Sayfa yolu
AKP ve Milli Takımlar: Nedir bu #bizimçocuklar?
Yayın Tarihi: 05.04.2021 , 09:22 Güncelleme Tarihi: 05.04.2021 , 09:35
Fransız düşünür Althusser’in devletin ideolojik aygıtları olarak açıkladığı analizinde spora yer vermediğini biliyoruz. İlk olarak 70’li yıllarda yayımlanan ve içerisinde dinden aileye, eğitimden medyaya vb. kadar uzanan aygıtlar listesinde sporun olmadığına şaşırmamızın bir önemi yok.
Zaten şaşırılacak bir şey de yok, çünkü dönemsel olarak hem futbolun akademik ya da siyasal incelenmesinin ve futbola dönük ilginin sınırları var hem de 70’lerin futbolunun insanlar üzerindeki etkisi ile ilerleyen yıllarda ortaya çıkacak olan sosyolojik farkın etüt edilmesi için nesnel koşullar pek müsait görünmüyor.
Ama kabul etmek lazım, futbolun egemen ideolojideki hatırı sayılır yerinin ve kullanışlı bir aparat olarak öne çıkan kesintisiz hizmetinin zaman geçtikçe anlaşılırlığı da artıyor. Artan bir diğer ve başat şey ise futbolun günbegün muazzam bir kapitalistleşmeye ve sektörleşmeye doğru baş aşağı sürüklenmesi ve kitlesel kapsayıcılığının artmasıydı.
Tabii bu biraz da bizim için öyledir; futbolun tekellerinin ellerini ovuşturduğu ise bir gerçektir.
Şuan vaziyetin doruk noktalarında geziniyoruz.
Bu sebeple son dönem çalışmalarda dikkat çeken şey, futbolun kişiler bazında önem taşıyıp taşımaması ya da takip oranları değil, bir ideolojik aparat olarak egemen güçler, iktidarlar nezdindeki kullanım pratikleri olmalı.
O yüzden, “ben futbol izlemiyorum” diye bir tez yoktur; çünkü izleyip izlememek kişisel bir tercihtir. Ancak izlememek ile futbolu kullananları teşhir etmek, bu örtülü kara propagandanın ipliğini pazara çıkarmak, futbolun patronlarla arasındaki çıkar ilişkisini deşifre etmek vb. ayrı bir başlığın konusudur.
Yani aslında bu, futbolun değil; siyasetin konusudur.
Reçete buradadır.
Futbol başlı başına bir ideoloji olarak mı düşünülmelidir, yoksa bir ideolojik aygıt mıdır tartışması bir kenarda dursun; biz onun düzen içerisinde edindiği role, işlevine ve hangi sınıfın çıkarına çalıştığına eğilerek bir perspektif geliştirelim ve ülkemizdeki son ideolojik sürüme, “bizim çocuklar ideolojisine” odaklanalım.
Biliniyor, “bizim çocuklar” lafının mazisi 80’lere kadar gidiyor. 1980 darbesi sonrasında, 12 Eylül rejiminin mimarlarından “bizim çocuklar başardı” diye bahseden emperyalistlerin ve çocuklarının kim olduklarından haberdarız. Bu yüzden uzun zamandır “bizim” derken hesaplı davranıyor, ihtiyatlı yaklaşmayı tercih ediyoruz.
Diğeri, şimdiki slogan “bizim çocuklar”a gelince ise... Söz, yalnızca Milli takım sosyal medya hesapları tarafından kullanılan sade bir heşteg sığlığında ele alınmamalı. Çünkü spor spikerleri tarafından da ısrarla ve sıklıkla kullanılan bu sözün mutlaka bir anlattığı ya da işaret ettiği var.
Yeni futbol parolamız budur...
Bir süredir, gerek milli takımın başarısızlıkları gerekse de sağ ve gerici siyasetin gölgesinin ağırlığı nedeniyle Milli takımlar düzeyinde kaybedilen ilgiyi tekrar kazanmanın yolları aranıyor.
Milli takım bir ülke için ulaşılabilecek en üst seviye olarak gözükse de ve toplumda hala bunun bir oranda karşılığı kalsa da, buna destek geliştirmenin bir ucu siyasete çıkıyor.
AKP ve Milli Takımlar
Uzun zamandır bir sportif propagandanın aracı haline gelen milli takımlar, siyasal iktidarın bir imaj inşası ve halkla ilişkiler çalışmasına çevrileli çok oluyor.
Bir Wushu da değil ya hani, futbolun görkemli popülerliğinden de yararlanmak gerekiyor.
İşte “bizim çocuklar” ideolojisi tam buraya oturuyor ve ısrarla görüntülenen, servis edilen soyunma odası manzaraları buna bağlanıyor.
“Zafer sarhoşluğundan” dikkat edildi mi bilmiyorum ama sonradan soyunma odasına gidildiğinde hep benzer bir tablo ile karşılaşıyoruz.
Üç şekilde özetlenebilir; iktidar övgüsü, iktidardan takıma tebrik mesajı ve görüntülü telefon bağlantısı...
Akışta ise şunlar var: Teknik direktör ve bakan görüntüsü, cumhurbaşkanı-takım kaptanı konuşma seremonisi, “efendimli cümleler ve diyalog”, futbola dönük esprili hoşbeşler ve kapanış...
Tabloda ise aynı kişiler, futbolcular haricinde teknik direktör, spor bakanı ve AKP’li cumhurbaşkanı...
İkide iki ile giden bu tabloyu Letonya futbol takımı bozuyor.
Bu arada “bizim çocukların” Dünya Kupası’na katılması gerçekten büyük önem taşıyor. Çünkü 2022 Dünya Kupası ruh eşimiz Katar’da düzenleniyor. Bu sebeple Türkiye’nin Katar’da olması herşeyden çok önem taşıyor olacak.
Zaten televizyonda karşı karşıya kaldığımız Katar “imaj tazeleme ve yumuşak güç” videoları uzun zamandır boy gösteriyor.
Artık Katar’sız Türkiye, Türkiye’siz de Katar olamıyor.
İnsanlar, kirli bir siyasetin kıskacında “spora siyaset bulaştırmayalım” tavsiyeleri altında aynı filmi, farklı saatlerde seyrediyor.
Son merak ettiğim şeyi yazarak bitireyim:
Sahi, artık Katar’da mı “bizim çocuklar” kategorisine giriyor? Hem de yerli ve milli olarak?
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.