Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

ANALİZ | Boris Johnson: Görevini yerine getirdi, yok olup gitmeyecektir

'İngiliz burjuvazisi adına başarılı bir dönem geçirdi. Zamanı doldu ve ayrıldı. İngiliz siyasetinde varlığı ve temsiliyeti devam edecektir. Önceki başbakanlar gibi bir kenarda durmayacaktır.'

Eren Korkmaz

Yayın Tarihi: 10.07.2022 , 07:42 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Birleşik Krallık’ta 3 yıldır başbakanlık yapan Boris Johnson, (tam ismiyle Alexander Boris de Pfeffel Johnson) kabine üyelerinin ve yardımcılarının geçen hafta toplu şekilde istifa etmesinin ardından Muhafazakar Parti (Tory) liderliğini bıraktığını, yeni lider seçilene kadar ise başbakanlığı sürdüreceğini duyurdu.

Hem parti içinden bazı sesler hem de İşçi Partisi kendisinin başbakanlığı da derhal bırakmasını istiyorlar ve haftaya İşçi Partisi’nin hükümet için güvenoyu çağrısı yapması ve hükümeti düşürmeye çalışması bekleniyor.

Johnson dönemi ülke açısından önemli ve kritik dönemlere tanıklık etti. Brexit anlaşmasının imzalanması, 180 bin kişinin yaşamını yitirdiği pandemi, başarılı aşı kampanyası (parasını verdik, tüm aşıları aldık söylemi), ekonomik kriz ve hayat pahalılığı gibi temel konularda hukuk, ilke tanımaması ve sermaye yanlısı politikalarda netliğiyle dikkat çekti.

İktidardan düşürülmesinde de bir dizi skandal bahane oldu. Oysa ki magazinel haberlerle bu süreci anlamak pek mümkün değil. Johnson kişilik özellikleri ve siyaset yapma tarzıyla geçen dönemde İngiliz sermayesinin ihtiyaçlarına cevap oldu. Bunun geçici olacağı, bu süreçten yıpranarak çıkacağı, sistemin yükselen tepkiler karşısında yeniden yapılanmaya gideceği belliydi.

Son dönemde yaşanan 2 kritik konu Johnson’un istifasını öne çekti.

Hayat pahalılığı ve işçi hareketi

Bunlardan ilki RMT sendikası öncülüğünde son 30 yılın en büyük grevinin yaklaşık 30 bin demiryolu işçisinin katılımıyla oldukça başarılı şekilde gerçekleşmesiydi. 3 gün süren (İngiltere’de grevler bir anda başlayıp sürekli devam etmiyor, her ay belirli günlerde aralıklı olarak grev yapılıyor) ve önümüzdeki dönemde de belirli günlerde devam edecek olan grevin başarısız olması için hükümet ve medya çok yoğun bir çaba gösterse ve toplumu grevci işçilere karşı kışkırtmak istese de bunu başaramadı.

Hem sendika üyesi işçiler tüm ülkede ulaşımı felç ettiler, (aralıklı 3 gün sürse de seferlerin yoluna girmesi için ertesi gün de birçok sefer iptal edildiğinden yaklaşık 6 gün trenle yolculuk mümkün olmadı) hem de sendika ve grev toplumun çoğunluğundan büyük bir destek aldı. Bunu İşçi Partisi yönetiminin grevi desteklememesine, Starmer’in vekillere grevlere desteğe gitmeyin demesine rağmen başardı. Toplum grev günleri istasyonlara gitmedi, destek eylemleri oldu ve çok sayıda vekil de greve katıldı.

Bunda en büyük başarı ise RMT sendikasının sosyalist lideri Mick Lynch’in kendisini sıkıştırmaya çalışan medya temsilcilerine ve Tory vekillere karşı gayet sakin, esprili, net ve sert söylemlerle cevap vermesi, onların tuzaklarına düşmemesi, taleplerini net şekilde anlatması ve sosyalist ve sınıf sendikacı yaklaşımının altını çizmesi oldu. Pandemi ve kapanma zamanı kahraman ilan edilen işçilere 10 yıldır zam yapılmadığını, hayatın pahalı hale geldiğini, İngiltere’de hiçbir dönem bu kadar çok milyarder olmadığını, hiçbir dönem sınıfsal uçurumun bu kadar artmadığını, tren şirketlerinin hissedarlarına yüzlerce milyar kâr payı dağıttığını ve halen işçileri işten çıkarmak istediklerini, daha düşük ücretler ve haklar için işten çıkarıp geri işe alma (fire-rehire) taktiğine başvurduklarını, tren hatlarının kamulaşması gerektiğini çok net bir şekilde anlattı. Katıldığı programlar izleme rekoru kırarken farklı TV’lerdeki konuşmaları klipler halinde sosyal medyada milyonlarca kez izlendi.

Bu başarılı grev hem de İşçi Partisi’nin desteği yokken diğer sektörlere de yansıdı. İngiliz yasalarında grev için üyelerin referandum yapması gerekiyor. Sendika üyelerinin çoğunluğunun oylamaya katılması ve onların da çoğunluğunun greve onay vermesi gerekiyor. Bu süreci RMT’den sonra ilk tamamlayan posta ve iletişim işçilerini örgütleyen CWU oldu. Hem Royal Mail (Türkiye’deki PTT) hem de bazı büyük şirketlerde grev oylamasına büyük bir katılım ve yüzde 90 düzeyinde bir destekle grev kararı alındı. Ardından British Airways ve Easyjet ile havalimanlarında yer hizmetlerini yürütenler grev kararı aldılar. Okulların tatil olmasıyla birlikte turizm sezonunun en yoğun olacağı dönemde greve çıkılacak. Bununla da kalmadı, sağlık çalışanları ve öğretmenler grev oylaması sürecini başlattı.

İngiltere’de sendikalar Kıta Avrupasına göre daha güçsüz ve grev-eylem gibi meseleler daha az gündem oluyor. Ayrıca İngiliz imalat sanayisi de güçsüz ve temel olarak finans sermayesinin ve hizmetler sektörünün, rant ekonomisinin hakimiyeti var. Ancak hemen hepsi özelleştirilse de kamusal niteliği olan, büyük altyapı hizmetlerini bağlayan kritik sektörlerde sendikalar gücünü koruyor. Corbyn dönemi devam etseydi elbette çok daha etkin bir süreç örülebilirdi. Ama RMT sendikası ve lideri bu sürecin hızlıca gelişmesini mümkün kıldı.

Dolayısıyla Johnson’un yerinden edilmesinin ilk nedeni yükselen işçi hareketi ve grevler oldu. Johnson nefret edilen, yalancılığıyla bilinen biri olduğu için onun bu hareketliliği İşçi Partisi yönetiminin desteğine rağmen engellemesi pek mümkün görünmüyor.

Ara seçimler

Johnson’ın gidişinin bu döneme denk gelmesinin bir diğer nedeni ise geçtiğimiz ay iki küçük şehirde ara seçimden Tory’lerin büyük bir yenilgi almasıydı. 2 vekilin mecliste insanların içinde ve ayrı yer ve zamanlarda porno izlemesi üzerine vekiller şikayet edilmiş ve soruşturmaya maruz kalmıştı.

İngiltere’de kamusal alanda porno izlemek yasak olduğu için vekiller kamuoyu baskısı sonucu istifa etti. İngiltere’de vekil istifa ettiğinde hemen o seçim bölgesinde yeni bir vekil seçilir. Bunlardan biri önceki seçimde onyıllardır İşçi Partisi’nin yönettiği, Kızıl Duvar diye bilinen bölgeden bir vekildi. Orada İşçi Partisi yeniden kazandı. Ama asıl şok onlarca yıldır muhafazakarların yönettiği, son seçimde ikinci olan rakibine 24 bin oy fark atan küçük bir şehirde Liberal Demokratların 6 bin oy farkla seçimleri kazanması oldu. Hem anketler hem de iki ara seçim yaşam pahalılığı ve hükümetin diğer politikalarına olan tepkiyi göstermiş oldu.

Bu yaşananlar karşısında Tory’lerin kendi içinde partiyi yeniden yapılandırmak, toplumdaki tepkiyi azaltmak için bir lider ve yönetim değişikliğine gitmesinin zamanının geldiği anlaşıldı. 3 hafta önceki liderlik güvenoyunu alsa da geçen hafta ortaya çıkan bazı skandallar ile Johnson’a gitme vaktinin geldiği iletilmiş oldu.

Aslında Corbyn’in gidişinin ardından Keir Starmer’in İşçi Partisini “pembe Tory” haline getirmesi, solu tasfiye etmesi, Corbyn’i partiden atması, grevlere destek vermemesi, kamulaştırma gibi parti programında imza attığı konulardan vazgeçmesi, güvenlik-huzur gibi kavramları öne çıkarması, İngiliz ordusunu ve NATO’yu ziyaret etmesi, kraliçenin 70. yılını coşkuyla kutlaması ile 10 yılı aşkın süredir yöneten Tory’ler yerine bir dönem İşçi Partisi’nin vaktinin geldiği düşünülebilirdi. Bu da Johnson hükümetinin ömrünü en azından genel seçime kadar uzatırdı. Ancak Starmer’in liderlik vasıflarının olmaması, partisini ve işçi hareketini kontrol edebileceğini gösterememesi, örneğin grev duyurusu yapan sendikalara yapmayın dese de grevlerin olması ve grevlerin büyümesi, vekillere gitmeyin dese de birçoğunun gitmesi, toplumda popülaritesinin düşük olması, “Starmer ne diyor, neyi savunuyor” sorusuna seçmenin cevap verememesi, Johnson’un tüm skandallarına rağmen anketlerde sadece birkaç puan önde olması (ki sadece oy oranları seçim sistemi için yeterli değil) ve İskoçya ve İrlanda gibi diğer baş ağrısı sorunlara dair bir çıkış yapamaması gibi sebeplerle bir dönem daha Tory hükümeti için kolların sıvandığı anlaşılıyor.

Zaten Starmer tüm eleştirisini Johnson’un yalancılığına ve yeteneksizliğine odaklamıştı. Johnson yerine şimdi biraz daha az yalan söyleyen, otoriter, lider vasıfları olan biri geçerse bu eleştiriler de boşa çıkacak.

Magazinel konular

Burada kısaca magazinel haberlere de yer vererek okuyucuların merakını giderelim.

Medyaya yansıyan magazinel haberler arasında yukarıda bahsettiğim iki vekilin porno izlemesine Johnson’un kayıtsızlığı ve tepki yükselince harekete geçmesi bir etkendi. Diğer etkenler arasında şu anki eşiyle kanser olan bir önceki eşini parlamentoda aldattığının “sızdırılması” ve o zamanki asistanı ve şimdiki eşine Dışişleri Bakanlığı’nda yıllık 100 bin poundluk iş vermek istemesi ve çocuğu için başbakanlığın yazlık köşkünde 100 bin pound tutarında ağaç evi yaptırmaya kalkması (bu ikisini bürokrasi reddetmiş ve notunu tutmuş) sayılabilir.

Kabineyi toplu istifaya zorlayan ise mecliste parti disiplininden sorumlu (whip) olarak atadığı Chris Pincher’in özel bir kulüpte iki erkeğe sarkıntılık yapması ve kendisi hakkında öncesinde de 5 civarında taciz iddiası olduğunun anlaşılması, Johnson’un haberim yoktu demesine rağmen haberinin olduğunun ortaya çıkması ama bunları umursamadan kendisine disiplin konulu bir üst mevkide görev vermesi oldu.

Burada yalanlarının hemen ardından bürokrasi tarafından medyayla paylaşılması ile Johnson’un tüm sürecinin not edildiği ve zamanı geldiğinde ortaya çıkarıldığı görülüyor. Elbette bu da İngiliz usulünde, devlete ve sermayeye mümkün olduğunca zarar vermeden, Johnson’un kişiliğini öne çıkararak ve topluma bunları tartıştırarak yerine getirildi. Oysa ki mesela başbakanlığa aday olan ve meclisin en zengin vekili olan milyarder ekonomi bakanı Rishi Sunak başbakanlık adaylığı için kurduğu websiteyi Aralık ayında almış.

Yeni lider adayları belli olduğunda Torylerin geleceğine dair analiz yapmak mümkün olacak. Ancak Johnson özel yetiştirilen, İngiliz siyasi elitinde bilinen, ilginç biri. İngiltere’nin meşhur özel liselerinden Eton’dan Oxford Üniversite’sine gelen, Oxford Union adlı ünlü kuruluşun başkanlığını yapan, ardından Times gazetesinde köşe yazarı olan, Londra Metropolitan Belediyesi’nin başkanlığını yapan, ırkçı görüşlerini açıkça ifade eden, Brexit sürecinde aktif kampanya yürüten bir figür. Kendisinin de içinde olduğu ve lise yıllarından beri birlikte çalıştığı Michael Gove gibi arkadaşlarıyla ve Avrupa Araştırma Enstitüsü adlı kuruluş ile İngiltere’nin eski emperyal günlerine dönmesi için yeni bir hikayeye, amaca ihtiyacı olduğunu savunan, Brexit ile AB’den ayrılmayı bu yeni hedefle bağdaştıran, Küresek Britanya sloganını geliştiren, İngiliz aristokrasinin ve büyük burjuvazinin ete kemiğe bürünmüş bir temsilcisi.

Hesapsız, rahat tutumlarıyla ırkçı, emperyal söylemleri ifade etmesiyle dikkati çeken, yasa ve kuralları küçümseyen tavırlarıyla Brexit anlaşmasından pandemide 180 bin kişinin ölümüne sebep olan politikalarına kadar kritik dönemlerde sermayenin politikasına hayat veren, tepkileri de kendinde birleştiren bir figürdü. Bu açıdan işe yarayan, başarılı bir dönem geçirdi. Zamanı doldu ve ayrıldı. İngiliz siyasetinde varlığı ve temsiliyeti devam edecektir. Önceki başbakanlar gibi bir kenarda durmayacaktır.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.