Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Aşağı bakmayan bir futbol işçisi: Metin Oktay

'Yitirdiğimizi düşündüğümüz hislerde izi hep kaldı. Tıpkı gelecek güzel zamanlarda izinden ilham alacağımız gibi hep yukarılarda kaldı.'

İsmail Sarp Aykurt

Yayın Tarihi: 02.02.2021 , 15:52 Güncelleme Tarihi: 02.02.2021 , 15:59

Bir nostalji yazısını reddediyorum. Metin Oktay’a sahip çıkmak bir nostalji sevdasından değil; yeniye, güzele ve birlikte olana duyulan ihtiyaçtan feyz almalı çünkü.

Bu yüzden önümüze ve yukarıya bakmamız gerekiyor, oyalanmadan...

Sahadaki Metin ile dışarıdaki Metin arasındaki farkın az değil, hiç olmadığını söylüyorlar. Cemal Süreya da demiyor mu zaten: “Bir özelliği de hiç şımarmamış olması” ve “o, rolünü yanında oynayan başka oyunculara bıraktı” diye...

Metin’lerden ilham alan futbolcu neslinin soyunu kuruttular el birliğiyle, diğer nesil asgari üç çocukla ve demagoji ile sürüklenirken...

Mühim değiller.

Yine Cemal Süreya soruyor ya: “Metin’de kendini diğer futbolculardan büyük gösteren bir şey var. Nedir bu? Teknik mi, beden gücü mü, sezgi mi?” diye...

Bunların hepsi var evet, ama onu büyüten başka bir şey daha var.

O, Metin’in vefasıdır; hem işçi sınıfına hem de sevdiklerine...

“Bizi sevenleri üzmeyelim baba”dır, Metin Oktay.

Onu, emekçilerin taçsız kralı yapan bunlardır.

Denizlerin idamını engellemek için koşturması, imza toplaması, Türkiye İşçi Partisi’ne attığı oy, makine işçisi babası ile ev hanımı annesinin emeği ile geçen hayatı, meclisteki düzen partilerinin vekillik tekliflerini reddedip “Benim sahada yaptığım ayak oyunlarının ne değeri olur, ne sözü olur, mecliste sizlerin arasında” cevabı onu, gönüllerde ve zihinlerde başka bir yere bağlamıştır.

Farklıdır ve taraftır; attığı goller, arkasından gelir.

Belki tacımız yok ama...

Metin Oktay, 2 Şubat 1936’da İzmir’de doğuyor ve meşin yuvarlak ile olan ilişkisi başlamış oluyor, hemencecik...

Anlatıyor:

“Yumuşacık, yusyuvarlak... Hareketli... Ele, avuca sığmaz...Zıp zıp zıplar, yerinde duramaz. Onunla ilk tanıştığım gün, ayakkabısının bağlarını bile kendi bağlayamayan, yürümeyi yeni yeni öğrenmiş minicik bir çocuktum... ‘Sen nereden çıktın?’ der gibi vurdum ona... O ilk vuruşla birlikte, yolum da değişti, hayatım da. Çaresiz, kader bağlamıştı bizi. Ondan ayrılamıyordum. Benim en iyi arkadaşım olmuştu”...

Büyüyor Metin... Kişiliği ve futboluyla. Paranın yalnızca içi boş bir kelimeden ibaret olduğunu öğretiyor bize.

Onu şöyle anlatırmış bir arkadaşı: “Metin Oktay hiçbir zaman profesyonel olamadı, hep amatör oldu. Paraya asla önem vermezdi”.

Başka bir arkadaşı Rıfat Pala ise onun şöyle anlatmıştı: “Birgün bir simitçi çocukla karşılaştık. Simit tablasını simitleriyle birlikte zorla elinden almışlardı. Metin, ne kadar simit kaybettiğini sorup, hesapladı. Sonra cebindeki bütün parayı alıp simitçiye verdi ve sonra da bana dönüp ‘Rıfat, senin cebinde ne kadar var’ diye sordu”...

Kişilik sahibi biriydi ve bencillik nedir bilmezdi.

Eşi Servet Oktay, “etrafına sürekli pozitif enerji yayardı. 30 yıl aynı evde yaşadık. Bir gün kalp krizi geçirdi ve doktor istirahat verdi. Metin balkondaydı, yağmur da çok şiddetliydi. Karşıda bir kadın, çok yoksul; hâlinden belli. Metin giymiş üzerine yağmurluğunu, arabayı çıkarmış ve kadını evine kadar götürmüş. Alışverişteydim, eve geldim; Metin yok. Çılgına döndüm. Bana, ‘bir şey olmaz korkma. Kadın, zavallı, hasta biriydi’ dedi.

Ya rekabet, fanatizm?

Sadece Galatasaraylılar mı sever sanıyorduk onu? Kadıköy’de Fenerbahçe Parkı’na Metin’in heykelinin dikilmesi için izin istendiğinde “şeref duyarız” cevabını veren Fenerbahçelilerdi.

Tıpkı onun ağları yırtan golü attığında, o golün neden hatırlandığını soran gazeteciye verdiği cevap gibiydi her şey: “Fenerbahçe’nin büyüklüğünden!”...

Metin Oktay profesyonel futbolun reddiyesi bir beşeriyet sayılabilirdi.

Siyasi tutumunu, görüşlerini gizlemeye ihtiyaç duymadı.

O, ömrünü “aşağı bakmadan” tamamlayanlardı.

Yitirdiğimizi düşündüğümüz hislerde izi hep kaldı. Tıpkı gelecek güzel zamanlarda izinden ilham alacağımız gibi hep yukarılarda kaldı.

Golcülüğü için mi?

Son söz Lefter’in:

“Çok sevdiğim bir arkadaşımdı. Yan yana oynadığımız zaman maçın golsüz bitmesi diye bir şey söz konusu olamazdı.

O hazırlar, ben atardım, ben hazırlardım, o atardı!”...

“Kırlardan geliyorlar ellerinde sümbülteber
elbette kırlardan kırlardan gelecekler
başka türlü nasıl güzelleşir bu akşamüstleri
söyleyin nasıl dayanılır dükkânlara depolara
bu katran kokusu başka türlü nasıl geçer”...

İyi ki doğdun, Taçsız Kral!

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.