Sayfa yolu
Bahçeli’den AP raporundaki Ülkü Ocakları kararına tepki: 'Herkes haddini bilecek'
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 23.06.2026 , 11:34 Güncelleme Tarihi: 23.06.2026 , 12:09
Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda dış politika, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporu, Kıbrıs ve ABD-İran mutabakatına ilişkin açıklamalar yaptı.
‘Trump’ın patronum demesi gelişigüzel söylenmiş bir cümle değil’
Bahçeli, G7 Zirvesi’nde ABD Başkanı Donald Trump’ın kullandığı ifadeye dikkat çekerek, bunun Batı ittifakı içindeki güç ilişkilerini gösterdiğini söyledi:
Fransa’da G7 liderleri bir araya gelmiştir. Zirvenin gündem başlıkları kâğıt üzerinde hayli kabarıktır. Küresel ekonominin atılan bombalar ile imzalanan mutabakatlar arasında sıkışmış kırılgan seyri, Ukrayna Savaşı’nın Avrupa güvenliğinde açtığı ve derinleşen gedik, Hürmüz Boğazı üzerinde enerji yolları ile dünya ticaret hayatının seyir güzergâhı üzerine çöken belirsizlik, siyasi ve ekonomik gelişmelere bağlı olan düzensiz göç endişeleri aynı fotoğraf karesine sıkışmıştır.
Fakat bütün bu ağır gündemlerin üstüne Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’ın çalışma toplantısına girerken söylediği ‘Patron benim’ sözü damga vurmuştur. Bu söz gelişigüzel söylenmiş bir cümle değil, G7 masasındaki güç dengesini, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’nın omzuna çöken ve tüm bu ışıltılı Batı güzellemelerinin saklayamadığı güvenlik bağımlılığını ve transatlantik ilişkilerin gerçek mahiyetini gösteren ibretlik bir itiraftır.
Bu söz, ortak değerler perdesinin arkasındaki çarpık gerçeği, hakikat aynasından gözlerimizin önüne serilen güç gösterisini işaret etmektedir.
Avrupa yıllardır stratejik özerklikten bahsetmektedir. Fakat aynı Avrupa, kendi savunma, siyasi ve iktisadi mimarisini hâlâ Washington’un gölgesinden çıkaramamıştır. NATO Genel Sekreteri’nin açıklamaları ortadadır. Aynı Avrupa, ABD’nin Avrupa’daki askerî katkılarının azaltılacağını açıkladığı bir dönemde, kendi güvenlik boşluğunu nasıl dolduracağını kara kara düşünmektedir.
Ne çarpıcı bir tezattır ki Avrupa, yıllardır Türkiye’ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalkmakta, rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtı muhaliflerin bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürmektedir. Yani Avrupa, kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüş fakat hâlâ Türkiye’nin kapısına rapor çivileme hevesinden vazgeçmemiştir.
‘Avrupa hangi yüzle Türkiye’ye ders vermeye kalkışacak?’
Avrupa’nın Türkiye’ye dönük eleştirilerine sert tepki gösteren Bahçeli, AB ülkelerinin kendi siyasi ve güvenlik krizlerini görmezden geldiğini savundu:
Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, itham ipliğiyle tazyik nakışı işlemeye, çifte standart çöküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır. Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar, ne hakkaniyet çıkar, ne de Türkiye’ye istikamet çizecek bir irade çıkar.
Gaflet uykusundan hülyalara dalanlar iyi duysun. Kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin. Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır.
Atalarımız boşuna ‘El atına binen tez iner’ dememiştir. Yıllarca kendi güvenliğini ve idaresini başkasının atına bindirenler, şimdi o atın dizginlerinin kendi ellerinde olmadığını anlamaya başlamıştır.
Böyle bir Avrupa hangi yüzle Türkiye’ye ders vermeye kalkışacak? Hangi akılla Türk devletine aklı sıra ayar çekecek? Hangi cüretle aziz milletimizin kıymetlerine, devletimizin makamlarına dil uzatacaktır? Kendi güvenlik açıklarını kapatmakta zorlananlar, müttefiklik masalarında bekletilirken Türk devletinin güvenlik politikalarını sorgulamaya nasıl yeltenebilirler?
Avrupa’ya terör örgütleri eleştirisi
Avrupa ülkelerini Türkiye karşıtı yapılara alan açmakla suçlayan Bahçeli, bu tutumun Türkiye’ye dönük eleştirilerle çeliştiğini söyledi:
Avrupa başkentlerinde yıllarca Türk askerine namlusunu doğrultan hain terör örgütlerinin paçavralarını dalgalandırdılar. Türk milletinin canına kasteden FETÖ artıklarına seve seve kucak açtılar.
Eğitim almaya gidip geri dönecek yavrularımızın önünde sur olurken, Türkiye’de kurduğu işini Avrupa’da büyütmek isteyen girişimcilerimizin gidecekleri günü sayarken, Türk ve Türkiye karşıtı söylenecek en ufak söze kulak kabarttılar. Fitne şebekelerine yuva oldular, yurt oldular.
Düşmanlığın zehirli diline göz yumanların Türk milliyetçiliği hakkında hüküm cümlesi kurmaya yüzü var mıdır? Kendi kıtasında göç baskısı karşısında bocalayanların, milyonlarca mazluma yıllardır kapısını açmış Türkiye’ye insanlık dersi vermeye hakkı var mıdır? Kendi güvenliğini Amerika Birleşik Devletleri’nin kararlarına bağlamış olanların, Mavi Vatan ülkümüze ve Doğu Akdeniz’de kabak gibi ortada olan deniz yetki alanlarımıza itiraz edecek sözü var mıdır?
İşte karşımızdaki bu sefil tablo artık yorum kaldırmayacak şekilde ortadadır. Bugün bu tablonun bir tarafında, Türkiye’nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayisindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz’den Kafkasya’ya, Doğu Akdeniz’den Orta Doğu’ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır.
Diğer tarafında ise Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarımıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemen eşitliğini ve Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır.
Türkiye’nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karşılarız. Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura vura kim olduğumuzu öğretiriz.
'AB’nin yerine getirmediği taahhütler'
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin uzun bir geçmişi olduğunu hatırlatan Bahçeli, AB’nin Türkiye’ye verdiği sözleri yerine getirmediğini belirtti:
Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur. Türkiye’nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır. 1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile hukuki zemine kavuşmuştur. 1970 tarihli Katma Protokol, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi’nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır.
Ancak Avrupa Birliği, Türkiye’ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir.
Vize serbestisi yıllardır bekletilmiştir. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi kaplumbağa yavaşlığında ağırdan alınmıştır. Müzakere başlıkları siyasi gerekçelerle bloke edilmiştir. Aday ülke statüsü çoğu zaman kâğıt üzerinde bırakılmıştır. 2018’den itibaren müzakereler fiilen durma noktasına gelmiştir.
Şimdi aynı Avrupa Parlamentosu kalkıp Türkiye’ye reform, hukuk ve iyi komşuluk dersi vermektedir. Bu nasıl bir körlüktür? Bu nasıl bir hukuksuzluktur?
AP Türkiye raporuna tepki
Bahçeli, Avrupa Parlamentosu’nun 2025 Türkiye Raporu’nu hedef aldı; raporun Türkiye’nin yargısını ve Ülkü Ocakları’nı hedef aldığını ileri sürdü:
Dün Washington’da Ülkü Ocaklarına dosya açmaya çalışanlar vardı. Bugün Brüksel’de aynı karalama faaliyetini rapor satırlarına iliştirenler vardır. Dün Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisinde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetkisi Yasası’nın içine Ülkü Ocaklarının terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığımız da bu girişimi esefle karşılamış, bunun asılsız ithamlarla örülmüş, köklü müttefiklik hukukuna yakışmayan, Türkiye karşıtı lobilerin Avrupa’da da sahnelediği yanlı bir teşebbüs olduğunu açıkça ilan etmiştir.
O gün de hedef aynıydı, bugün de hedef aynıdır. Sözün çıktığı kürsülerin başkentleri değişse de niyetleri değişmemiştir. Türk milliyetçiliğini kriminalize etme, Türk gençliğini millî ve manevi değerlerinden kopartıp köksüzleştirme gayretlerinin farkındayız.
Devlete sadakati görev bilen, bayrak ve vatan sevgisini yüreğinden eksik etmeyen, teröre karşı elif gibi dimdik duruşunu koruyan Türk gençliğinin biricik yuvası olan Ülkü Ocakları, Avrupa kamuoyunda hedef tahtasına oturtulmak istenmektedir.
Bilinsin ki Ülkü Ocakları, Türk milletinin üç bin yıllık yürüyüşünü genç yüreklerde diri tutan, irfanı imanla, cesareti ahlakla kavuşturan kutlu bir mekteptir. Ülkü Ocakları dik başlı değil, başı dik Anadolu çocuklarının yurdudur.
Ülkü Ocaklarında Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmeti, Hacı Bektaş-ı Veli’nin ilmi, Dede Korkut’un bilgeliği vardır. Ülkü Ocaklarında Bilge Kağan’dan Kürşad’a, Sultan Alparslan’dan Fatih’e, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’e uzanan büyük Türk yürüyüşünün ayak izleri vardır.
Dünkü Washington merkezli küresel şer lobileri de, bugünkü Brüksel’in husumet cephesi de bu hakikati örtemeyecektir. Ülkü Ocaklarını anlamak isteyen, Türk gençliğinin yüreğinden dökülen şu mısralara bakacaktır: ‘Yüreği bayrağa atan olmayı, vatana ruhunu katan olmayı, kısacası beyim adam olmayı, davayı öğrendik bizim ocakta.’
Dünkü Washington merkezli küresel şer lobileri de, bugünkü Brüksel’in husumet cephesi de bu hakikati örtemeyecektir. Ülkü Ocaklarını anlamak isteyen, Türk gençliğinin yüreğinden dökülen şu mısralara bakacaktır: ‘Yüreği bayrağa atan olmayı, vatana ruhunu katan olmayı, kısacası beyim adam olmayı, davayı öğrendik bizim ocakta.’
'Bu zihniyet, Türk milletinin denizlerdeki iradesini kırma, Antalya Körfezi’ne hapsetme rüyasını hâlâ diri tutuyor'
Bahçeli, Avrupa Parlamentosu raporundaki Kıbrıs değerlendirmelerine de karşı çıktı:
Bugün hâlâ Bizans’ın küllenmiş ihtiraslarını avuçlarında kor gibi saklayanlar, hâlâ Megali İdea’nın tarihin çöplüğüne atılmış haritalarında kendilerine gelecek arayanlar, hâlâ Rum-Yunan yayılmacılığının yıpranmış defterlerinden yeni husumet başlıkları çıkarmaya çalışanlar vardır.
Bunların zihninde İstanbul’un fethi kapanmamış bir yara, Kıbrıs Türkü’nün egemen eşitliği inkâra mahkûm edilmiş bir hakikat, Adalar Denizi Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak diplomatik bir pusu, Doğu Akdeniz ise ucuz tezvirat sarmallarıyla donatılmış jeopolitik bir bilmecedir.
Mavi Vatan’ı saldırganlık, Türkiye-Libya Mutabakatı’nı hukuksuzluk, Kıbrıs Türkü’nün egemenlik talebini ayrılıkçılık gibi göstermeye çalışan bu zihniyet, Türk milletinin denizlerdeki iradesini kırma, Antalya Körfezi’ne hapsetme rüyasını hâlâ diri tutmaktadır.
Fakat ne tarih onların istediği gibi yazılmıştır ne de coğrafya onların heveslerine göre çizilmiştir.
ABD-İran mutabakatı
Bahçeli, ABD ile İran arasında varılan mutabakata ilişkin de değerlendirmelerde bulundu; süreci olumlu bulduklarını ancak ihtiyatlı yaklaştıklarını söyledi:
G7 masasındaki Hürmüz gündemi ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki İran mutabakatı, bu büyük tabloyu tamamlamaktadır.
ABD ile İran arasında varılan mutabakat; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, deniz ablukasının kaldırılması, İran’ın nükleer stoklarına ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde yürütülecek seyreltme ve bertaraf süreci, dondurulmuş fonlar, Lübnan dâhil çeşitli cephelerde askerî operasyonların durdurulması ve nihai anlaşma için takvim belirlenmesi gibi başlıkları kapsamaktadır.
Ancak ABD Kongresinde bu mutabakata yönelen itirazlar da göstermektedir ki ABD siyasetinin kendi içinde bile netleşmemiş, çalkantılı ve sancılı bir zemini vardır.
Uluslararası dünyanın tüm bu keşmekeşine rağmen ABD ile İran arasında müzakere kapısının açık tutulması ve İsviçre’nin ev sahipliğinde mutabakat görüşmelerine başlanması, Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişin, deniz ablukasının kaldırılmasının ve Lübnan sahasında ateşin durdurulmasının konuşulmasını dikkatle izliyoruz. İnsanlığın huzuru adına bunu olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.
Ne var ki asıl mesele, masada verilen sözlerin karşılık bulmasıdır. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının mutabakat sürecini gölgelediği, İran tarafının bu saldırıların devamı hâlinde müzakerelerin durdurulabileceği yönünde açık uyarıda bulunduğu görülmüştür.
Lübnan’da işgal altında olmayan bölgelerdeki saldırıların İsrail tarafından durdurulmasına yönelik gelişmelere elbette değer veriyoruz. Ancak bölgeyi kan gölüne çeviren Siyonist tedhiş merkezinin bir günde barış meleğine dönüşmeyeceği de unutulmamalıdır.
Bu nedenle meseleye ihtiyatla bakıyoruz. Lübnan’da ateşkes kalıcı ve ülkenin tüm topraklarını kapsayacak biçimde olmalıdır. Mutabakat zaptı harfiyen uygulanmalı ve Hürmüz’de güvenli geçiş kesintisiz sağlanmalıdır.
Hürmüz’den Doğu Akdeniz’e uzanan, Lübnan’da başlayıp Amerika Birleşik Devletleri’nde yankılanan her sarsıntının millî güvenliğimiz ve bölgesel istikrarımız bakımından ne anlama geldiğini soğukkanlılıkla takip etmeliyiz.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.