Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Bahis ‘trajedisi’ ya da bilindik işlerin tezahürü mü?

Günümüzde, kapitalizmin bağrında icra edilen futbolun ısrarla bir oyun olduğundan bahsedecek olursak şayet, o oyun anca bir “bahis oyunu” olarak tasvir edilebilir. Mücadele edilmesi gereken ise sadece bahis değil, bahisi yaratan sistem olan kapitalizmdir, egemen parasal ve ticari ilişkilerdir, onun yönetici kurumlarıdır, baronlarıdır.

İsmail Sarp Aykurt

Yayın Tarihi: 28.10.2025 , 11:59

Hiç tarih tekerrürden ibaret olur mu?

Tarih olmaz da bizim futbolumuzda tekerrürler mümkündür. Kırılmalar, döngüler, operasyonlar, skandallar...

Bu kez de Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun hakemler ve bahis üzerine yaptığı açıklamayla birlikte, ülke futbolu yeni bir kırılmanın eşiğine varmış bulunuyor.

Aslına bakılırsa ülkede kırılacak pek bir şey kalmadığı da ortada.

Kırılsa kırılsa bizim müsabakaları izleme şevkimiz kırılıyor olsa gerek.

Mükerrer bir açıklamaya gerek yok ancak “profesyonel liglerde maç yöneten 571 aktif hakemin 371'inin bahis hesabının olduğu ve 152'sinin aktif olarak bahis oynadığı” iddiası, bende kişisel bir şaşkınlığa neden olmadı. Bu kanaat, hakemlerin bunu zaten yapıyor oluşları ya da onlardan bunun da beklenebileceği algısı üzerine de kurulu değil. Hakemleri eleştirmeye, onları infaz etmeye alışmış bir futbol taraftarlığı için hakemleri suçlamak ya da onları etiketlemek kolaydır. Kolay olmayan ise gerçekten de bahisle mücadele etmek ve bunun araçlarını geliştirmek...

Peki bu, TFF’den beklenebilir mi ya da bu konuda TFF, MHK ya da diğerleri güvenilir kurumlar mıdır? Şüphe yok ki tartışmalıdır, tartışmalı olan da bir nihai çözüme varamaz. “Temiz eller” operasyonu için önce elleri yıkamak gerekir çünkü.

Ama ülkenin böylesine büyük bir toplumsal çürümenin içinde debelenmesinin varacağı sonuçlar arasında bunların da olması normal. Olayı normalleştirmiyorum, futbolun bu kadar büyük bir piyasada, gerek sponsorluklar gerekse envai çeşit işletmenin içinde, milyon dolarların saçıldığı bir transfer düzeninde, “taraftarlık” dediğimiz, artık bağnazlığa varan bir akıl tutulmasıyla birlikte nereye varacağını sanıyordunuz?

Bahis bunlardan birisidir ve paranın egemen olduğu her sektörde yasalı da vardır yasadışı olanı da, sıcak topu da vardır soğuk topu da, yolsuzluğu da vardır, sponsoru da, Demirören’i de vardır, milli piyangosu da...

Sponsorluğun kimyasından daha önce ayrıntısıyla bahsetmiştik. Öyle “kazan-kazan” laubaliliğiyle hoş gösterilecek şey değildir. Kulüp başkanlarının da açıklamaları bir yana, kulüplerin de bahisle olan “içsel münasebetleri” hem sponsorluk düzeyinde hem de kişisel olarak tahmin edilebilir.

Olay yine bataklık meselesi değil; sivrisinek vızıltısıdır.

Biraz bahis tarihi: 'Sizi bir yerden hatırlıyor gibiyim...'

Hiç arama motorlarına “yasal bahis” yazıp sonuçlara göz attınız mı?

Sonuçlara ve bahisin sektörleşme dinamiklerine bakıldığında (yasal olsun ya da olmasın sonuç değişmez) yaşananların skandal değil piyasacı sporun alametifarikası olduğu sonucu çıkıyor.

Bahis kelimesi akıllara geldiğinde ise hesap kiralama, bankamatikçiler, ulusal ve uluslararası bahis baronları ve mafyaları, kumar, para aklama vb. gibi kavramlar canlanıyor.

Yasal ya da yasa dışı bahisin en çok rağbet gördüğü zamanlar, yoksulluğun ve bireylerin kaygı oranlarının tavan yaptığı dönemlere denk düşer. Bu bir yozlaşma semptomudur. Burada örnek olayımız her ne kadar “hakemler” olsa da bu türden büyük bir toplumsal yozlaşma, ülkedeki gerilemenin bir semptomu olarak sabittir.

Türkiye’de milyonlarca insan cebinde adeta kumarhane taşıyor ve 24 saat aktif platformlarda hesaplar oluşturuyor. Şüphe yok ki olağanüstü bir kitlenin takip ettiği futbol da bu bahis şirketleri için bulunmaz Hint kumaşıdır. Dünyanın her yerinden her saat oynanabilen canlı bahis sistemleri birçok Avrupa ülkesinde aktif durumda. Kıbrıs’tan Karadağ’a, Gana’dan İngiltere’ye kadar birçok ülkede yer alıyor bu platformlar. Dünyada da yaklaşık olarak 75 bin farklı bahis ve kumar sitesi olduğu tahmin ediliyor. Aktif olan sitelerin sunucu hizmetlerini muazzam bir uluslararası ağ sağlıyor. Altyapısı, tekniği, bayisi, kaydı, çalışanı...

Böylesine büyük bir “sektör”den bahsediyoruz.

İyi de Türkiye ne yapıyor?

Kumar sözümona ülkemizde 1998’de yasaklanmıştı. Sonra Kıbrıs’a kaydırılmış, Türkiye’de “yasal bahis” olarak tarif edilen İddaa ise Nisan 2004’te faaliyetlerine başlamıştı. Tabii resmi olandan bahsediyoruz. “Bahis Çukuru” (2024) isimli kitapta Ayhan Şensoy bahsediyor:

Sabah gazetesi, 2002’de yaptığı bir haberle ilginç bir anekdotu bizimle paylaşacaktı. Semih Sadi isimli biri ile İtalyan ortağı Lorella Razetti’nin futbol, basketbol ve tenis müsabakaları ile at yarışları üzerine yasadışı bir bahis şirketi kurduğu, yüklü miktarda gelir sağlandığı, elde edilen bu kara paranın bankanın ihbarı üzerine Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından soruşturulduğu ve olay hakkındaki bilginin de dönemin Devlet Bakanı Kemal Derviş’e intikal ettiği not edilmiş.

Yeni tanışmıyoruz özetle.

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC), dünyada yıllık 1,7 trilyon dolarlık yasa dışı bahis ve kumarın oynandığını duyurmuştu. Bahis sektörünün spor sektörüne intikalinin vardığı sonuçlar, spor yarışlarında hile, şike, şaibe, güvensizlik iklimi, nitelikli/niteliksiz dolandırıcılık, vergi kaçakçılığı, hakemlerin, futbolcuların, sporcuların, antrenörlerin, sporun özetle tüm unsurlarının, organize suç örgütleriyle ortaklaşmaları ve spor suçlarının da bir küresel problem haline dönüşümüdür.

Bu işin elbette ki baronları vardır. Türkiye’deki yasadışı bahis ve kumarın baronları arasında görünenler ve görünmeyenler diye ayrım yapılabilir. Konuşulan isimler arasında Yaşam Ayavefe, Halil Falyalı, Veysel Şahin ve Derkan Başer gibileri öne çıkmakta, uluslararası alandaysa özellikle Uzakdoğu coğrafyası işin merkezinde durmaktadır.

Peki sizleri, sektörü kim, kimler yaratmaktadır?

Sporun en çok bilinen gazetecilerinden, “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir”in yazarı Simon Kuper bahis için şunları söylüyor:

“Bahis dünyasına özellikle Çin, Tayland gibi Asya ülkelerinde büyük para akıyor. Bu merkezden herhangi bir ülkede oynanan maçlarda , Belçika’da ya da Türkiye’de, şike yapılarak bahisten para kazanılması söz konusu oluyor. Mafya tipi örgütler de takımlarının kazanmasını isteyen kulüp başkanları da bu işin içinde yer alabiliyor. Bence de şike futbola en büyük zararı veren olgudur. Taraftar şiddetinden de, futbolcuların yanlış tavırlar sergilemesinden de daha zararlı bir şey. Çünkü taraftar olarak izlediğiniz maçın gerçek olmadığını, sahte olduğunu düşünürseniz oyuna olan bütün ilginizi yitirirsiniz”.

Hatırlayalım...

27 Ocak 2022’de suikaste uğrayan Beşiktaş eski yöneticisi Şafak Mahmut Yazıcıoğlu’nun yasa dışı bahis ve kumar işine girdiği iddia edilmişti. Hatta Yazıcıoğlu’nun 8 Şubat 2022’de öldürülen Halil Falyalı ile ortak olduğu öne sürülmüştü. Ülkemizdeki bahis piyasası oldukça büyük ve yaygın haldedir.

Ancak yeni değildir.

Ayhan Şensoy’un “Bahis Çukuru” (2024) isimli kitabında ekonomist Tuğrul Akşar’a sorduğu bir sorunun neticesinde aldığı yanıt, belki bu sektörün ne durumda olduğunu bize daha somut olarak kavratır:

“2022 yıl sonu itibarıyla tüm dünyada spor ekonomisi büyüklüğü 500 milyar dolara ulaşırken, yasal bahis hasılatı 350 milyar dolar seviyesindedir. Bu tutar bundan yaklaşık 14 yıl önce 227 milyar dolar düzeyindeydi. Ülkemizde ise 2022 sonuna göre yasal bahis oyunları yıllık geliri yaklaşık 6 milyar dolar düzeyinde olup bu tutar dünya bahis oyunlarının yüzde 1,7’sine karşılık geliyor. Tüm dünyada yasal olmayan bahis miktarlarını net olarak ortaya koyabilecek bir araştırma bulunmamakla birlikte, ülkemizde yasal olmayan bahis tutarının İçişleri Bakanlığı rakamlarına göre 50 milyar dolar düzeyinde olduğu varsayılıyor. Yani resmi bahis miktarının yaklaşık 8,3 katı bir tutar. Aynı oranı tüm dünya için de kabul edersek, yasal olmayan bahis miktarının yaklaşık 2,9 trilyon dolara ulaşmış olabileceğini söyleyebiliriz”.

Son yaşanan skandala ben “trajedi” demeyi daha doğru buluyorum. Futbolumuzun bitmeyen trajedisidir. Futbolumuzu icra ettiğimiz müsabakaları sahada yönetmesi için yetiştirilen ve hakkaniyetli ve adil olması beklenen hakemlerimiz bahis oynamışlar, hesap açmışlar, haksız kazanç sağlamışlar; spor sektöründen bahis sektörüne zıplamışlardır. Futbol talimatı gereği hakemlerin sevki yakında açıklanacak olsa da yasal ve yasal olmayan bahis hakkında ne yapılacağı muammadır. Oysaki asıl sorun burada düğümlenmektedir. Bahis için görünüşte ve hatta somut, hukuki olarak, caydırıcı denebilecek önlemler alabilir ancak kapitalist ilişkiler üretilir ve sportif ilişkilere egemen oldukça ondan kopamaz, uzaklaşamasınız. Hakkaniyet ve adillik arıyorsanız öncelikle doğru yere bakmak zorundasınız.

Günümüzde, kapitalizmin bağrında icra edilen futbolun ısrarla bir oyun olduğundan bahsedecek olursak şayet, o oyun anca bir “bahis oyunu” olarak tasvir edilebilir. Mücadele edilmesi gereken ise sadece bahis değil, bahisi yaratan sistem olan kapitalizmdir, egemen parasal ve ticari ilişkilerdir, onun yönetici kurumlarıdır, baronlarıdır.

Sistemden çıkış yoksa, “tekerrür” vardır.

O nedenle sorular doğru sorulmalı ve bir ilave yapılmalıdır: “Hakemler yanlış yapmış biliyoruz da hepiniz orada değil miydiniz?”

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.