Sayfa yolu
AKP’nin ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ile imtihanı
Görsel: Gemini
Yayın Tarihi: 14.03.2026 , 10:11 Güncelleme Tarihi: 15.03.2026 , 02:19
12 Mart Perşembe akşamı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, külliyesinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’i ağırlayıp “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü” verdi.
Erdoğan, ödülü verirken “Yurtta sulh, cihanda sulh” vurgusu yaptı:
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten miras kalan 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesini proaktif, atılgan ve girişimci bir anlayışla yoğurarak dış politikamızın odağında tutmayı sürdürüyoruz.
İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırısının tüm dünyanın gündeminde olduğu günlerde Erdoğan’ın bu ilkeyi hatırlatması dikkat çekti.
AKP iktidarı, sonuçlarından tedirgin olduğu savaşa dair, ilk günlerdeki bazı savaşa katılmaya hevesli sesleri kıstığından beri itidalli bir tavır takınıyor.
Erdoğan’ın “yurtta sulh, cihanda sulh” ifadesini kullanması, bir başka sebeple de dikkat çekti: AKP’nin bu ilkeyle tarihsel bir gerilimi var.
Ahmet Davutoğlu’nun 2001’de yayımlanan “Stratejik Derinlik” kitabının temel argümanlarından biri, Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki bu ilkenin, Türkiye’yi içe kapanmaya, kabuğuna çekilmeye sürüklediğiydi.
Bu argüman, özellikle 2006’da kurulan SETA’da (bugünün MİT Başkanı) İbrahim Kalın, Burhanettin Duran, Muhittin Ataman gibi isimlerce yıllar boyu tekrar edildi, “yurtta sulh cihanda sulh” yaklaşımı, Birinci Dünya Savaşı’ndan miras bir travma, bir Soğuk Savaş bagajı olarak mahkum edildi.
Türkiye’nin kendi egemenliğine karışılmasına izin vermeyeceği ve başkalarının iç işlerine de karışmayacağı yönündeki bu geleneksel yaklaşımı, sermayenin yayılma isteği yeni Osmanlıcı politikada vücut buldukça aşılması gereken bir engel haline geldi.
Erdoğan başta olmak üzere AKP çevresi, yıllar içinde, tıpkı Erdoğan’ın son konuşmasındaki gibi dışarıdan tehdit algıladığı dönemlerde sahiplenip dile getirdiği bu ilkeyi, Türkiye’nin emperyalizmle paralel bir dış maceraya atıldığı dönemlerde yerden yere vurmayı seçti.
2009 yılında AKP hükümeti, ilk çözüm sürecinin başlangıcını oluşturacak “açılım süreci” toplantısını, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüyle anlatmıştı.
Fakat “Arap Baharı” denilen süreçte hükümet, emperyalizmle birlikte başta Suriye olmak üzere bölgedeki ülkelere yönelik saldırgan politikaları benimseyince, bu sözün yerden yere vurulduğu bir dönem açıldı. 2016’da 15 Temmuz sonrasının tedirginliğiyle bir süre rafa kaldırılan eleştiriler, son yıllarda ABD emperyalizmiyle tutturulan yakın işbirliğinden alınan güçle bir kez daha güçlendi.
soL, yıllar içinde AKP çevresinden bu ilkeye gelen saldırıları derledi.
Recep Tayyip Erdoğan, 2012
Yurtta sulh cihanda sulh, sulhun egemen olduğu yerde olur. Bizim can damarımıza bastıkları zaman o zaman sulh konuşamayız. ‘Hazır ol cenge, sulh-u salah istiyorsan’ (‘Barış istiyorsan savaşa hazır ol’) denirken, yeri gelir o zaman cenk barışın anahtarı olur.
Recep Tayyip Erdoğan, 2012
Biz yurtta sulh cihanda sulh ilgisini asla bir pasiflik tepkisizlik olarak yorumlayamayız. Biz Dumlupınar’daki şehitlerimizi zihniyetliyle hareket ediyoruz. Biz Domaniç’te Osmanlı’yı kuran ruhun anlayışı ile hareket ediyoruz. Muhalefete bakıyorsunuz ‘Gazze’de Suriye’de Sudan’da ne işiniz var?’ diyor. Biz ecdadımızın at sırtında gittiği her yere gitmek zorundayız.
Recep Tayyip Erdoğan, 2012
Sıfır sorun demek, her mesele, her olay karşısında sessiz kalmak değildir. Bunlar, 'Yurtta sulh, cihanda sulh' politikasını yan gelip yatmak olarak anladılar. Şimdi de sıfır sorun politikasını zulme, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı boyun eğmek olarak anlıyorlar.
İbrahim Kalın, 2013
Türkiye''de ''Yurtta sulh, cihanda sulh'' ilkesi, uzun yıllar adı konulmamış pasifist, minimalist ve tek-boyutlu bir dış politika anlayışına gerekçe olarak kullanıldı.
Pasif, inisiyatif alamayan, hedef koyamayan, sorunlardan kaçan bir dış politika, 21''inci yüzyılda ölçek küçültmek demektir. Milli maslahatını, güvenliğini, istikrarını, refahını ve kalkınmasını teminat altına almak isteyen bir Türkiye için ölçek küçültmek artık bir alternatif değildir.
Recep Tayyip Erdoğan, 2014
Türkiye Cumhuriyeti on yıllar boyunca doğuya ve güneye sırtını döndü. ‘Yurtta sulh cihanda sulh’ sözü doğru anlaşılmadı. Setler çekildi, mayınlar döşendi. Bunun aynısını bizler de yapabilirdik. Mısır’da Irak’ta Suriye’de susabilirdik. Kafasını kuma gömen ülke büyük ülke olamaz. İddia hedef sahibi ülke olamaz.
Özlem Albayrak, 2016
Görünen o ki, Türkiye dış ilişkilerinde, hem eksen hem de bakış açısı itibariyle bir değişikliğe gidiyor. Gitmek istemese bile sanki şartlar tarafından buna zorlanıyor. Zira, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 2000'li yıllara kadar strateji adına dış politikada yürüttüğü ne varsa geçersizleşti, geçersizleşiyor. “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” düsturu, “Hazır ol cenge, ister isen sulh-u salah” gerek-şartıyla revize edildi bile…
Müfit Yüksel, 2016
Bölgenin eski patronu olan bir imparatorluğun bakiyesi ve mirasçısı olarak son 90 yılda kendisine Batı Avrupa ve resmi ideoloji tarafından ve hatta sınırlarına mayın döşenerek Ortadoğu haram kılınmış olan Türkiye''ye son yıllarda Ortadoğu denklemine dahil olması adeta farz kılınmıştı. Esasen, neredeyse son 90 yıllık, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” söylemine, daha keskin bir ifade ile “Kâbe Arab'ın olsun, Çankaya bize yeter” hezeyanına dayalı Misâk-ı Millici hariciye siyasetinin Türkiye'ye ve Ortadoğu'ya çok şeyleri kaybettirdiği iyice açığa çıkmaktaydı.
Mevlüt Çavuşoğlu, 2020
Bugünün şartlarında yurtta sulh, cihanda sulh deyip oturamayız.
Aydın Ünal, 2024
CHP, Türkiye’nin sadece Suriye’de değil, Filistin, Irak, Libya, Somali, Kafkasya ve Balkanlar’daki hatta Rusya-Ukrayna krizi ve Azerbaycan’ın Ermenistan’a operasyonundaki aktif politikalarına karşı. Bunda “yurtta sulh cihanda sulh” anlayışının arkasına gizlenmiş pısırıklığın ve İsmet İnönü’nün ürkek dış politika mirasının etkisi var.
Aydın Ünal, 2025
Türkiye’nin AK Parti iktidarına kadar olan dönemini de aynı korku şekillendirdi. Dış politikanın temel ilkesi olan “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışı aslında korkunun meşrulaştırılması ve bir politika haline getirilmesiydi. Bu korku politikasının Türkiye’ye ödettiği bedelleri hepimiz biliyoruz…
Bugün CHP’nin hala Ortadoğu’yu “bataklık” olarak nitelendirmesi, Türkiye’nin buradaki her gelişmeden uzak kalmasını istemesi, soykırıma dahi cesaretle ses çıkaramıyor olması, İsrail’e selam çakması, İngiltere’den medet umması, Almanya ile müttefik olması, “yurtta sulh cihanda sulh” söylemiyle Türkiye’yi içine kapatma çabası, Sevr ile başlayan, Lozan ile pekişen, İnönü ile zirvesine ulaşan bir korkunun, korku politikasının, istikrarla sürdürülmesinden başka bir şey değildir.
İsmail Kılıçarslan, 2025
Tayyip Erdoğan, adına “Türkiye merkezli Türkiye modeli” diyebileceğimiz bir model inşa etmeye çalışarak Türkiye’yi kendisinde başlayıp kendisinde bitmeyecek, “yurtta sulh cihanda sulh” yavesine teslim etmeyecek, belirli bir güç merkezinin gönüllü askerliğini kabul etmeyecek bir yere doğru ilerletmeye çalışıyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.