Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Ankara'da Gazzeli olmak: 'Domatesin kilosu 100 dolar, insanlarımızı açlıktan öldürdüler'

Bir Gazzeli’nin Ankara’dan tanıklığı... Uzun yıllardır Ankara'da yaşayan Gazzeli Naim, “Orada olmak çok zor ama uzakta olmak, uzaktan bakmak zorunda kalmak hiç kolay değil" diyor.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 25.07.2025 , 00:20 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

Gazzeli Naim uzun yıllardır Ankara’da yaşıyor. Türkiye’ye yükseköğrenim için gelmiş, mühendislik bölümünden mezun olmuş, mesleğini icra etmiş. Fakat yüreği, zihni, belleği hiçbir zaman Gazze’den çıkmamış. 

“Her memleket biraz öyle” diyor, “Ama Gazze için bu daha çok geçerli; insan memleketini yanında, ruhunda taşır”.

Naim’in annesi, kardeşleri, akrabaları Gazze’de yaşıyordu. 

İsrail’in son saldırıları ve süregiden soykırım politikaları bu tabloyu altüst etti. 

Kimileri hayatını kaybetti, kimileri Mısır’a ya da Avrupa ülkelerine gitmek zorunda kaldı.

Naim Bey Gazzeli. Uzun zamandır Ankara'da yaşıyor. Tüm akrabaları ya Gazze'de ya da orayı terk etmek zorunda kalmış. Yaşamını yitirenleri hüzünle anıyor. "İçerde yaşanan bir soykırım. Ama dışarda olmak hiç kolay değil" diyor.

 

'Orada olmak zor ama uzaktan bakmak hiç kolay değil'

Gazze üzerine konuşmaya başladığımızda derin bir iç çektikten sonra şöyle diyor:

“Orada olmak çok zor ama uzakta olmak, uzaktan bakmak zorunda kalmak hiç kolay değil.”

Ankara’da uzun süredir yaşıyor Naim. Eğitim için gelip hayata burada devam etmiş. Fakat içinde bir tarafı hep Gazze’de kalmış.

“Özlüyor musun?” diye soruyorum. “Evet ama hangi Gazze’yi?” diyor.

Ardından ekliyor: “Gazze diye bir yer kalmadı. Şehrin yüzde 85’i enkaz. Kalan yüzde 15’lik bölümde ise her gün alıştığımız(!) onlarca ölüm haberi geliyor.”

İsrail'in uyguladığı soykırım politikaları Gazzelileri şimdi de açlıkla yok etmeye çalışıyor. Her gün yaklaşık 10 Gazzeli, açlığa bağlı nedenlerle, yeterli beslenemedikleri için yaşamını kaybediyor.
Fotoğraf: Anadolu Ajansı

 

'Parası olan Mısır’a gitti, kalanlar Gazze’nin en yoksulu olanlar'

“Tekrar gitsem bulamam doğduğum, yaşadığım yerleri” diyor Naim. 

"Teyzemin çocukları hâlâ orada, Gazze'deler. Bir kısmı Deyr El-Belah’ta yaşıyor. İsrail’in hedef aldığı son yerlerden biri burası. Umut zerresi denebilecek bir yer. Ama insanlığın sessiz kaldığı ve yaşanan soykırımı görmezden geldiği bir sessiz çığlık aynı zamanda."

“Her gün biraz daha uzaklaşılan ve insanlıktan çıkılan bir umutun zerresi” diye tanımlıyor orayı.

“Kalanlar nasıl devam ediyor hayatına?” diye soruyorum.

“Zor” diyor, “Direniyorlar. Tam manasıyla her şey için direnmek zorundalar”.

Savaşın ilk sürecinde güvenlik için evlerinden ayrılan akrabaları, yeniden Deyr El-Belah’a dönmüş. Pencereleri naylonla kapatıp hayata tutunmaya çalışıyorlar anlattığına göre.

“Parası olanlar Mısır’a gittiler” diyor Naim ve ardından hemen düzeltiyor:

“Yanlış anlaşılmasın, öyle çok zenginleri kastetmiyorum. Elinde avucunda ne varsa yok pahasına satıp gidebilenlerden bahsediyorum.”

Refah Sınır Kapısı’ndan Mısır’a geçebilenlerin yaşadığı zorluklara değinirken, gözleri kararıyor:

“Tam bir can pazarı. Ama ‘pazar’ kısmı kahredici. Mesela sınıra gidip canını kurtarmak isteyenlerden kelle başı para istediler. Bazen 5 bin dolar… Savaş şiddetlendiğinde bu rakam 15 bin dolara kadar çıktı.

Bir aile düşünün, 4-5 kişi… Elindekini, avucundakini satacak. Eğer toplam 20 bin dolar ediyorsa, geçecek. Etmiyorsa, kalacak. Savaşın ortasında.”

Bu pazarda en kolay satılan şeylerin başında altınlar, telefonlar, teknolojik eşyalar var.

“Savaşta kim ev alır, kim satar?” diyor Naim.

Ama bu şekilde sınırı geçenlerin sayısı sınırlı. Yüz binler hâlâ Gazze’de yaşam mücadelesi veriyor.

Sınır ticaretinin kirli yüzünü şöyle tarif ediyor:

“Kimisi diyor ki bu işin başında Sisi’nin oğlu var. Kimisi mafyalar yönlendiriyor. Kim olursa olsun, insanlığın en zor zamanlarında bile menfaat devşirmeyi ihmal etmeyen iki yüzlü insanlar bunlar.”

Konu Gazzedeki yaşam koşullarına gelince Naim Bey telefonunu çıkarıp fiyatlara bakıyor. Bundan aylar önceki meyve sebze fiyatları uçuk rakamlara denk düşüyor. Bugün daha da arttığını tahmin ediyor. Gazze'de insanlar bir avuç un için yardım kuyruklarında ölümü göze alıyor.

 

Yeşilbiber 150 dolar!

Naim aynı zamanda savaşın ortasında yaşanan korkunç hayat pahalılığına dikkat çekiyor:

“Her şey ateş pahası… Bu kelime bile yetmiyor yaşananı anlatmaya.”

Telefonundan bir paylaşım gösteriyor. “Bak burada yazmış adam” diyor. “Hatta bu 7-8 ay önceydi. Şimdi muhtemelen daha da pahalıdır.”

Kuzey Gazze’de bazı meyve ve sebzelerin fiyatları şöyleymiş:

    •    Domatesin kilosu: 360 şekel = 100 dolar
    •    Yeşil biberin kilosu: 600 şekel = 150 dolar
    •    Salatalık ve kabak: 40 şekel = 12 dolar
    •    Patlıcan: 55 şekel = 16 dolar
    •    Halka halka doğranmış kabak: 20 şekel = 6 dolar

Bu listeyi gösterdikten sonra telefonunu sertçe masaya bırakıyor. Dişlerinin arasından şu cümle dökülüyor:

“İnsanları açlıktan öldürdüler…”

'Dışarıdan Gazze’ye para da erzak da gönderemiyoruz'

Sınır kapılarında bekletilen yardım malzemelerine dair detaylar veriyor:

“Bir sürü malzeme sınırlarda bekliyor. Bazıları o kadar uzun süre bekliyor ki, içindeki gıda bozuluyor. Yani çok sınırlı sayıda gönderilen yardımın önemli bir kısmı da bozuk ya da bayat yiyeceklerden oluşuyor.”

Gazze’ye para göndermenin zorluklarını anlatırken bürokrasinin, aracıların ve güvenlik risklerinin döngüsünü çiziyor:

“Mesela şimdi diyelim 100 dolar göndereceksin. Aracı firma yüzde 20’sini alıyor. 80 dolar kalıyor. Sonra yerelde birine geçiyor, o da teslim edene kadar pul oluyor.

Kimse de ‘bu para ulaştı’ garantisi vermiyor. O yüzden para da yollayamıyoruz. Gazze koca bir hapishane. İsrail de bu cezaevine her gün bombalar yağdırıyor.”

Uluslararası ajanslar ve kurumlar Gazze'deki açlığın %90'ı geçtiğini belirtiyor. Açlıkla mücadele eden Gazzeliler uluslararası alanda seslerini duyuramıyor.
Fotoğraf: Anadolu Ajansı

 

'35 hastaneden sadece 3 tanesi ayakta, onların da elektriği, suyu yok'

Gazze’de savaş öncesinde 35 civarında hastane olduğunu söylüyor Naim. Şu anda yalnızca üç tanesi ayakta. Ama onların da durumu içler acısı.

“İsrail burada hiçbir ayrım gözetmiyor. Sivil, asker, hastane, okul… Her yeri vuruyor. Bu haliyle Gazze’de yaşananlar savaş hukukuna bile sığmıyor.”

Hastanelerde elektrik, jeneratörlerle sağlanıyor ama jeneratör için de yakıt gerekiyor.

“Günde yalnızca 3-4 saat elektrik verilebiliyor. O da sadece çok kritik müdahaleler için. Ama bu da yetmiyor. Yaralılar, hastalar, yaşlılar için yaşam şansı yok denecek kadar az.”

'Bize yaşatılanları yaşatmadık oysa…'

Naim, geçmişte Yahudi soykırımından kaçanlara Filistinlilerin yaptığı insani yardımları anımsatıyor. Bunu hatırlatırken sesindeki kırgınlık derinleşiyor. 

“Bize yaşatılanları yaşatmadık oysa…”

Naim Bey telefonundan bu fotoğrafı hatırlatıyor. Fotoğraf 1947 yılına ait. Filistin kıyılarına gelen yahudileri taşıyan bir gemi.  Görseldeki insanların açtıkları pankartta İngilizce “Almanlar ailelerimizi ve evlerimizi yok etti, siz de umutlarımızı yok etmeyin” yazıyor.

 

'Gazze umutlu çünkü umut etmek zorunda…'

Son olarak, yaşananların bir savaş değil, bir soykırım olduğunu vurguluyor:

Buna savaş demek ahlaksızca olur. Yaşananlar bir katliam, bir soykırım. Bunu yapanların Yahudi halkı olması ise başka bir acayiplik.

Tarihin cilvesi belki de… Soykırıma uğramış bir halkın, şimdi başkalarına bunu yaşatması… Akıl alır gibi değil.”

Ama umudu yitirmiyor:

“Gazzeliler her şeye rağmen umutlu. Umut etmekten başka çareleri yok. Ne içeridekilerin ne dışarıdan bakan bizim gibilerin…

İçeride ve dışarıda Gazzeliler umut ediyor. Ama bu umut her geçen gün biraz daha azalıyor…”

Gazze’de ateşkes müzakereleri: Hamas yanıtını iletti, İsrail işgali sürdürmekte ısrarcı
gazze

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.