Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

'Asıl olan açlıktır, çoğunluktadır...'

Milyonlarca emekçi kronik yoksulluk ve açlık tehdidiyle karşı karşıyayken içine girdiğimiz kriz, özellikle gıda fiyatları boyutu itibarıyla gelecek nesillere kalıcı bir tahribat devredebilecek güçte.

MEHMET TUNA DOĞAN - LEVENT AYAN

Yayın Tarihi: 08.05.2022 , 10:12 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

TÜİK’in açıkladığı verilere göre dahi Nisan ayı itibarıyla Türkiye’de genel tüketici yıllık enflasyonu yüzde 70’e ulaşmışken gıdada bu oran yüzde 90, taze meyve ve sebzelerde ise yüzde 105 düzeyinde. “Gıda ve alkolsüz içecekler” kalemi, enflasyon ölçümünde temel alınan ürün sepetinin kabaca dörtte birini oluşturuyor. Böylece son 1 yılda gıdanın yıllık enflasyon oranına yaklaşık 23 puanlık bir katkı yaptığını söyleyebiliyoruz. Yani 12 ana harcama kategorisi içerisinde en belirleyici etken gıda fiyatları.

Seçilmiş harcama türlerinde 2018 Ocak – 2022 Nisan dönemi birikimli fiyat artışları

Yıllık enflasyonda aydan aya yaşanan dalgalanmalar süre giden artışa rağmen fazlasıyla kafa karıştırıcı ve doğal olarak halkın hissettiği fiyat artışlarını açıklamaktan uzak. Dolayısıyla biz birikimli fiyat artışlarına odaklanacağız; bunun için seçtiğimiz başlangıç tarihi ise Türkiye’nin bir kur krizi yaşadığı ve enflasyonda ciddi bir trend değişiminin yaşandığı 2018 yılının başı olacak. Bu şekilde bakıldığında, TÜİK’in çok tartışmalı resmi rakamlarına göre dahi emekçi halkın enflasyon altında ezildiği görülüyor; gıdada birikimli fiyat artışı 2018 başına göre yüzde 240’a koşuyor. Ulaştırmada yüzde 230, Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda ise yüzde 150 civarlarında fiyat artışları söz konusu.

Seçilmiş gıda kalemlerinde 2018 Ocak – 2022 Nisan dönemi birikimli fiyat artışları

Ancak şunu da biliyoruz ki, gelir skalasında aşağılara doğru indikçe gıdanın tüketim harcamalarındaki payı artıyor. TÜİK’in en son 2019 yılı için açıkladığı  Hanehalkı Bütçe Araştırması sonuçlarında bu pay ülke genelinde yüzde 21 olarak hesaplanmış.

Okurlarımızın büyük çoğunluğu, haklı olarak, bu rakamı çok düşük bulacaktır. Nitekim, TÜİK’in aynı araştırmasına göre, hanehalkları yüzde 20’lik gelir düzeyi gruplarına göre ayrıldığında görülüyor ki en yüksek gelirli yüzde 40’lık kesim, gıdanın tüketim harcamalarındaki toplam payını epey aşağı çekiyor. Oysa bu pay, en yoksul gelir grubunda %31’e, ikinci en yoksul gelir grubunda yüzde 27’ye ulaşıyor . Dolayısıyla yüksek enflasyonun en çok yoksulları etkilediği su götürmez bir gerçek.

Gıda ve alkolsüz içeceklerin yüzde 20'lik gelir gruplarına göre harcamalardaki payı

Asgari ücret: Yoksulluktan sefalete, sefaletten açlığa

Bilindiği gibi AKP hükümeti geçtiğimiz yılı asgari ücrete yüzde 50 zam “müjdesi” ile kapattı. Aynı günlerde Türkiye tarihinin en büyük döviz kuru şoklarından biri yaşanıyor, Merkez Bankası’nın döviz satışı yoluyla yaptığı müdahaleler sonuç vermeyince hükümet “kur korumalı mevduat” sistemi ile tüm mevduatları dövize endeksliyor ve çareyi döviz kurlarına suni baskı uygulamakta buluyordu.

Açıklanan zam oranı yüksek gibi görünse de, 2021 genelindeki yüzde 36’lık birikimli enflasyondan arındırıldığında yüzde 10-11 arası bir reel artışa denk gelmişti. Tabii ki, yukarıda kısaca özetlediğimiz nedenlerden ötürü, asgari ücret ve yakın seviyelerde kazancı olan yoksullar için enflasyonun çok daha yüksek olduğu da bir gerçekti.

Net 4.253 liraya yükselen asgari ücret, henüz açıklandığı tarih itibarıyla bile TÜRK-İŞ’in açıkladığı (4 kişilik bir ailenin) açlık sınırının sadece 155 lira altındayken yoksulluk sınırının ise neredeyse yüzde 70 altındaydı. Dahası, ülkede neredeyse tüm fiyatlamaların bağlı hale geldiği ABD doları üzerinden baktığımızda da yüzde 50’lik zamma rağmen 2007’den beri en düşük seviyeye gerileyen bir asgari ücret söz konusuydu.

Aylık net asgari ücret (ABD doları karşılığı)

Hemen ardından, 2022’nin henüz ilk ayında yüzde 11,1 olarak gerçekleşen aylık TÜFE enflasyonu ile birlikte asgari ücretteki bu göstermelik “enflasyonun üzerindeki” artış da eriyiverdi. Böylece asgari ücret 1 ay içinde yeniden açlık sınırıyla eşitlenmiş oldu!

Tüm bu yaşananlar, son dönemde asgari ücrette ara zam beklentisini de beraberinde getirdi. Ancak sermaye sınıfına pandeminin getirdiği “fırsatları” değerlendirme sözü vermiş olan AKP iktidarı, en yetkili ağızlardan bu beklentiyi (şimdilik) boşa çıkarmış durumda.

Net asgari ücretin açlık ve yoksulluk sınırına oranı 

2022’de geride bıraktığımız 4 ayda birikimli resmi TÜFE enflasyonu yüzde 31,7 olarak gerçekleşti. Bunu basitleştirerek ifade edersek, asgari ücretteki 1.427 liralık artışın şimdiden 1.000 liradan fazlası buhar olmuş durumda! Kıyaslamayı 1 yıl önceyle yaptığımızda ise asgari ücretin yüzde 11,5 oranında düştüğünü hesaplıyoruz. Enflasyonun önümüzdeki aylarda yüzde 80’lere dayanacağı düşünüldüğünde bu erime daha da derinleşecek.

Bu arada, Nisan ayı itibarıyla 5.323 lira olan açlık ve 17.340 liraya tırmanan yoksulluk sınırı ile asgari ücret aradaki makas da ciddi seviyelere ulaştı. Dolayısıyla Türkiye nüfusunun artık çok daha büyük bir bölümünün yoksul veya aç olduğunu tahmin etmek zor değil.

Yüzde 50, 'karın doyurmuyor...'

Yukarıda verdiğimiz rakamlar, milyonlarca emekçinin nasıl bir sefalete sürüklendiğini anlamamız için yeterli sayılabilir. Ancak tarımdaki çöküş sonucu giderek daha fazla ithalata ve uluslararası tekellerin çıkarlarına bağımlı hale geldiğimiz gıda sektöründeki fiyat patlamasıyla birlikte ele aldığımızda, gerçek anlamıyla bir açlık riskinin artık gündemde olduğunu görüyoruz.

Resmi gıda enflasyonuna göre asgari ücretle alınabilen gıda miktarı (Endeks, Ocak 2017)

Yukarıdaki grafikte, TÜİK’in resmi gıda TÜFE verilerine göre asgari ücretin satın alabildiği gıda miktarındaki değişimi endekslemeye çalıştık (koyu mavi çizgi, sol eksen).

Çok açık bir şekilde görülüyor ki aylık net asgari ücret, aradan geçen dönemde yapılan nominal artışlara ve 2022 başında gerçekleşen yüzde 50’lik zamma rağmen Nisan itibarıyla 2017 başında aldığı gıda miktarının bugün yüzde 20 altını satın alabiliyor. Bu endeks, 2018 sonlarında ve son kur atağı ile birlikte 2021 sonunda da çok derin düşüşler göstermiş. Ancak her ayki rakamın 1 yıl öncesine göre yüzdelik değişimleri kıyaslandığında (sağ eksende takip edilen sarı renkli sütunlar) bu kadar sert bir düşüş daha önce olmamış.

Ücret erimesinde yeni bir boyuta geçildi

Geçmişe dönüp baktığımızda, özellikle 2016, 2019 ve 2021 başlarındaki asgari ücret zamları, dönemin sarsıcı gelişmelerinin (15 Temmuz darbe girişimi, 2018 döviz krizi, 2019 seçimleri ve Covid-19 salgını) etkisiyle yüksek oranlarda (sırasıyla yüzde 30, yüzde 26 ve yüzde 22) yapılmış ve bugüne kıyasla görece düşük ve istikrarlı seyreden enflasyonu belli bir süre telafi edebilmişti.

Günümüzde ise yüzde 50’lik zammın bile henüz ceplere girmeden enflasyon karşısında eridiği bir tablo, artık farklı bir evreye girdiğimizin işareti. Enflasyon kontrol altına alınamıyor ve ücret zamlarının etkisi saman alevi gibi sönüp gidiyor. Şirketlerin artan genel işgücü maliyetlerini satış fiyatlarına yansıtması da enflasyonu besleyen faktörlerden biri olarak görülüyor. Hatta asgari ücrette ara zam olmayacağı yönündeki açıklamaların bununla bağlantılı olduğu da düşünülebilir.

“Yeni ekonomik model”de batık şirketlere negatif reel faizli kredi, uluslararası tekellere kelepir sermaye devri, mevduat zenginlerine devlet garantili servet transferi var. Bunun karşısında milyonlarca emekçi kronik yoksulluk, hatta açlık tehdidiyle karşı karşıya. İçine girdiğimiz kriz, özellikle gıda boyutu itibarıyla gelecek nesillere kalıcı bir tahribat devredebilecek güçte.

Neye güveniyorlar?

İktidar bloku açısından bakıldığında, emekçi yoksullaşmasının siyasi maliyeti ile sermaye çıkarlarının temsiliyetini koruma ehliyeti arasında derin bir sıkışma söz konusu. Nitekim AKP sözcüleri hep bir ağızdan küresel hammadde fiyatları, Ukrayna savaşı, süpermarketlerin fırsatçılığı, stokçuluk gibi varlığı tümden inkâr edilemeyecek faktörlere dikkat çekerek durumu idare etmeye çalışıyor.

Mevduatlara verilen kur garantisi ve yazın turizmde beklenen canlanmanın katkısıyla göreli kur istikrarı… Yıl sonuna doğru enflasyonda ortaya çıkacak olumlu baz etkisi… Küresel emtia fiyatlarında göreli bir yumuşama… Ekonomideki “aşırı ısınma”nın yerini yavaşlamaya bırakması… Ukrayna krizinde olası çözüm… Bu ve benzerleriyle seçime kadar süreci yönetmeyi umuyorlar.

Ne var ki, bu unsurlardan büyük bir kısmı birer temenni olmaktan öteye geçemediği gibi, hiçbirisi de enflasyonda kalıcı düşüş sağlama garantisi vaat etmiyor. Çünkü ekonomi -iddia edilenin aksine- geçmişe kıyasla çok daha dolarize olarak dış şoklara karşı kırılganlaşırken, fiyatlama davranışları da kontrolden çıkmış durumda. Kaldı ki yukarıda da belirttiğimiz gibi, yıllık enflasyon rakamlarında bir gerileme olsa dahi, yaşanan birikimli fiyat artışları emekçi halkı ezmeye yeter de artar düzeyde.

Bu devasa belirsizlik karşısında artık dayanacak gücü kalmayan yoksullara sunabildikleri, söyleyebildikleri tek şey; bize güvenin, sabredin, şükredin, biat edin; dış güçlerin oyununa gelmeyin...

Ara zam ihtimali dışlanmamalı

Elbette buraya kadar söylenenlerden yola çıkarak AKP’nin alet çantasının tamamen boşaldığı yönünde bir yanılgıya düşmemek gerekiyor. Enflasyondaki mevcut beklentiler, girilen seçim atmosferi ve iktidarın bir türlü bitmeyen “müjde” ihtiyacı düşünüldüğünde, tüm yalanlamalara rağmen asgari ücrette bir ara zam olasılığı yok sayılmamalı.

Nitekim burada bir parantez açmak gerekirse, TÜSİAD’dan olası bir asgari ücret zammına gelen destek sinyali dikkat çekici. Bu çıkışın ardında, “İstanbul sermayesi”nin iktidar blokuyla ara ara yaşanan çekişmeleri ve daha küçük sermaye gruplarıyla rekabetinin yanı sıra, bilindik “sosyal barış” kaygıları da olabilir. Zira birincisi, “maliyet” endişelerinin işçi sınıfı korkusu karşısında geri plana itilmesi, ülke tarihinde ilk kez olmuyor. İkincisi, üretimde tercih edilir bir model iken, dış pazarlarda daha etkin olan, teknoloji ve markalaşma rekabetine girmiş durumdaki “büyükler”de bu yeterli değil.

Ancak yukarıda da açıklanmaya çalışıldığı üzere, enflasyon kontrol altına alınamadığı müddetçe yoksullaşmanın önüne geçilebilmesi ihtimal dışı.

Dahası, 2023’te beklenen seçimleri sağ salim atlatılmasına yetebilecek tavizlerin, seçim sonrasında işçi sınıfına büyük bir saldırı dalgasıyla geri alınmak isteneceği, AKP’nin de bu konuda daha özgüvenli hareket edeceği açık. Bu saldırıyı püskürtmek için verilecek mücadeleyi seçimlere ve düzen içi ittifaklara endekslemek, yıkımı sessizce kabullenmekten başka bir anlama gelmeyecektir.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.