Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

ABD’nin laboratuvar sicili yeni değil: İnsanlar, mahpuslar, mahsuller deney alanına çevrildi

ABD’nin 30’u aşkın ülkedeki biyoloji laboratuvarı ağının ifşası, emperyalizmin eski alışkanlığının bugünkü halkası. Washington’ın Guatemala’dan Vietnam’a, Panama’dan Küba’ya uzanan tarihi, halkların bedenini, sağlığını, toprağını ve geleceğini deney malzemesi yaptığını ortaya koyuyor.

Can Kuyumcuoğlu

Yayın Tarihi: 14.06.2026 , 15:52 Güncelleme Tarihi: 14.06.2026 , 16:05

Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.


ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü’nden istifa eden Tulsi Gabbard’ın, Washington’ın 30’u aşkın ülkede 120’den fazla biyoloji laboratuvarını uzun süredir finanse ettiğini açıklaması, ABD emperyalizminin karanlık sicilini bir kez daha gündeme getirdi.

Önceki gün aktardığımız üzere Gabbard, ODNI’nin resmi internet sitesinden yaptığı açıklamada, ABD hükümetinin dünya genelindeki biyoloji laboratuvarı ağının varlığının, yerlerinin ve finansmanının yıllarca “örtbas edildiğini” söyledi. Gabbard, bu laboratuvarların bazılarında tehlikeli ve son derece bulaşıcı patojenlerle, kimi durumlarda da “fonksiyon kazanımı” araştırmalarıyla çalışmalar yürütüldüğünü belirtti. ODNI açıklamasında da ABD hükümetinin 30’dan fazla ülkede 120’den fazla biyoloji laboratuvarını finanse ettiği ifade edildi.

Gabbard’ın açıklamaları, Washington’ın başka ülkeleri, halkları ve kurumları kendi askeri, istihbari ve biyolojik programlarının uzantısına çevirdiği gerçeğini yeniden görünür kıldı. Ancak bu tablo yeni değil. ABD’nin tarihinde insan bedenini, siyasi mahpusları, sömürge ve yarı-sömürge coğrafyaları, tarım alanlarını ve ekosistemleri deney sahasına dönüştüren çok sayıda örnek bulunuyor.

12 Eylül cezaevlerinde devrimcilere yönelik deney iddiaları

Bu sicilin Türkiye ayağı 12 Eylül karanlığına kadar uzanıyor. Darbe sonrasında devrimci mahpuslara yönelik işkence, tecrit ve zorla “ıslah” politikalarının yanında, siyasi tutuklular üzerinde psikiyatrik deneyler yapıldığına ilişkin tanıklıklar yıllar sonra yeniden gündeme geldi.

12 Eylül tutsaklarından İbrahim Aydın, bundan iki sene önce hücrelere götürülüp getirildikleri dönemlerde mahpuslara ne olduğu açıklanmayan iğneler yapıldığını anlatmıştı. HZİ Nöropsikiyatri Vakfı çevresinde yürütüldüğü belirtilen uygulamalarda, siyasi mahpusların rızaları dışında psikiyatrik testlere ve ilaç denemelerine maruz bırakıldığı iddia edildi.

Mamak Askeri Cezaevi’nde tutulan Recep Küçükizsiz de daha sonra yaptığı açıklamalarda cezaevinde psikiyatrik testlere maruz bırakıldığını, bu uygulamaların yalnızca Mamak’la sınırlı kalmadığını söylemişti. Böylece 12 Eylül rejiminin işkence düzeni, yalnızca kaba fiziksel şiddetle değil, mahpusların iradesini kırmaya dönük psikiyatrik ve farmakolojik müdahalelerle de anılır hale geldi.

12 Eylül döneminde Mamak Cezaevi

Guatemala’da mahpuslara, askerlere ve hastalara frengi bulaştırıldı

ABD’nin insan deneyleri tarihindeki en karanlık sayfalardan biri Guatemala’da açılmıştı. 1946-1948 yılları arasında ABD Kamu Sağlığı Servisi tarafından yürütülen deneylerde mahpuslar, askerler ve akıl hastanesindeki hastalar frengi, belsoğukluğu ve şankroid gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklarla kasıtlı olarak enfekte edilmişti.

Deneyler, katılımcıların bilgilendirilmiş onamı alınmadan ve çoğu zaman aldatma yoluyla yürütüldü. Konuya ilişkin akademik çalışmalarda, Guatemala deneyleri ABD tıp tarihinin en ağır etik ihlallerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Bu olay, Washington’ın “bilimsel araştırma” adı altında başka ülkelerin yoksullarını, mahpuslarını ve hastalarını insanlık dışı deneylerin nesnesi haline getirdiğinin açık örneklerinden biri oldu.

Guatemala frengi deneylerinde psikiyatri hastanesindeki kadın hastalar

MKUltra’nın Kanada ayağı: CIA destekli ‘zihin kontrolü’ deneyleri

ABD’nin istihbarat aygıtı CIA’nin en bilinen karanlık programlarından biri MKUltra oldu. Soğuk Savaş döneminde “zihin kontrolü” ve davranış değiştirme yöntemleri geliştirmek amacıyla yürütülen programın Kanada ayağı, Montreal’deki Allan Memorial Enstitüsü'nde ortaya çıktı.

Psikiyatr Donald Ewen Cameron tarafından yürütülen deneylerde hastalara yoğun elektroşok, ilaçla uyutma, duyusal yoksunluk ve tekrar eden ses kayıtlarıyla “psikolojik çözme” yöntemleri uygulandı. Akademik kaynaklara göre bu deneyler CIA’nin MKUltra programının parçasıydı ve Allan Memorial Enstitüsü'ndeki çalışmalar 1950’lerin sonu ile 1960’ların başında yürütüldü.

CIA’nin kendi belgelerinde de Cameron’ın çalışmalarında LSD ve benzeri maddelerin, yoğun tekrara dayalı ses kayıtlarının, duyusal izolasyonun ve günlerce süren uyutma uygulamalarının kullanıldığı görülüyor. Belgelerde hastaların bu deneylerden haberdar olup olmadığına ilişkin açık bir kayıt bulunmadığı da belirtiliyor.

Allan Memorial Enstitüsü binası

Panama’da kimyasal silah testleri: San José Adası laboratuvara çevrildi

ABD’nin deney sahasına çevirdiği yerlerden biri de Panama’daki San José Adası oldu. İkinci Dünya Savaşı döneminde ve sonrasında yürütülen “San José Projesi” kapsamında ada, kimyasal savaş denemeleri için kullanıldı.

Hardal gazı, fosgen ve başka kimyasal mühimmatların tropikal orman koşullarındaki etkisini ölçmek amacıyla yapılan testlerde çok sayıda kimyasal mühimmat kullanıldı. Çalışmalara göre ABD, Britanya ve Kanada’nın da dahil olduğu bu programda San José Adası, kimyasal savaşın laboratuvarına dönüştürüldü.

ABD, Panama’da bıraktığı eski kimyasal silahları 2017'de imha etmişti.

Okinawa’da mahsul yok etme silahları denendi

ABD’nin biyolojik ve kimyasal savaş programları tarım alanlarını da hedef aldı. Pasifik’teki Okinawa’da, ABD ordusunun 1960’ların başında pirinç mahsullerine zarar verebilecek biyolojik silah denemeleri yaptığı ortaya çıktı.

ABD askeri belgelerinde, bu denemelerin yalnızca Okinawa’yla sınırlı olmadığı; ABD ana karası ve Tayvan’da da benzer çalışmalar yürütüldüğü ortaya konuluyordu. Hedefte ise Çin ve Güneydoğu Asya’daki tarımsal üretim alanlarının bulunuyordu.

Bu çizgi, daha sonra Vietnam’da çok daha büyük bir yıkım olarak sahneye çıktı.

ABD'li bir deniz piyadesi, Okinawa’nın başkenti Naha’nın harabelerine bakıyor.

Vietnam’da 'Agent Orange': Kimyasal savaşın kitlesel sonucu

ABD, Vietnam Savaşı sırasında “Operation Ranch Hand” (Çiftlik Eli Operasyonu) kapsamında orman örtüsünü yok etmek, gerilla güçlerinin saklanma ve beslenme imkanlarını ortadan kaldırmak için milyonlarca galon herbisit kullandı.

ABD Gaziler Bakanlığı’nın verilerine göre ABD ordusu, 1962-1971 yılları arasında Vietnam’da 19 milyon galondan fazla “gökkuşağı herbisitleri” püskürttü. Bunların en bilineni "Agent Orange" adlı yaprak dökücü kimyasal oldu. Resmi gerekçe “orman örtüsünü temizlemek” olarak sunulsa da bu uygulama Vietnam’da kuşaklar boyunca süren sağlık sorunlarına, kanser vakalarına, doğum anomalilerine ve ekolojik yıkıma yol açtı.

Vietnam’da Çiftlik Eli Operasyonu sırasında ABD uçaklarının ormana herbisit püskürttüğü arşiv fotoğrafı.

Küba’ya karşı sabotaj, zehirleme ve biyolojik saldırı planları

ABD’nin Küba’ya dönük operasyonları da aynı mantığın parçasıydı. Devrimden sonra Washington, Küba’yı yalnızca ambargo, işgal girişimi ve diplomatik kuşatmayla değil, gizli operasyonlar ve sabotaj planlarıyla da hedef aldı.

CIA’nin Mongoose Operasyonu kapsamında Fidel Castro’ya suikast, ekonomik sabotaj, zehirleme ve biyolojik saldırı fikirleri üzerinde çalıştığı biliniyor. Son yıllarda yeniden gündeme gelen belgeler ve haberlerde, zehirli purodan enfekte dalış kıyafetine, sabotaj girişimlerinden biyolojik saldırı planlarına kadar çok sayıda yöntem üzerinde durulduğu belgelenmişti.

Kübalı askerler, başarısız ‘Domuzlar Körfezi’ çıkarmasını püskürttükten sonra Playa de Girón’da poz veriyor.

Emperyalizmin laboratuvarı: İnsan, toprak, tarım, hastalık

Guatemala’da yoksullar ve mahpuslar, Kanada’da psikiyatri hastaları, Türkiye’de 12 Eylül tutsakları, Panama’da ada ekosistemi, Okinawa’da pirinç tarlaları, Vietnam’da ormanlar ve köyler, Küba’da ise devrimci bir ülkenin halk sağlığı ve ekonomisi hedef alındı.

Bu başlıklardaki ortak nokta değişmedi. ABD emperyalizmi, kendi askeri ve siyasi çıkarları uğruna insan bedenini, halk sağlığını, toprağı ve doğayı deney malzemesi olarak gördü.

Bugün 30’u aşkın ülkedeki 120’den fazla biyoloji laboratuvarının varlığının bizzat eski ABD istihbarat şefi tarafından açıklanması, bu tarihin kapanmadığını gösteriyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.