Sayfa yolu
Adnan Oktar davasında son gelişmeler: 'Yargıdaki ve devlet içindeki güçlerin savaşı'
Yavuz Karamahmutoğlu
Yayın Tarihi: 31.03.2022 , 11:02 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, eksik kovuşturmayla hatalı değerlendirme sonucu hüküm kurulması sebebiyle yerel mahkemenin kararını usulden bozdu. Bozma kararıyla birlikte toplam 68 tutuklu sanığın tutuklulukta geçirdikleri süreyi göz önünde bulundurarak bu sanıkların tahliyesine karar verdi.
Bundan sonra 68 sanığın tahliye edilmesi kararına başsavcılık itiraz etti. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, sanıkların derhal tutuklanmalarını gerektirir bir değişiklik bulunmadığını kaydederek tutuklama talebini reddetti.
Başsavcılık ikinci kez itiraz etti. Dosya bir üst daire olan İstinaf 2. Ceza Dairesi'ne gönderildi. İtirazı değerlendiren daire 7 sanığın tahliyesine yönelik itirazı reddederken 61 sanık hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkardı.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi'nin haklarında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkardığı 61 sanıktan 50'si gözaltına alındı. 11 kişinin yakalanması için çalışmaların devam ettiği belirtiliyor.
Söz konusu davayla ilgili gazeteci Hakan Erol, dosyayı kapsamlı incelediği bir kitap yayımlamıştı. Son gelişmeleri, dosyada neler olup bittiğini, anaakım medyanın başlangıç sesliğini Erol'la konuştuk.
'Yargıdaki ve devlet içindeki birtakım güçlerin savaşını gün yüzüne çıkarıyor'
Herkesin merak ettiği soruyla başlayalım, Adnan Oktar dosyasında neler oluyor sence? Dosyada böyle bir hareketliliğin olması, önce serbest kalmaları, sonra yeniden tutuklama, sonra tekrar operasyon, bir yerlerde yeniden bir kapışma mı söz konusu?
Evet, Oktar dosyasında tüm bu yaşananlar, yargıdaki ve devlet içindeki birtakım güçlerin savaşını gün yüzüne çıkarıyor.
Turnike kitabımın 3. bölümü “Kritik Mesajlar, Kilit Bağlantılar ve Fişleme” adını taşıyordu. Aslında bu bölüm, bugünlerin geleceğinin de habercisiydi ve bu kaçınılmazdı. Zira, Oktar cemaatinin hukuk ayağı ve siyasi ayağı o kadar güçlüydü ki, bir yerlerde bu dava sürecine öyle ya da böyle müdahale edilecekti. Devreye giren faktörler, ne yazık ki, davanın kaderiyle oynama gücüne sahip.
Üstelik İstinaf mahkemesinin bu kararı basit bir “tesadüf” de değil. Ufak bir denklem yapacak olursak, Süleyman Soylu ile arasındaki kavgayla bilinen Abdulhamit Gül’ün istifası, İsrail Cumhurbaşkanı Hertzog’un Türkiye ziyareti ve bunun yanına Oktarcıların yıllar boyu hukuk alanına dair özel çalışmalar yaptığını da ekleyince parçalar birleşiyor aslında…
İstinaf mahkemesinin kararının, Oktarcıların istediği gibi yazılması da “başka bir tesadüf” diyemeyiz. Kararı veren başkanın, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi eski Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu ile bir kitabı bulunuyor. Hadi Salihoğlu kimdi peki? Koruması, Oktar davasının sanıkları arasındaydı. Ve Hadi Salihoğlu, işte bu koruma memuru olayından sonra emekliliğe ayrılmıştı. Oktarcıların, Hadi Salihoğlu ile ilgili tuttukları notlar arasında ise, “Eğer bir şey olursa bana gelin dedi ve size de ‘Kardeşime selam söyleyin’ şeklinde hitabı oldu” sözlerinin yer aldığını hatırlatmakta fayda var. Hadi Salihoğlu ile ilgili konu kitapta uzun uzun olduğu için fazla uzatmayacağım. Ama böylesine bir isimle birlikte kitabı bulunan ismin de altında imzası olunan karar elbette ki tartışmaya açıktır.
Son olarak, 2018 yılında Oktarcılara yapılan operasyonda çok kritik belgeler ele geçirilmişti. Bu belge ve notlarda; yargıçlara, savcılara ve İstinaf üyelerine yönelik özel çalışmalarının olduğu görülüyordu. Soru basit: Kendilerine “arkadaş grubu” diyen bir yapılanmanın, hukuk insanlarıyla bu denli içli dışlı olması ve onlar hakkında notlar tutmasını, hatta adlı adınca "fişlemesini" nereye oturtacağız? Kısacası, soru kadar cevap da basit…
'Görmezden geldi ya da çok düz şekilde verdi'
Dikkatimi çeken unsurlardan biri de ana akım medyanın Adnan Oktar dosyasında yaşanan bu gelişmeleri yansıtmıyor olması… Senin değerlendirmen ne olur?
Oktar ile ilgili karar çıktığında ana akım medya ve yandaş medya ya bu tahliye haberlerini görmezden geldi ya da çok düz bir şekilde haberi vererek bir nevi yorumsuz geçiştirdi.
Peki neden?
En başta, yargıdaki kavgadan bahsetmiştik ya, tam da buraya oturuyor… Aslında herkes konumuna baktı bu süre zarfında. Kimler neye kılıç çekmişti, bu tartıldı. Sonra kamuoyunda büyük tepkilerle birlikte, tepedeki dengeler de değişti ve yargı kararı tersine döndü. Tek tek Oktarcılar toplanmaya başladı. Ana akım medya ve hükümet medyası ondan sonra bu davaya başka gözle bakar oldu. Bugün de gazete manşetlerinde küçük sütunlarla bu konudaki haberlere yer ayırıyorlar. Bir nevi yukarıya göre pozisyon alıyorlar. Ancak ana akım medyanın, yukarıdaki güçlerden bağımsız şekilde söylüyorum, bu davayı öyle ya da böyle bir şekilde görmesinin yine de çok önemli olduğunu düşünüyorum, en azından bu aşamada...
'Muhalif partilerin de pirüpak olduğunu söyleyemeyiz'
Turnike kitabında binlerce sayfa belgeyi taradın, önemli verileri kamuoyuyla paylaştın, Adnan Oktar Cemaati, AKP eliyle de çok kuvvetlendiği aşikar ve sandığımızdan daha da fazlası… Ve muhalefetin bu konudaki sessizliği de dikkat çekici. Nedeni nedir sence?
Oktarcıları AKP’nin büyüttüğü ve güçlendirdiği aşikar, ancak burada diğer muhalif partilerin de pirüpak olduğunu söyleyemeyiz. Her konuda tweet atan muhalif vekillerden birinden bile bu konuda bir paylaşım gördünüz mü? Ben görmedim!
4 yıl önce, operasyon günü, Oktarcıların Süleyman Soylu’ya ulaşmaya çalışarak, “bizi kurtarın” mesajı vermeye çalıştığını ilk kez Turnike kitabında okumuştunuz. Ancak, bu kitabı sadece Oktarcıların siyasilerle ilişkisi üzerine kurmuş olsaydım, bu konu bile tek başına yüzlerce sayfa kitap olabilirdi. Siyasilerle öyle iç içe ki bu cemaat, öyle çok yazışma, fotoğraf, belge ve not var ki…
Oktarcıların, AKP ve CHP içinde “kulis” yapmasıyla ya da oraya “sızmaya” çalışmasıyla bilinen örgüt üyeleri bulunuyordu. Bunu, örgütün itirafçıları da ifadelerinde tek tek anlatıyor üstelik. Bunda Oktarcıların "başarılı" olduğunu düşünmek için bu konuda çok da uzman olmaya gerek olmadığını düşünüyorum.
Geçmiş yıllardan birkaç örnek vereyim…
Oktarcılar, Adnan Oktar için tuttukları notların birinde, 2014 yerel seçimlerinde CHP’nin Beyoğlu belediye başkan adayı olan Aylin Kotil için, “Çok yakın arkadaşlarınızdan biriydi, sık sık Ortaköy’deki evinize ziyarete gelirdi” diyordu.
Veya daha kritik bir olaydan bahsedeyim: 2012 yılında, dönemin İsrail maliye Bakan Yardımcısı haham Yitzhak Cohen, Oktar’a çok önemli bir e-posta yazıyordu. Bu e-postada, Oktar’ın düzenlediği, AKP ile CHP’nin temsilcileriyle İsrailli yetkililerin buluştuğu toplantı için Oktar’a teşekkür ediliyor, Oktar’dan da “saygıdeğer” diye bahsediliyordu. Yani, İsrailli birtakım yetkilileri iktidar ve ana muhalefetle Oktarcılar buluşturuyordu. Acaba hangi sıfatla ve nasıl?
Ya da bizzat Oktar’ın ağzından, Deniz Baykal için söylediklerine örnek vereyim:
"Deniz Baykal milletimizin çok değerli bir evladı. CHP'nin yıldızıdır. Allah yolunu uzun etsin. Herkesin güvendiği bir insandır. Sağcısı solcusu herkes güvenir. Ancak terörist komünistler, Allahsız, kitapsız, azgın katiller pek hoşlanmazlar Deniz Baykal'dan."
Bunun gibi sayısız örnek var… Amacım AKP’yi aklamak değil, aksine AKP’yi zaten en başa yerleştirdik, kitapta da bununla ilgili birçok konu var. Ancak bugün sessizliğe bürünen, adeta Oktar davası yabancı bir ülke meselesi gibi davranan muhalefet de günahsız değil. Ve bu sessizliğinin altında yatan sebepler var. Geçen gün, bu cemaatin en çok uğraştığı gazeteci isimlerin başında gelen sevgili Mine Kırıkkanat konuşmasında muhalefet için “Adnan Oktar meselesine girmeye korkuyorlar” demişti. Kırıkkanat çok haklı, ben ufak bir katkı yapayım bu söze: Korkuyorlar, çünkü bu çamura onlar da batmış durumdalar…
'Adeta Türkiye uçurumun kenarından döndü'
Peki, Adnan Oktar dosyası nereye gidiyor, bu konuda yorumun neler olur?
Oktar dosyasında işler şu an Oktarcıların tersine dönmüş olsa da yarın ne olacağı belli değil. Bugünden bakarak, dava şöyle sonuçlanır diyebilmek çok zor, hele Türkiye gibi bir ülkede bu imkansız.
Zamanla yukarıdaki tepişme ve alttaki kamuoyu tepkisi belirleyici olacak denilebilir. Sosyal medyada çok büyük tepkiler oluştu mesela tahliye kararlarına. Bu, böyle kritik davalar için çok önem teşkil ediyor. Malum, "sosyal medya yargısı" diye bir şey çıktı son yıllarda ortaya. Önemi küçümsenemez...
Yarın bir gün bu davada yine hukuk skandalları çıkabilir, bu kapı her zaman açık maalesef, ancak yurttaşların her zaman bu karanlığı kabul etmemesi ve tepki göstermesi çok önemli.
Ve, İstinaf kararının dönmesi, HSK’nın da dün bu kararı verenler hakkında soruşturma başlatması ayrıca bu dosyada sevindirici konu! Adeta Türkiye uçurumun kenarından döndü desek yeridir...
'3 davayı mahkeme reddetti'
Son olarak Oktarcılarla davalıktın, davada bir gelişme var mı?
Oktarcılar, şimdiye kadar Turnike kitabıma 5 adet manevi tazminat davası açtılar. Hiçbir suç unsuru olmayan, tamamı belgelere dayanan kitaba, üstelik bunu kendileri de bildiği halde dava açıyorlar. Yargının ağır iş yüküne yük katmaktan başka bir şeye yaramıyor bu. Manevi tazminat davaların 3 tanesinin mahkeme reddetti. Kitabın hiçbir suç unsuru barındırmadığına ve “basın özgürlüğü” kapsamında olduğuna karar verdiler. Oktarcıların tüm manipülasyonlarına rağmen hala bu ülkede onurlu savcıların olduğunu bilmek sevindirici. Şimdi yeni, 1 ay önce açtıkları 2 dava daha var. Oktarcılar yargıyı değil de, beni bu şekilde yıldırmaya çalışıyorlarsa da kötü bir haberim var; yazdıklarımın noktasına-virgülüne kadar arkasındayım ve insanı haklı olduğu bir davadan alıkoyacak hiçbir güç yok…
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
