Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Akşener: Büyük felaketin merkezi Beştepe'dir

İYİP Genel Başkanı Akşener 'Bu afetin, felaketle sonuçlanmasının sorumlusu, bizzat Sayın Erdoğan’dır' dedi.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 22.02.2023 , 11:33 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

İYİP Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM'deki haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Depremlerin doğal afetler olduğunu belirten Akşener "Ama bu afetin, felaketle sonuçlanmasının sorumlusu, bizzat Sayın Erdoğan’dır" dedi. Akşener "Depremin merkezi, Pazarcık ve İslâhiye’dir. Ama liyakatsiz ellerin neden olduğu, bu büyük felaketin merkezi Beştepe’dir" ifadelerini kullandı.

Akşener'in açıklamalarından satır başları şöyle:

"- Ben, 1999 depremini bizzat yaşamış, yakınlarını kaybetmiş bir insanım. Dolayısıyla, deprem gerçeğiyle yüzleşmenin, ne demek olduğunu, iyi biliyorum. 99 depremi, hepimize çok şey öğretti. Mesela bunlardan biri; ilk 72 saatin önemiydi. Arama kurtarma çalışmalarının, yapıldığı yerlerde, ayak altında dolaşmamak, oradaki çalışmalara, engel olmamak çok önemlidir. Çünkü ilk 72 saatte, en büyük ihtiyaç; enkaz altındaki vatandaşlarımızın kurtarılması ve bölgeye gerekli desteğin, en hızlı şekilde sağlanmasıdır.

- İYİ Parti olarak, bu süreç boyunca, bir sivil toplum kuruluşu gibi çalıştık. Milletimizin, içine düştüğü ateşi, söndürmek için çalıştık.

- Ben de, 72 saat sonra deprem bölgesindeydim. Yaralılarımızı ziyaret ettim, aile fertlerini, yakınlarını, sevdiklerini kaybetmiş insanlarımıza, taziye ziyaretlerinde bulundum.

- İlk 3 gün boyunca, bölgede yaşanan organizasyon krizi, vatandaşlarımızın canını yakan, başlıca konulardan biri oldu.  5’inci günde bile, hâlâ arama kurtarmanın ulaşamadığı enkazlar vardı.

- Biz, 1999 depreminin üzerinden geçen, 24 yılın ardından, 6 Şubat’ta, sadece deprem gerçeğiyle yüzleşmedik. Biz aslında, 24 yıl sonra, hiçbir dersin alınmadığı gerçeğiyle yüzleştik.

- İktidar, karar mercii olduğu kadar, aynı zamanda, sorumluluk merciidir. Ancak Ak Parti iktidarında, hiç kimse sorumluluk almıyor. Hiç kimse, hesap vermiyor. Bir Allah’ın kulu bile, istifa etmiyor. Ne diyeyim. Yazıklar olsun.

'Erdoğan milletimizi tehdit etti'

- Bu ucube sistemin, tek adamı Sayın Erdoğan tüm süreç boyunca, yine her zaman olduğu gibi, sınırsız yetkiyle donatılmış, kocaman bir sorumsuzluk hali içindeydi… Hatırlayın; 2020’deki Elâzığ depreminde, iban numarası paylaşıp; “Bu tür afetler, bizler için büyük bir imtihan” demişti. Hatırlayın; 2021’de, Rize’deki, sel felaketinin ardından, vatandaşlarımıza, keyif çayı dağıtmıştı. Hatırlayın; 2022’de Marmaris’teki orman yangını mağdurlarına da; paket paket çay fırlatmıştı. 

- Yıl oldu 2023… Biz, “Acaba ders almış mıdır?” diye, düşünürken; bu sefer de, depremden 1 buçuk gün sonra, çıktığı, ilk televizyon yayınında; “Günü geldiğinde, şu anda tuttuğumuz defteri açacağız” diyerek, milletimizi tehdit etti. Enkaz altındaki insanlarımızın, yerini bildirdiği ve iktidarın yapamadığını yapıp; organize olarak yardım istediği, sosyal medyaya kısıtlama getirdi. 

'Kendi beceriksizliğini kader planı diyerek perdeleyemezsin'

- Sonra da çıktı, ve her felakette tekrarladığı gibi, yine utanmadan; “Bunlar, kader planının içerisinde olan şeyler.” dedi. Yani yine kader dedi, yine tevekkül dedi… Gerçekten ibretlik… 

- Tevekkül, tembelliğe açılan bir kapı değildir. Sorumsuzluğa uydurulacak bir kılıf, hiç değildir. Yaşadığımız felaketlerin altında yatan, büyük sorumsuzluğu, gizlemek için, imanımızı sömürmeye kalkmak; kimsenin haddi de, hakkı da değildir. Tedbir almayıp, sorumluluğunu yerine getirmeyip, milletimizin enkazdan uzanan elini tutamayıp, üstüne de, tevekkülden bahsedip, meseleyi kadere havale etmek; şuursuzluktur, aymazlıktır, terbiyesizliktir.

- Kendi beceriksizliğini, 'kader planı' diyerek, perdeleyemezsin Sayın Erdoğan. Kurduğun yağma düzeninin, ağır faturasını, 'kader planı'na yükleyemezsin! Devletimizi yönetemediğin gerçeğini, 'kader planı' diyerek gizleyemezsin! Hiç kadere sığınma! Bu beceriksizliğin arkasındaki, tek sorumlu sensin sen!

- Geçtim sorumlulardan hesap sormayı felaketin, daha 3’üncü gününde, utanmadan çıkıp, 'Bugün daha rahatız, yarın daha da rahat olacağız' dedin. Bugün, depremin 16’ncı günü. Söylesene, rahat ettin mi, Sayın Erdoğan?

- Doğrudur, depremler, doğal afetlerdir. Ama bu afetin, felaketle sonuçlanmasının sorumlusu, bizzat Sayın Erdoğan’dır. Doğrudur, kaderde doğal afetler vardır. Ama devletin kurumlarını felç edip, felakete davetiye çıkartan,  bu ucube sistemdir. Doğrudur, depremin merkezi, Pazarcık ve İslâhiye’dir. Ama liyakatsiz ellerin neden olduğu, bu büyük felaketin merkezi Beştepe’dir. 

'Hatay'dan başlayarak yabancılara konut satışı durdurulmalı'

- Yüzyılımızın en büyük depremine, yüzyılımızın en beceriksiz, en aciz iktidarıyla yakalandık. Yaşadığımız bu büyük felaketin, ekonomik, psikolojik, sosyolojik, ve demografik birçok etkisi olacak. Geçen hafta, bir konuya, özellikle dikkat çektim. Deprem bölgesindeki göç hareketliliği, büyük bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. 

- 2 buçuk milyondan fazla vatandaşımızın, tahliyelerle ve kendi imkanlarıyla, bölge dışına çıktığı tahmin ediliyor. Mevcut sığınmacı sorunuyla birlikte irdelendiğinde, bu durum, gelecekte, bölgedeki insanlarımız için, bir demografik değişim tehlikesini, gözler önüne seriyor. Nüfusumuzun, yüzde 16’sını oluşturan deprem bölgesinde, yaklaşık, 1 milyon 700 bin, Suriyeli sığınmacı bulunuyor. Göçlerin yoğun yaşandığı illerimizde boşalan alanlar dışında, göçün gerçekleştiği, Mersin ve diğer illerimizde de, bu sorun, hayatı, giderek daha da olumsuz etkileyecektir. 

- Köylerin boşaltılması ise, bu kapsamda, sadece bir demografik değişime değil, terör örgütlerine, yeni alanlar açılmasına da neden olabilir. O nedenle, öncelikle Hatay’dan başlayarak, tüm Türkiye’de, yabancılara konut satışının, durdurulması çağrımı, buradan da tekrarlıyorum. Bu çağrımın, ne anlama geldiğini, idrak edemeyenlerin, zaten bu sorunu, bizzat çıkaranlar olduğunu, kimse unutmasın! 

- Özellikle bölgedeki insanlarımızın, mülklerini korumalarına yönelik, hukuki bir çerçevenin oluşturulması ve farkındalık çalışmalarının, derhal organize edilmesi gerekiyor.

- Artık, sığınmacı problemini çözme vakti gelmiştir. Buradan iktidarı, başlayacak olan yeni inşa süreci kapsamında, sığınmacıları, ülkelerine geri göndermeye, bunun için de, gerekli adımları atmaya ve diplomatik görüşmeleri, derhal başlatmaya davet ediyorum. 

- Biz, en kısa zamanda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, bu konuda görüşmeye çağıracağız. Eğer Sayın Erdoğan’ın inadı hala sürüyorsa, önceki çağrımı da, bu vesileyle, buradan yineliyorum. Milletimiz için, devletimiz için, ben bu görüşmeleri yapıp, bu sorunu çözmeye hazırım. Bizler hazırız.

'Gün eleştirme günü değil dedik'

- Biz, İYİ Parti olarak meselelerin üstesinden gelebilmemiz için, önce onları konuşabilmemiz, çözüm yollarını arayabilmemiz gerektiğine inanıyoruz.

- Gün, eleştirme günü değildir dedik; taşın altına elimizi koyduk, AFAD’a yardımcı olduk. Gün, ayrışma günü değildir dedik; Deprem bölgesindeki risklere karşı, yetkilileri uyardık. Gün, yangın söndürme günüdür dedik; çözüm önerilerimizi paylaştık.

- İYİ Parti olarak, bir de acil eylem planı hazırladık. Bu eylem planında; tarımdan sağlığa, sanayiden istihdama, eğitimden, kurumsal kapasitenin güçlendirilmesine, sığınmacılardan, barınma sorununa kadar, hayati önem taşıyan, bir çok alanda; kısa, orta ve uzun vadede, ne yapılması gerektiğini anlattık. Ayrıca Millet İttifakı olarak da, bu çerçevede bir komisyon kurduk. Çalışmalarımızı ortaklaştırıp, en kısa zamanda milletimizle paylaşacağız. Ayrıca; bölgede sürdürülebilir bir yaşamın sağlanması için, iktisadi faaliyetlerin ve üretimin, yeniden başlaması gerektiğini biliyoruz. Türk sanayicisini ve emekçisini, her zamankinden daha fazla desteklememiz gerektiğinin farkındayız.

'İnsani sanayi bölgeleri' projesi

* Bunun için de, eylem planımızın yanında; adına, “İnsani Sanayi Bölgeleri” dediğimiz ve İYİ Parti iktidarında hayata geçireceğimiz, bir de proje geliştirdik. İnsani Sanayi Bölgelerimiz, bölgemizde çeşitli uygulamaları olan, Özellikli Sanayi Bölgeleri ile aynı yapıda olacak. Zemin çalışması yapılmış yerlerde, 1000 hektarlık alanlar üzerine kurulacak bu bölgeler, yapacağımız uluslararası işbirlikleri sayesinde, dünyanın her yerine, herhangi bir tarife ve kota engeline takılmadan, ihracat yapma imtiyazına sahip olacak. Böylece, depremden zarar gören illerimiz, sanayi ve ihracat için, bir çekim merkezi hâline gelecek. 

- Türk sanayisi kazanacak, doğrudan yabancı yatırım gelecek, bölge zenginleşecek ve sağlanan nitelikli istihdam sayesinde, bölgenin demografik yapısı korunacak. Kısacası Türkiye kazanacak. Hesabını kitabını da yaptık. 1000 hektarlık bir İnsani Sanayi Bölgesi’nin, altyapı ve kurulum maliyeti, 8 milyar lira. Bir insani sanayi bölgesi, 30 bini doğrudan olmak üzere; 65 bin kişilik istihdam sağlayabiliyor. Yani; depremden etkilenen illerimizde kuracağımız, 4 İnsani Sanayi Bölgesi’yle, en az 250 bin insanımıza, istihdam sağlayıp, 1 milyondan fazla vatandaşımızı da, kendi memleketlerinde, eskisinden daha iyi koşullarda yaşatabiliriz. Hesabını kitabını yaptık derken; finansmanı nasıl sağlayacağımızı da planladık. 

- İnsanlarımızın mağduriyetlerini, fırsat bilip, bu depremi, bir inşaat şovuna dönüştürmeyi planlayanların farkındayız. Bu büyük felaketin sorumlusu, kendileri değilmiş gibi, felaketten seçim vaadi devşirmeye kalkanların farkındayız.

- Öncelikle, depremden etkilenen vatandaşlarımızın, yaralarını saracağız. Sonrasında ise; ülkemizin başına bela edilen, bu ucube sistemden, kurtulmak için var gücümüzle çalışmaya, devam edeceğiz."

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.