Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

ANALİZ | Macaristan seçimi, ortayolculuğun ve liberal muhalefetin hazin sonu

Macaristan'da seçimleri Batı tarafından demokratik bir lider olmamakla eleştirilen Orban'ın kazanması, muhalefetin politikalarını da sorgulatır hale getirdi. Bu politikalar Türkiye için tanıdık.

Anıl Poyraz

Yayın Tarihi: 11.04.2022 , 14:53 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

"Ortayolculuk faydalı bir şey değildir. Bir yolun ortasında ya şerit çizgileri vardır ya hayvan ölüleri."

Bu sözler Macaristan'ın eski başbakan adaylarından ve 2002'den beri ülkenin en büyük üçüncü kenti Szeged'in belediye başkanı olan Macar Sosyalist Partili Laszlo Botka'ya ait. https://twitter.com/istvan_szilard/status/1510986558685515776?s=20&t=Zy… Macaristan seçimi üzerine bir haftada çoğunlukla "çıkarılacak ders" temasıyla pek çok yazı yazıldı. Macaristan’daki siyasi denklemi Türkiye’yle özdeşleştiren kimi yorumcular buradan muhalefetin değil de daha çok AKP'nin alacağı dersler olduğunu bile söylediler. Bazı liberal yazarlar (Veysi Dündar – Politikyol) Orban'ın zaferini "Fidesz, 2010 öncesi AKP gibi" diyerek açıkladı.

Seçim öncesi çeşitli kanallarda Macaristan-Türkiye benzerliklerini işleyip duranların söylem değişikliğinin birinci dayanağı Türkiye'nin ekonomik durumunun vahametinin Macaristan'la karşılaştırılamayacağı. Seçimi yerinde izlemeye giden Gürsel Tekin, Macaristan'daki enflasyon oranını belirterek durumu açıklıyor, "Ekonomi iyiyken iktidar değişmesi çok zor" diyor. Ancak kurulduğu ilk günlerde hatırı sayılır bir ivme yakalamış ve bir ara anketlerde öne geçmiş muhalefet bloğu seçimi kazanmış olsa Tekin'in ekonomiyle ilgili verilere başka türlü bakarak "İşte tencere götürür" demesi şaşırtıcı olmazdı. Örneğin, enflasyonun son 15 yılın zirvesinde olduğu ya da Forintin değer kaybettiği verisi. Ayrıca, karşılaştırma parametresi olarak enflasyonda ve devalüvasyonda dünya rekorları kıran Türkiye ekonomisini alırsak hiçbir yerde iktidar değişikliği ve memnuniyetsizlik beklemememiz lazım. Ya da tersten söylersek yoksullaşmayı AKP kadar CHP de normalleştirmiş olacak ki Türkiye'nin son yıllarındaki kadar olmadığı sürece insanların tepki göstermesini beklemiyor.

Bir başka örnek olarak Cumhuriyet yazarı Orhan Bursalı "Macaristan göç verdiği için hükümet nüfus artışını destekliyor, bunun için çocuk başına para desteği veriyor" diyor. Bursalı'nın, Orban seçimi kaybetse, o göç başlığını biraz kurcalayıp yenilginin bir sebebi olarak önümüze koyması işten bile olmazdı. Bunları Macaristan'ın ekonomisi felaket durumda, iyi yönetilmiyor anlamında söylemiyorum, ancak düzen içi aktörler ve onların etrafındakilerin bir olayda kendilerine dokunan gerçeklerden kaçmak için verileri nasıl seçerek aktardığını ifade etmek için belirtiyorum.

Elbette Macaristan bir Türkiye değil. Ancak, dünyadaki çalkantılarla ve kapitalist düzenin çıkmazlarıyla da bağlantılı olarak Macaristan'da da hayat zorlaşıyor. Hükümet, özellikle temel bazı ihtiyaçlardaki fiyat artışlarını durdurmaya yönelik bazı tedbirler alıyor ancak bunlar ne kadar sürdürülebilir henüz belli değil. Dahası AB'yle fonlar için "hukukun üstünlüğü" şartı ekseninde yaşanan anlaşmazlık, Macaristan'dan fonların kesilmeye başlaması gibi ciddi sonuçlar doğurmaya başladı. Anlaşılan o ki Millet İttifakı ve ona yakın duran yorumcular, sadece seçim günü bir ziyaretle ya da birkaç veriye bakarak olan biteni açıklayabilme özgüvenini kendinde bulmuş.

Bir de "Muhalefet adayını çok erken belirledi, yıprandı" yorumları yapılıyor. 1998-2002'yi saymazsak 12 yıllık iktidarın yıpranmışlığıyla seçime giren Orban kazanıyor ama bir aday altı ay dayanamıyor. Bahaneler bol. Öte yandan, düzen içi muhalefet bloğu "Macaristan için Birlik"in (MiB) başbakan ve vekil adayları, siyasetin Türkiye'deki kadar kapalı kapılar ardına sıkışmış, halktan kopmuş ve kirlenmiş olmadığı bir ülkeden bekleneceği üzere herkesin oy kullanabildiği bir ön seçimle belirlendi. Yani Macar muhalefetinin örnek alınacak bir şeyi varsa o da halkı kararlara nispeten katan süreçtir. Millet İttifakı'nın adayının iki-üç parti başkanının belirlemesini normal karşılayanlar nasıl bir batakta olduğuna dönüp bakmalıdır.

Seçim kaybettiren başlıklar hata mı tercih mi?

MiB'e büyük yenilgiyi yaşatan sebepler üç başlıkta özetlenebilir. Birincisi, aday üzerinedir. Aslında Marki-Zay'ın arkasında bir parti bile yok. Kendisini "Hayal kırıklığına uğramış Fidesz seçmeni" olarak tanımlayan Marki-Zay, adı sanı pek duyulmamış “Herkesin Macaristanı” oluşumunun lideri olarak muhalefet bloğunun önseçimine girip üçüncü olarak ikinci tura kalmaya hak kazandı. 45 bin nüfuslu bir kasabanın belediye seçiminde Fidesz'i (Macar Yurttaş Birliği – Orban’ın partisi) yenmiş olması onun en büyük özelliğiydi. Ancak burada adayın özgeçmişinden ve hatalarından ziyade, sağı sağcıyla, muhafazakârı ondan daha muhafazakârla devirme stratejisinin iflası görülmektedir. Bu hastalıklı strateji herkesi öyle etkisi almıştır ki, ön seçimin birinci turundan ikinci çıkan Yeşiller çizgisindeki Budapeşte belediye başkanı Karacsony, kazansa kazansa Marki-Zay kazanır diyerek aday adaylığından çekilmiştir. Bu arada altı adaylı birinci turdan ilk üçe kalanlar ikinci turda yarışacaktı ve Marki-Zay üçüncü olarak ikinci tura kalma şansını son sıradan yakalamıştı.

Muhalefet adayı Marki-Zay, en başından beri dindar kişiliğine vurgu yapmakta, "Orban Komünist Gençlik’teyken ben kiliseye giderdim" demektedir. https://hungarianpolitics.com/2022/01/03/peter-marki-zay-i-was-christia… O kadar ki Orban seçim günü erken saatlerde oyunu kullanırken Marki-Zay sandığa Pazar ayinine katıldıktan sonra gitmişti. Marki-Zay dindarlığının, siyasetine ve icraatlarına yön vermediğini ifade etmişse de bu yanını bu kadar öne çıkarmaya çalışmasının seçmen tarafından sorgulanmış olması mümkündür.

Sonuç olarak bu muhafazakâr profilin sağ seçmeni çekemediği gibi özellikle gençleri ve laik duyarlılığı olan Macarları sandıktan ve özellikle MiB'den uzaklaştırdığını söyleyebiliriz. Gerek bir önceki seçimi bile yakalayamayan katılım oranı, gerekse artık şaka partisinden öte bir noktaya gelmekte olan düzen dışı Macar İki Kuyruklu Köpek Partisi'nin oylarını ikiye katlayarak %3.2 alması buna kanıt olarak gösterilebilir.

Burada hezimetin büyüklüğüne dair birkaç şey daha söylemek yerinde olur. MiB'in oy oranı, partilerin bir önceki seçimdeki toplam oy oranlarının 12 puan altında kalmış, Fidesz ise oylarını arttırmıştır. MiB bileşenlerinden bir önceki seçimde yüzde 19 oyla ikinci olmuş ılımlı milliyetçi – merkez sağ çizgideki Jobbik ise seçmeninin büyük kısmını Fidesz'e ve aşırı sağ Mi Hazank'a kaybetmiştir. Muhalefet birlikteliğinin kurulduğu dönemde Jobbik'ten kopup katılan vekillerle ses getiren Mi Hazank, yüzde 5 barajını geçerek Meclis'e girdi.

Seçimi kaybettiren ikinci başlık, program ve netlik eksikliğidir. Marki-Zay'ın "Ne sağcıyız ne solcu futbolcuyuz futbolcu" "Most nem az a kerdes, hogy jobbra vagy balra. Egy ut van: Csak felfele!" ("Şimdi mesele sağa mı sola mı değil, Tek yol var: Sadece yanyana!" diye çevirmek mümkündür.)çıkmaz tadında sloganlarla kampanya yürütmesi de bulanıklığın bir göstergesidir. Dolayısıyla, MiB'in sadece Orban'ı devirmekte birleştiği algısı pek de temelsiz sayılmazdı. Ciddi ve temel meselelerin nasıl ve ülkedeki hangi kesimleri önceleyerek çözüleceği yerine ortak hedefler beyannamesi gibi propagandalar olmuş, bunlar da MiB'in elinde olan ve olmayan sebeplerden pek öne çıkamamıştır. Yolsuzluklar ve demokrasi üzerine bazı mesajlar verilmişse de Macar yayın organı Partizan'dan İstvan Pap Szilard'ın dediği gibi yolsuzlukla mücadele bir siyasi program olarak çıkmaz sokaktır. https://twitter.com/istvan_szilard/status/1510986558685515776?s=20&t=Zy… Ek olarak, blok içindeki çeşitlilik ve bloğun yapısı, net ve anlaşılır mesajlar verilmesini imkânsız kılmıştır. Bloğu oluşturan partilerin başkanları seçim sürecinin başında Marki-Zay'la ve birbirleriyle çelişen bazı şeyler söyleyince bu duruma Marki-Zay dışında kimsenin konuşmaması çözümü bulunmuştur.

Seçim süresince Marki-Zay'ın en net anlaşılan mesajı kendisinin defaatle belirttiği gibi piyasa taraftarı olduğu, sorunların çözümünde piyasayı öncü gördüğü idi. Buradan da üçüncü ve can alıcı başlığa geliyoruz. Bu piyasacı mesajlar Macaristan halkına, özellikle AB üyeliği sonrası 2000'lerde yaşanan ekonomik çalkalanmayı ve kemer sıkma politikalarının ardından Fidesz'i de iktidara getiren travmatik dönemi hatırlatmıştır. Bunun Macaristan gibi uzun dönem sosyalist düzende, iş ve aş güvencesiyle yaşamış bir toplumda kaşınması, kaçınılmaz olarak yenilgiyi getirmiştir. Ancak burada piyasacılık sadece adaydan ibaret değildir. MiB içindeki partiler içinde sınıf siyasetini öne çıkarmak gerektiğini savunanlar varsa da partilerin genel olarak serbest piyasa düzeniyle pek dertleri olmadığı söylenebilir.

Elbette Orban düzendışı ve sosyalist bir lider değildir ancak Fidesz'li yılların görece stabilitesi ve uygulanan bazı sosyal yardım programları, yoksul ve orta gelirlilerin ciddi bir kısmını kendi etrafında tutmasını sağlamıştır. Orban antiemperyalist de değildir ama Brüksel yanlısı görüntü veren Marki-Zay'a yeğ tutulmuştur. Nihayetinde Orban, ciddi miktardaki AB fonlarını yerli bir burjuvazi yaratmaya kullanırken AB büyüklerinin ülke pazarındaki payını da kısıtlamaya çalışıyor. Bu haliyle kendi etrafındaki Macar sermayesinin desteğini garanti ediyor. Büyük bir seçmen kitlesi ise milliyetçi motivasyonu tatmin eden bu siyasete oy vermeye devam ediyor.

Son olarak, seçimin bir ay evvelinde patlayan Ukrayna savaşı liberal yorumcuların savaş öncesinde umduğunun aksine Orban'a yaramış olduğunu belirtmek lazım. Orban, Putin'e yakın duruşunun Macaristan'ı savaştan ve enerji krizinden koruduğu mesajını işlemiş, rakibi Marki-Zay'ın "NATO müdahil olursa biz de asker göndermeliyiz" çıkışını çok da yanlış sayılmayacak şekilde "Marki-Zay bizi savaşa sokmak istiyor" diye propaganda etmiştir. Marki-Zay, seçim süresince pek çok konuda olduğu gibi bu açıklamasını düzeltip "Çıldırmış bir tiranın başlattığı savaşa Macar askerlerini feda edemeyiz" demişse de iş işten geçmiştir.

Düzen içi muhalefet partilerinden oluşan bir bloktan sadece Macaristan'da değil, dünyanın herhangi bir ülkesinde bunların tersini, yani net ilkeler ve halk yararına köklü alternatifler beklemek, hayalcilik. Bu arızalar, pek çok ülkede hükümetlerin propaganda araçlarını büyük ölçüde kontrol ettiği gerçeğiyle birleşince sandık sadece iktidarın tazelendiği bir araç oluyor.

Bir de halkoylaması vardı

Seçim tartışmalarında sıkça es geçilen bir nokta aynı gün "çocukları koruma" adıyla LGBT karşıtı olarak değerlendirilen bir halkoylaması düzenlenmiş olması. LGBT varlığı, görünürlüğü, hak ve özgürlükleri özellikle Orban'ın üçüncü döneminden (2014) beri propagandaya ve düzenlemelere konu oluyor. Macaristan bu konuda ilginç ve Türkiye'yle benzerlikleri olan bir örnek. Nasıl Türkiye 19. Yüzyılda Avrupa'da eşcinselliği suç olmaktan çıkaran ilk ülkelerdense, Macaristan da bunu 1961'de yaparak bu konuda Orta/Doğu Avrupa'da en erken adım atmış ülkelerden. Unutmamak gerekir ki bu dekriminizasyon, İngiltere gibi bazı ülkelerde daha da ileride tarihlerde gerçekleşti. Şimdiyse iki ülkedeki güncel ve uzun dönemli iktidarlar bu konuyu muhafazakâr-milliyetçi ve gelenekselci bir bakışla ele alıp, toplumu da bunu takip etmesi için farklı araçlarla yönlendirmeye çalışıyor. Macaristan'da bu mevzu daha çok mevcut hakların kısıtlanması şeklinde ve ideolojik/siyasi eksende ilerlerken, Türkiye'de ideolojiden ve siyasetten bağımsız olmayan şekilde devlet yöneticileri tarafından hedef göstermeler yaşanıyor.

3 Nisan'daki oylamada sorulan sorular, geçen yıl Meclis ve Cumhurbaşkanı tarafından referanduma gerek kalmadan onaylanan yasalarla ilgiliydi. Muhalefet bloğu, blok ilan edildikten sonra bu konuda yapılan Meclis oylamasında net ve ortak tavır ortaya koymamış, deyim yerindeyse "Fidesz'in oyununa gelmemek" adına ölü taklidi yapmıştı. Bunun yanında, aşırı milliyetçilikten ılımlı ve merkez sağ çizgiye gelmiş MiB bileşeni Jobbik yasaya destek vermişti. Ancak bir dizi yasaklamaları da içeren bu düzenlemeler irili ufaklı birçok AB ülkesinden ve ülke içinden tepki alınca Orban bunu referanduma götürerek bir nevi halkın onayını göstermek istedi.

Yaz aylarında hükümet ve hükümete yakın medya tarafından bu konu bolca işlenirken seçim sürecinde bu propagandada birkaç vites küçültüldü. Hükümet, halktan sorulara "hayır" yanıtı vermesini talep ederken muhalefet partileri, insan hakları ve LGBT dernekleriyse "Geçersiz sorulara geçersiz yanıtlar" sloganıyla sorulara hem evet hem hayır diyerek referandumu geçersiz kılma çağrısı yaptı. Referandum konusunun karmaşıklığı, sorularının soruluş şekli ve seçimle birlikte yapılışı bu tavrı anlaşılır kılıyordu.

Nihayetinde referandumdan yüzde 95 civarında hayır çıktı, ancak geçerli oylar yüzde 44 ile geçerlilik eşiğinin 6 puan altında olduğu için referandum geçersiz kaldı. Fidesz sözcüleri ve Orban referandum sonucunu geçersiz kalmasına rağmen bir başarı olarak nitelerken, Ulusal Seçim Kurulu geçersiz oy propagandası yapan dernekleri referandumun ardından para cezasına çarptırdı. Dernekler konuyu mahkemeye taşıyacaklarını açıkladı.

Yine de bu referandumun, içeriği itibariyle kültürel kutuplaşmayı kaşıyarak özellikle sağ seçmenin muhalefet bloğuna yönelmesini engelleme işlevi görmüş olabileceği konuşuluyor. Bununla birlikte, muhalefet bu konuda en başından beri ortak ve anlaşılır bir tutum almış olsa durumun bir nebze daha farklı olabileceği göz ardı edilmemeli.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.