız, rahat sandığa gideceğiz, sandığın sonucuna hepimiz saygı göstereceğiz. Toplum beğenmediği zaman sandıkla getirdiğini sandıkla götürecek. Ekonomide adalet olacak. Yozlaşma, çürüme bitecek, demokratik bir yargı olacak, insanlar her sabah kapsının saat kaçta çalınacağı kaygısıyla uyanmayacak. Malına, şirketine el konulmayacak, kayyım atanmayacak, ihalede şeffaflık olacak.
  • (Parti içinde farklı görüşler var mı?) Medyaya bakınca öyle bir şey var. Ama bu parti büyük bir emeğin, mücadelenin ortaya çıkardığı bir eserdir. Biz farklı düşündüğümüz şeyleri kurullarımızda tartışırız. Ortak akıl, ortak bir yolla yolumuza devam ederiz. Burada dünya görüşü farklı olan bileşen partiler ve onlarca birey var. Bu süreç konusunda bazı tereddütleri olan, ihtiyatlı bir iyimserlikte olan arkadaşlarımız var. Ama Barış ve Demokratik Toplum Çağrısıyla birlikte bütünleşen ortak söz, ortak eylemek, ortak yürütmek, başarıya ulaştırmak hepimizin derdi oldu.
  • (Bahçeli ile tokalaşma) Emin olun hiç bilgi ya da temas yoktu. Hatta İmrallı’dan o kadar uzun süredir haber alamıyorduk ki sessizlik bizi kaygılandırıyordu. Ve Bahçeli’nin el sıkışması bu sürecin başlamasına büyük bir katkı sundu. Çok iyi yaptı. Ortadoğu yangın yeriyken bu ülkenin geleceğini, güvenliğini düşünmek, bu meseleyi masaya yatırmak, tartışmak çok kıymetli.

'Bir masada çözüm arıyoruz diye diğerinin başına gelenlere sırtımızı dönmeyiz'

  • (Ortadoğu koşulları mı zorladı?) Hem Ortadoğu hem içerisi. Yeni bir düzen tartışmaları var bunun ana zemini Ortadoğu. Bu elbette uzun bir tartışma ama şu kadarını ifade edeyim, artık yeni bir savaş süreci var, yeni bir siyasal akıl var, yeni bir ulus devlet krizi var, yeni bir ülkeler ve hinterlantlarında ilişkilenme stratejisi var. Münih Güvenlik konferansı, 7 Ekim, Ukrayna savaşı, NATO 2030 konsepti içerikleri yeni düzenin temel ipuçlarını bize veriyor. Yaklaşan fırtınalar var ve herkes bunu her gün bir yönüyle hissediyor. Güvenli limana kendisini alamayan, dar düşünen ayakta kalamaz. Dönüşüm herkes için geçerli.
  • Birisiyle oturuyoruz, bir masada çözüm arıyoruz diye diğerinin başına gelenlere sırtımızı dönmeyiz. Bu bizde olmaz. ‘İktidarla oturduk, artık iktidarın eksiklerini yanlışlarını görmeyelim, dile getirmeyelim, karşısına durmayalım’ diyemeyiz.
  • Biz bir muhalefet partisiyiz. Muhalefet etme gerçekliğimiz devam ediyor. Bu süreç başarılı da olsa biz muhalefet kimliğimizi koruyacağız. Maden yasası gelince yine karşı duracağız. Emekçilerle ilgili bir şey varsa yine destekleyeceğiz.
  • Elbette kaygının olması gayet normal. Ama kaygı adı altında ‘Bu süreç birini seçtirme sürecidir, bir pazarlık vardır’ denmesini kabul edemeyiz.

'CHP önümüzdeki seçimleri kaybettirmesin, bizim adayımıza oy versin'

  • Cumhuriyet Halk Partisi'nin yüzde 35 oyu var. Biz onlara soralım. Farklı bir şey yapsınlar. Cumhuriyet Halk Partisi önümüzdeki seçimleri kaybettirmesin, bizim adayımıza oy versin. DEM, şu andaki bütün partilerin en niteliklisidir.
  • ‘Ben masaya oturmam, demokrasi yok’ diyorlar. E dün var mıydı demokrasi? Dün İmamoğlu yoktu, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ vardı. Dün Şişli Belediyesi yoktu, benim eş başkanı olduğum Siirt vardı. Bugün mü demokrasi rafa kalktı? Bugün mü demokrasi yok? Bugün mü demokrasi ihlal ediliyor? Bugün mü yargı taraflı davranıyor? Bunlar dün de vardı ama ilk defa sen yaşıyorsun. Sen daha dün yaşadın. Biz yıllardır bunu yaşıyoruz. Kimseye sitem etmedik. ‘Niye Altılı Masa’dasın?’ demedik. ‘Niye hükümetle normalleşme süreci var’ demedik. Aynı şeyleri biz de bekleriz.
  • Bizim CHP hakkında bin tane kaygımız var. Biz iki sandıkta Kılıçdaroğlu'na oy verdik. Biz diyor muyuz ‘Siirt’e, Tuncer Bakırhan'a kayyım atandığı zaman sen neredeydin?’ Birisi gönlünden geçiyorsa, inanıyorsa gelir dayanışma gösterir. Benim davetimle, zorla gelecekse hiç gelmesin, onun bir kıymeti yok. Biz siyaseten doğru olduğuna inandığımız şeyi yapıyoruz.
  • Biz ne zaman insanların güvenmeyeceği bir pratik içerisinde olduk, ne zaman insanları yanılttık? Ne zaman kamuoyuna konuştuğumuzda uyguladığımız pratik birbirinden farklı olduk. Evet dediğimize evet, hayır dediğimize hayır diyoruz. Gizli kapaklı iş yok, arkadan iş yürütmek yok, toplumdan kaçırmak yok. Dolayısıyla bu yorumlar bizi çok kırıyor.
  • Kobani kumpas davası gibi kumpas davası görünmedi. Böyle bir şey yok. 9 yıldır haksız, hukuksuz bir şekilde içeride arkadaşlarımız. AİHM’in son kararı çok önemli. Selahatitn Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın içeride kaldığı her saniye suçtur. Hem 9 yıl yatıracaksın, hem AİHM bu konuda defalarca ihlal kararı verecek ve bunu sürecin gidişatına göre değerlendireceksin ya da öyle düşünüyorsun. Bu doğru değil. Arkadaşlarımızın hemen bu saniye serbest bırakılmaları gerekiyor. Bu sürece inanıyorsan en nitelikli arkadaşlarımız, en deneyimli arkadaşlarımız davalardan içeride yatıyorlar. Selahattin Demirtaş'ın, Figen Yüksekdağ'ın, Leyla Güven'in, Ayşe Gökkan'ın bu sürece sunacağı katkılar ne kadar büyük bunu siz bilemezsiniz, bize sorun.

'Demokratik, seküler bir Suriye’nin koşulları şu anda yok'

  • Sayın Öcalan’ın önerilerini, eleştirilerini alacağız, süreci tartışacağız. Bir hafta, 10 gün içerisinde gidebiliriz.
  • Suriye başka bir denklem, Öcalan'ın etkisi çok ama Suriye'deki sorunun çözümü Şam'la Kamışlo arasında. Kendi dinamikleri ile bir yola girer. Burası pozitif katkı sunabilir. Tabii demokratik bir Suriye bütün halkların kendi kimliklerinde yaşadıkları demokratik, seküler bir Suriye’ye kim hayır diyebilir. Bunun koşulları şu anda yok. Suriye'nin daha çok yol alması gerekiyor. Sen demokratikleşeceksin, sen de entegre olacaksın demokrasiye. Diğerine de ‘buyurun gelin ben demokrasiye entegre olacak konuma geldim’ diyeceksin. Ama bizde entegrasyon şu: ‘Kürtsün gel Türk ol, entegre ol. Alevisin, gel sünni ol.’ Öyle değil. Herkes pozitif entegre olacak. Neye? Demokrasiye. Sonra da bütüncül bir hukuk olacak. Türkiye yol alırsa emin olun bölgede demokratik bir model olabilir, Suriye'yi etkileyebilir. Sadece buraya değil, çatışma ve çözüm süreçlerinde de ‘Türkiye modeli’ olarak geçer.

Komisyon: 'Kapsamlı bir düzenleme ihtiyacı var'

  • Komisyon çalışmaları da pozitif entegrasyonu ve bütüncül hukuku gözeterek çalışmalı. Komisyon doğru, iyi işlerse sadece yasal düzenlemeler değil, yasal düzenleme gerektirmeyen AİHM, AYM kararlarının uygulanması da gündeme alınır. İnfaz yakmalar da gündeme alınır. ‘Bize benzemiyorsun, farklı düşünüyorsun. 6 yıl fazladan yat’ denilebilir mi? Bunu diyenler 6 yıl değil 6 gün ayrı kalabiliyorlar mı çocuklarından, ailelerinden. Hiç mi empati yok? Türkiye artık bu ayıptan kurtulmalı. Komisyon bunları gündemine almalı. Görüntüde bir komisyon olmamalı. Meclis'in burada görevi büyük. Meseleyi toplumla buluşturmalı.
  • Kapsamlı bir düzenleme ihtiyacı var. Terör ve Mücadele Kanunu, TCK, CMK ve benzerlerinin düzenlendiği, pakete ihtiyaç kalmayacak düzenlemeler yapılmalı. Toplumun kanayan yaralarını pansuman eden değil, iyileştiren düzenlemelere ihtiyacı var Türkiye’nin.
  • Savcının masasında Beyaz Toros’u görünce büyüttüm fotoğrafı, gerçek mi değil mi diye baktım. Beyaz Toros’u oraya koyan ‘Bunları cezaevine koyma, sokakta katlet’ diyor. ‘Niye Cezaevinde üç öğün karavana veriyorsun?’ diyor. Beyaz Toros'lu yargı vicdanlı davranır mı? Adaletli davranır mı? Tarafsız davranır mı? İşte tam da Beyaz Torosları ortadan kaldırmak gerekiyor. Bunun için de samimi olmak ve kararlıca gereklerini yerine getirmek gerekiyor.
TBMM’de komisyon çalışmaları: Kurtulmuş grubu olan siyasi partilerle görüştü
k

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.