Sayfa yolu
Akaryakıtla başladı, iğneden ipliğe sürüyor: İktidarın ‘kader’ dediği zamlar kaçınılmaz mı, bilinçli bir politika mı?
Yayın Tarihi: 31.03.2026 , 21:39 Güncelleme Tarihi: 01.04.2026 , 12:58
Akaryakıt fiyatları yarın gelecek zamla birlikte yalnızca bir ay içinde 60 liradan 80 liraya sıçramış olacak.
İktidar ise "Hürmüz krizi", "küresel piyasalar" ve "döviz kuru" nakaratını bir kalkan gibi kullanarak sorumluluğu üzerinden atmaya çalışıyor. Ancak veriler pompadaki yangının yalnızca bir fiyat artışı değil, bilinçli, sistematik ve sınıfsal bir tercih olduğunu kanıtlıyor.
ABD ve İsrail'in başlattığı savaşın, dolayısıyla enerji krizinin akıbetiyse hâlâ belirsiz. İktidarın seyretmekle yetindiği kriz, mazotun kan olduğu tarımsal üretimden, sanayinin temel girdisi olan petrokimya endüstrisine kadar birçok alanı büyük bir darboğaza sürüklüyor.
Peki, sistemin ürettiği bu yapısal krizden, sistemin kendi araçlarıyla çıkmak mümkün mü? İktisatçılar Prof. Dr. Oğuz Oyan ve Prof. Dr. Serdal Bahçe ile akaryakıt şokunun ekonomi politiğini ve yegâne çıkış yolunu konuştuk.
İktidar, akaryakıttaki tarihi artışı, tek başına savaşa ve döviz kurlarındaki yükselişe bağlayarak sorumluluğu dışsallaştırmaya çalışıyor. Ancak soL yazarı ve iktisatçı Prof. Dr. Oğuz Oyan’ın derlediği veriler, bu anlatının matematiksel olarak temelsiz olduğunu kanıtlıyor.
Oyan’ın analizine göre, 1 Ocak 2026'da 54,5 TL olan motorin fiyatı, 31 Mart itibarıyla İstanbul'da 75 TL'ye, Erzurum gibi rafineriye uzak bölgelerde ise 77 TL'ye ulaştı. Yılbaşına göre motorindeki artış yüzde 37,6, benzindeki artış ise yüzde 17,9 seviyesinde. Buna karşılık aynı dönemde dolar kurundaki artış yalnızca yüzde 3,54'te kaldı. Hatta sadece Mart ayına bakıldığında, kur artışı yüzde 1,3 iken motorin fiyatları katlanarak arttı.
Oyan, bu tabloyu şu sözlerle özetliyor:
“Tablodan görüldüğü üzere, döviz kuru artışının akaryakıt fiyatları artışı üzerinde hiçbir etkisi yok. Mart ayı başı ve sonu itibariyle dolar kurundaki artış sadece yüzde 1,3 düzeyinde. Kaldı ki kur artışları, TÜFE manşet enflasyonunun çok gerisinde.”
Burada motorin ve benzin fiyatları arasındaki makasın açılması da dikkat çekici. Oyan bu durumu üç maddede açıklıyor:
- Motorine küresel ve yerli talep daha yüksek. Dizel araç kullanımında son zamanlarda bir azalış eğilimi ortaya çıksa da otomobil parkında dizel araçlar halen yüksek bir orana sahip. Üstelik tarım araçlarında ve ısınmada motorin daha fazla tüketiliyor. Demek ki talep yönlü bir etki var.
- Ham petrolün rafinaj işlemlerinde elde edilen mazot yüzdesi benzine göre çok daha düşük. Demek ki arz yönlü bir kısıt da var.
- Yerli üretim kapasitesi yetersiz kaldığından motorin ithalata daha bağımlı bir ürün. Burada mevcut durumda kurdan değil ama lojistik ve tedarik maliyetlerinden daha çok etkilenir. Savaşta motorin talebinin artmasının ve Hürmüz Boğazı’nın tıkanmasının arz-talep dengesini bozmasının da maliyetler üzerinde etkileri var. Demek ki küresel etkiler motorin bakımından önemsiz değil.
Benzin ve motorin fiyatları arasında böylesine bir uçurum oluşmasının kabul edilebilir bir durum olmadığını belirten Oyan, “Devletin, KDV oranını özel bir konjonktürde yüzde 1'e düşürerek acil bir müdahalede bulunması gerektiği” görüşünde.
Öte yandan hükümetin vergi gelirlerinin ağırlığını KDV'nin de dahil olduğu dolaylı vergiler oluşturuyor. "Akaryakıttan KDV alınmazsa bütçe açığı nasıl kapanacak” sorusunun yanıtı ise çok net Oyan için: 2026 yılı için planlanan ve yüzde 80'i doğrudan patronların kasasında kalacak olan devasa boyuttaki 3,6 trilyon liralık vergi muafiyet ve istisnaları iptal edilerek.
Devlet iki alana da müdahale ederek hem akaryakıt fiyatlarının yüksek artışına hem de motorin fiyatlarıyla makasın böylesine açılmasına engel olabilir. ÖTV maktu bir vergi olduğu için eşel-mobilde çabucak tüketilir. Demek ki şimdi yapılması gereken KDV oranlarının aşağıya çekilmesi. Bu indirimin motorinde çok daha yüksek oranlı yapılmasıyla benzin-mazot uçurumu da önemli ölçüde kapatılabilir. Bu özel konjonktürde KDV oranının yüzde 1’e düşürülmesi ciddi olarak düşünülmeli. Buradan doğacak bütçe açığının, sermaye yönlü vergi ayrıcalıklarının (istisna ve muafiyetlerin) azaltılmasıyla karşılanabileceği açık. Toplam vergi ayrıcalıkları 2026’da 3,6 trilyon TL ve bunun yüzde 80’i sermayeye yönelik.
Ancak vergi düzenlemeleri uzun vadeli bir çözüm için tek başına yeterli değil. Oyan'a göre çare enerji gibi kritik bir sektörün özel sektörün insafına bırakılmaması gerekiyor:
Türkiye’nin rafinaj kapasitesinin arttırılması da uzun vadeli bir önlem olarak bugünden tasarlanmalı. Bunun devlet eliyle yapılabilir olduğu açık. Kuşkusuz TÜPRAŞ’ın devletleştirilmesi de enerjinin toplumsallaştırılması bağlamında zorunlu.
'Mülkiyete dokunmadan ucuz enerji mümkün değil'
Sermayeye yönelik vergi afları ve teşvikler sürerken, bütçe açığının dolaylı vergilerle kapatılmaya çalışılmasını, emekçiden sermayeye yönelik bir “servet transferi” diye okumak mümkün mü?
soL yazarı ve iktisatçı Prof. Dr. Serdal Bahçe, iktidarın vergi politikalarını "emekçi düşmanı" olarak nitelendirirken, krizden çıkışın yegâne yolunun mülkiyet ilişkilerine müdahale etmek ve enerji ağlarını derhal kamulaştırmak olduğunu vurguluyor.
Pompaya yansıyan fiyattaki devasa ÖTV ve KDV yükünün, salt bir bütçe açığı kapama aracı değil, sınıfsal bir tercih olduğuna dikkat çeken Bahçe, kapitalist devletin emekçilerin "vazgeçemeyeceği" harcamaları kasıtlı olarak hedef aldığını belirtti.
Türkiye'de kamu taşımacılığının bilinçli olarak zayıf bırakıldığını ve emekçilerin bireysel ulaşım maliyetlerinin devasa boyutlara ulaştığını ifade eden Bahçe, tabloyu şu sözlerle özetledi:
Özellikle emekçi sınıfların fiyatları değişse bile tüketimlerini kolayca değiştiremeyecekleri gıda, konut, enerji ve ulaştırma gibi unsurların aşırı vergilenmesi, verginin emekçi düşmanı ekonomi politiğinin iç yüzünü göstermektedir.
Sermayeye yönelik bitmek bilmeyen vergi afları ve teşvikler sürerken tabana yayılan bu vergi yükünün açık bir gasp olduğunu savunan Bahçe, “Ulaştırma ve temel yakıtlar üzerine yüklenmiş abartılı dolaylı vergiler çok açıktır ki emekçilerin kamu bütçesinin yükünü yüklenmelerine yol açıyor. Kamu bütçesinden sermayeye çekilen kıyaklarla birlikte düşünüldüğünde bu, emekçilerin sermayeye kaynak aktarmak için haraç ödemeleri anlamına geliyor” diyor.
Peki, sermaye düzeninin yarattığı bu tahribattan vergi indirimleri veya reformlarla çıkmak mümkün mü? Prof. Dr. Bahçe'ye göre, mülkiyet ilişkilerine dokunmadan emekçilere ucuz enerji ve ulaşım sağlamak artık imkansız.
Tüm enerji üretim ve dağıtım ağlarının bedelsiz olarak kamulaştırılmasının ertelenemez bir zorunluluk olduğunun altını çizen Bahçe, bu talebin "ütopik" olduğu yönündeki eleştirilere ise şu yanıtı veriyor:
Bu talep gelirin ve servetin emekçiler lehine yeniden dağıtılmasını amaçlayan bir genel programın olmazsa olmaz bileşenidir. Emekçilere ucuz enerji ve ucuz ulaştırmayı mülkiyet ilişkilerine dokunmadan, basit reformlarla sağlamak artık mümkün değildir. Enerji üretim ve dağıtım ağlarının kamusallaştırılmaları bunları sağlamanın olası tek yoludur. Üstelik bu daha önce, kapitalist dünyanın başka coğrafyalarında uygulandı, neden Türkiye'de de uygulanmasın?
Tarımdan sanayiye uzanan maliyet tsunamisi
Öte yandan akaryakıt zamları sadece pompadaki etiketle sınırlı değil. İktisatçı Prof. Dr. Oğuz Oyan bunun, tarımdan sanayiye uzanan bir "maliyet tsunamisine" dönüşeceği uyarısında bulunuyor.
Akaryakıtın pompadaki bir nihai üründen ziyade, tarım ve sanayi zincirini ayakta tutan temel bir ara malı olduğuna dikkat çeken Oyan mazot, gübre ve zirai ilaç maliyetlerindeki artışın üretime büyük bir darbe indireceğini vurguladı.
Türkiye'de tarımsal desteklerin yasal zorunlulukların bile gerisinde kaldığını ve çiftçinin banka kredileriyle borç sarmalına itildiğini hatırlatan Oyan, yaklaşan krizin faturasını şu sözlerle özetledi:
Şimdi bu yeni maliyet dalgasıyla çiftçinin/köylünün durumu daha da perişan olacaktır. Bu da doğrudan doğruya tüketiciye yansıyacaktır. Ne çiftçi kazanacak ne de tüketici tüketim düzeyini koruyabilecektir.
Bu enkazdan çıkış için Oyan'ın sunduğu acil program ise iki ayaklı:
- Tarımsal destekler bugünkü düzeyinin 8-10 katına çıkarılmalı, üreticinin kullandığı mazot ve gübre gibi temel girdiler üzerindeki ÖTV ve KDV sıfırlanmalı.
- Çiftçiler, iktidarın "arka bahçesine" dönüşen Türkiye Ziraat Odaları'nı acilen bu konumdan çıkararak kendi öz örgütlülüklerine sahip çıkmalı.
Petrokimya zincirleme etki yaratıyor
Krizin bir diğer yapısal boyutu ise petrokimya endüstrisi.
Plastikten ilaca, ambalajdan tekstile kadar sanayinin temel girdisi olan petrokimyada, özelleştirmelerin yarattığı yıkım bugün doğrudan dışa bağımlılık ve yüksek maliyet olarak halka dönüyor.
Oyan, “Özelleştirilmiş olan Petkim’in genişleme yatırımlarına bel bağlanamaz” diyerek, serbest piyasa hülyasının çöktüğünü vurguluyor. Petkim’in devletleştirilmesi ve yeni Petkimlerin devlet eliyle kurulması ise Oyan’ın işaret ettiği reçete.
Enerji sektörünün kâr odaklı piyasa dinamiklerine terk edilmesinin yarattığı yıkıma karşı tek çözümün “merkezi planlama” ve “kamucu model” olduğunu vurgulayan Oyan'a göre, bugünkü ağır dışa bağımlılığın ve emekçileri ezen fiyat şoklarının temelinde siyasi iktidarın bu sistemsel tercihi yatıyor.
Merkezine sermayeyi ve onun çıkarlarını değil de emeğin toplumsal çıkarlarını koyan bir kamucu politika anlayışı, her türlü şoka karşı her zaman çözüm üretebilecek bir örgütlenme düzeyini temsil edebilecektir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.