Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

AKP-Millet İttifakı sürekliliğinin icraata geçmiş hali: Ankara'nın battı-çıktıları

'Velhasıl, AKP düzeni battı-çıktı demektir. Restoratörler de size daha fazla battı-çıktı ve zahmetli yolculuklar yapacağınız yeni gıcır otobüslerden başka bir şey vaat etmiyor.'

Anıl Poyraz

Yayın Tarihi: 19.07.2022 , 08:28 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

soL TV bir süredir özellikle düzeniçi siyaset figürlerine dair kısa ve çarpıcı portreler hazırlıyor. Ekrem İmamoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu üzerine olanlar çok özlü ve çarpıcıydı. Mansur Yavaş’la ilgili olanı da geçenlerde yayınlandı. İzlemediyseniz izleyin. Gerçi ben diğer portre çalışmalarına nazaran biraz zayıf buldum. Ayrıca, ülkücü olmayanın ABB’ye giremediği ifadesine uygun olmayan örnekler de var bildiğim kadarıyla. Gelgelelim bu, belediyede neyi ne derece değiştiriyor diye sormak da lazım. Bu yazının derdi de özellikle Millet İttifakı'nda vücut bulan « 2002 AKP’si » olma hedefli sosyal demokrat-ülkücü ittifakının ABB’nin hizmetlerinde ve çalışmasında cisimleşmiş halini göstermek. Burada sosyal-demokrat ve ülkücü derken aslında iki farklı siyasetten bahsetmiyoruz. Ufak tefek kültürel ve tarihi referans farkları bulunan ama son yıllarda nerdeyse aynı siyasi anlatı ve ekonomik düzen taraftarlığında buluşmuş tek bir siyaset söz konusu.

Millet İttifakı Belediyeciliği 'halkçı' bile olamıyor

Millet İttifakı belediyeleriyle ilgili eleştirilerde hep dikkatli, ölçülü ve hassas olunması gerekiyor. Mevcut şartlarda eski yönetimlerden devralınma dağ gibi sorunlar, o dönemde kentteki hizmetlerden imar alanına kadar nerdeyse mafyalaşmış yapılar, üstüne merkezi hükümetin yetki ve mali anlamda kıskacı ile TL’nin değer kaybı ve enflasyon ciddi kısıtlar. Ayrıca, yetki ve sorumluluklara dair özellikle « Bütünşehir » saçmalamasıyla iyice artmış merkezi hükümet, büyükşehir ve ilçe belediyeleri kargaşası da unutulmamalı.

Ancak bu vaziyeti ve bu vaziyetten kaynaklı sorunları muhalefet belediyelerini yönetenlerin ve yöneten partilerdekilerin, her gün o kentlerde hayatta kalmaya ve hayattan biraz keyif almaya çalışan yurttaşlar kadar dert ettiğini zannetmiyorum. Nihayetinde çoğu öyle ya da böyle kalburüstü bir konumda olan bu kişilerin mesela toplu taşımayla -hem de öyle göstermelik değil- ulaşım sağladıkları pek yoktur.

Bu gerçekliğe ek olarak Millet İttifakı'nın; ekonomik, sosyal ve çevresel anlamda sürdürülebilirlik sorunlarıyla dolu ve AKP döneminde ayyuka çıkmış bir hizmet anlayışını söylemde eleştirmeden, eylemde aynen devam ettirerek belediyeler eliyle önümüze koyduğunu söyleyebiliriz. Tek fark belki biraz daha şeffaflık ve üç beş göz boyamadır. Nihayetinde Millet İttifakı, ellerindeki nispeten daha geniş imkânlara rağmen 70’lerdeki Ali Dinçer, Vedat Dalokay ve Ahmet İsvan pratiklerinin yarısı kadar bile olamayıp, üstüne AKP’yle arşa varmış çarpıklıkları ve eşitsizlikleri yeniden üreten bir anlayışı şimdi belediyelerde daha sonra ülke genelinde kabullenmemizi istiyor.

Herkesi mutlu etmeye kalkan aslında statükoyu korur

Bu söylediklerimin icraata yansımış halini, Ankara’da kentsel büyümenin en yoğun olduğu, üzerinde birçok kamu kurumu, üniversite, iş ve alışveriş merkeziyle konut bölgeleri bulunan Eskişehir Yolu üzerinden rahatça görebiliriz. Burada da bu yol üzerindeki iki konut bölgesine, önce 90’ların başında kurulmuş Çayyolu’na, sonra da 200’lerin sonunda büyük TOKİ projeleriyle yerleşime Açılmış Turkuaz-Yapracık bölgelerine odaklanmak anlamlı olacaktır.

Çayyolu, Melih Gökçek’in bir hışımla Ankara’da birden fazla yeni metro hattı inşaatına başladığı güzergâhlardan biriydi. Gelgelelim inşaatlar bir süre sonra yalan oldu, proje durdu, bakanlığa devredildi ve nihayetinde on yıllık bir gecikmeyle açıldı. Ama bu arada metro yapımı durmuşken Eskişehir Yolunda ardı ardına araç altgeçitleri, namı diğer battı-çıktılar yapıldı. Yayalar, bisikletliler ve toplu taşıma kullananlarla çevre mahallelerde oturanlar için hayatı sadece zorlaştıran, yalnızca bu bölgeleri transit geçenlere ve özel araç sahiplerine zaman kazandıran bu uygulama rantı ve özel aracı öncelemenin ve kısa vadeli çözümlerin şehircilikteki adıydı.

Peki yeni yönetimle ne değişti? Mansur Yavaş 2014’teki ilk CHP adaylığında Turkuaz ve Yapracık bölgelerine « metrobüs » vaadinde bulunmuştu. Henüz Gezi’nin ateşinin sönmediği, park forumlarının biz nasıl bir belediyecilik istiyoruz diye toplandığı günlerdi. CHP de düzen restorasyonun ihalesini kapmamıştı. Ancak aradan geçen zamanda CHP iyice sağa çekti, düzenin restorasyon ihtiyacı güçlendi ve « AKP’nin iyi ve kötü olduğu dönem » ayrıştırması yapılıp ilk dönemleri meşrulaştırıldı. Buna paralel olarak Turkuaz ve Yapracık’a metrobüs vaadi rafa kalktı. Hatta Mansur Yavaş’ın daha ilk yılında, Gökçek döneminde hazırlanmış projeler raftan indirildi ve Eskişehir Yolu üzerine açılışına Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı iki adet battı-çıktı daha yapıldı. Her zamanki gibi yalnızca özel araç sahiplerine ve bölgeyi transit geçenlere hizmet etmek üzere…

Son Ankara ziyaretimde, sıkış tıkış ve bazen kırk dakikada bir gelen belediye otobüsleriyle Turkuaz’dan Çayyolu’ndaki metro istasyonuna ulaşmaya çalışırken bunu düşündüm. Üç şeridi özel araçlara ayıran, mahallelere ve toplu taşımaya sadece iki şerit bırakan altgeçitler adeta Millet İttifakı'nın restorasyondaki samimiyetinin nişanesiydi. Özel araçlar battı-çıktıdan akarken, otobüsler ve mahalleye girmek veya mahalleden Eskişehir yoluna çıkmak isteyen diğer araçlar yukarıdaki ışıklı kavşak etrafında uzun kuyruklar oluşturuyordu.

Göz boyama demiştik. Örneğin yeni otobüsler alınmadı mı, alındı. Hatta şuraya buraya bisiklet yolları da eklendi. Ama sonuç olarak bunlar sistemin özel araç ve rant odaklı yapısına en ufak bir delik dahi açmaya kalkışmayan muhalefetin göz boyamasından başka bir şey olmadı. Yeni otobüsler, altyapının ve trafiğin kalan kısmı toplu taşımayı önceleyecek şekilde düzenlenmediği için insanlara daha konforlu ve hızlı bir ulaşım sunamıyor. Ayrıca artan yakıt fiyatları ve ulaşım hakkına çarpık bakış sonucu seferler giderek azaltılıyor. Bisiklet yolları devasa kavşaklarla ve bir anda şehiriçi otoyola dönüşen yollarla ölüm tuzağından başka bir şey olamıyor. Bu odaksız ama nihayetinde hep motorlu taşıt egemenliğine çıkan anlayışı ulaşım plancısı Erhan Öncü ve şehirci Akın Atauz’dan da dinlemenizi tavsiye ederim.

Son olarak, Millet İttifakı'na yakın çevrelerden bu pratiklere her zaman bahane bulunduğunu da belirtmek lazım. Bahaneler çoğu zaman “maliyet” ve “aciliyet” oluyor. Halbuki metrobüsün çıkış yeri Brezilya'nın Curitiba isminde pek de zengin olmayan bir kenti, örnek bir hikayesi var, oradaki sosyal belediyeci pratiğe dair onlarca belgesel var. Şartlar orada o donem burdakinden pek farklı da değil. Zaten metrobüs dediğiniz özünde otobüse tahsisli yoldur. Ankara’da 70’lerde uygulanmıştır. Bu örnekteki o iki battı-çıktıdan daha maliyetli ve daha zaman alıcı degildir. Uzun vadede de toplu taşımada beklemelerin ortadan kalkmasıyla kazanılacak zamanı ve yakıtı dusunursek daha bile hesaplıdır. Bunlar halk tarafından da uygulamayla birlikte faydası fark edilecek şeyledir. İşte bunu denemeye ve göstermeye cesaret etmek lazım. Ama bunu iktidar dayanağını düzende arayan, hayatında toplu taşıma kullanmayan ve kullanan kesimlerle hiçbir empati de kurmayanlarla yapmak gerçekçi değildir.

Velhasıl, AKP düzeni battı-çıktı demektir. Belki ilk yılları bunlardan daha fazla araç geçmesiyse son yılları azalan alım gücü sonucu geçen araç sayısının azalmasıdır. Restoratörler de bize daha fazla battı-çıktı ve zahmetli yolculuklar yapacağınız yeni gıcır otobüslerden başka bir şey vaat etmiyor.

Anıl Poyraz

Yüksek İnşaat Mühendisi

Budapeşte Teknoloji ve Ekonomi Üniversitesi – Çevre Ekonomisi ve Sürdürülebilirlik Bölümü Doktora Adayı

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.