Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

ABD’nin bir dönem siyaseti yeniden moda mı oluyor? İzolasyonizm, içe kapanma veya yalnızcılık

Daha başa geleli bir ay olmadan baş döndürücü kararlara imza atan ABD Başkanı Donald Trump’ın yeni dönemde uyguladığı siyaset dünya çapında etkilere yol açacağa benziyor. Bu yeni adımlar ABD’nin bir dönem izlediği izolasyoncu siyaseti hatırlara getirse de arada bariz farklar da mevcut.

Ogün Eratalay

Yayın Tarihi: 22.02.2025 , 00:15 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Kasım seçimlerinde ABD Başkanı seçilen Donald Trump beklendiği şekilde 20 Ocak 2025 tarihinde göreve hızlı başladı. Göreve getirdiği kişiler, yaptığı atamalar, kapattığı USAID gibi kurumlar gündem olmaya devam ediyor. Yalnız sıra seçim vaadinde kısa sürede çözeceğini ilan ettiği Ukrayna-Rusya Savaşı’na gelince yapılan analizlerin tonu değişti. Üçüncü yılına giren savaşta emperyalizmin tereddütsüz desteğini almış olan Ukrayna lideri Zelenskiy, ABD-Rusya görüşmelerine davet edilmedi. Dahası ABD tarafından hibe edilen kaynaklara karşılık Ukrayna’nın sahip olduğu nadir elementleri ABD’li şirketlere vermesi konusunu reddedince hiç beklemediği şekilde seçimlerden kaçan “diktatör” ilan edildi. Bunun dışında Trump, görüşmelere Avrupa Birliği üyelerini de davet etmeyerek NATO’nun Batı Avrupalı müttefiklerinin de tepkisini çekmeyi başardı. ABD’nin Avrupa’daki bazı üsleri kapatacağı söylentilerinin dolaşmaya başlaması ise gecikmedi. Bütün bu gelişmeler, ABD’nin bir dönem izlediği “izolasyon” siyasetini getirdi akıllara.

Nedir bu izolasyonizm?

İzolasyonizm, özü itibariyle içe kapanma veya yalnızcılık olarak da nitelenen bir dış siyaset terimi. Siyasi alanda izlenen bu felsefeye göre ilgili ülke diğer ülkelerin izlediği dış siyasete katılmayı reddederken, özellikle savaşlara dahil olmamaya çalışır. Tarafsızlığını korurken, askeri veya ticari hiçbir ittifaka, anlaşmaya bağlı kalmamaya gayret eder.

ad
Amerikan Devrimi sırasında 13 koloni

ABD tarihindeki yeri

Amerikan Devrimi, 1775-1783 arasında devam etmiş, 13 koloninin İngiltere Krallığına karşı bağımsızlığını kazanmasıyla sonuçlanmıştı. Başta George Washington olmak üzere ortaya çıkan yeni rejimin liderleri, bağımsızlığın kazanılmasının ardından patlak veren ve o dönem Avrupa’yı kasıp kavuran Napolyon Savaşlarında tarafsız kalarak ülkelerini korumaya çalışmıştı. Bunun ötesinde Amerikalı liderler, ülkenin başlı başına ayrı bir kıtada bulunmasının da verdiği rahatlıkla bağımsızlığını koruyacak şekilde adım atarak uluslararası anlaşmalardan, konferanslardan bile uzak durmuştu.

Monroe doktrini

Bu bağlamda ABD’nin beşinci başkanı James Monroe kendi adıyla tanınacak olan doktrini 1823 tarihinde ilan etti. Buna göre dünya Eski Dünya ve Yeni Dünya olarak iki ayrı bölgeye ayrılıyordu. Bu dönemde Latin Amerika ülkelerinin İspanyol boyunduruğunu attığı ve ardı ardında bağımsızlıklarını ilan ettiği hatırlanacaktır. Monroe, ilan ettiği doktrin esasına göre Avrupalı güçlerin Kuzey veya Güney Amerika bölgesine müdahale etmesine karşı olduğunu belirtirken, olası bir müdahalenin ABD’nin güvenliğine karşı olduğunu ilan etmekteydi. Öte yandan ABD’li lider ülkesinin de Avrupa siyasetine müdahil olmayacağının teminatını veriyordu. ABD’nin o dönemde bu doktrini zorla uygulatacağı bir açık deniz donanması bulunmamasına rağmen, İngiltere kendi sömürge imparatorluğunun selameti uyarınca bu doktrine olabildiğince uydu. Doktrin farklı isimler altında çeşitli ABD Başkanları tarafından da uygulandı.

bbf
1907 yılında yola çıkan filo, en önde USS Kansas

Amerikan emperyalizmi palazlanıyor

Endüstri devrimini esas alan kapitalist sanayiye dayalı Kuzey eyaletleriyle köle ekonomisine dayalı tarımsal üretim ağırlıklı kapitalist Güney eyaletleri arasındaki Amerikan İç Savaşı’nın Kuzey lehine sonuçlanmasıyla beraber Amerikan kapitalizmi o dönemde sadece sahil bölgelerinden oluşan ülkenin kıtanın içlerine doğru genişletilmesine hız verdi. Yerli halkların geleneksel topraklarını zorla ele geçiren kapitalistler yüzyılın sonlarına doğru gözlerini yavaş yavaş sınır dışına çeviriyordu. Bu dönemde İspanya’ya karşı bağımsızlık savaşı veren Küba’nın fiilen işgal edilmesi, Panama’nın bir “ayaklanmayla” Kolombiya’dan koparılması, Filipinlerin sömürgeleştirilmesi, Hawaii ve Porto Riko gibi toprakların ilhak edilmesi yaşandı. Başkan Teddy Roosevelt iktidarında artık ABD küresel ölçekte emperyal bir role hazır olduğunu dosta düşmana ilan etme peşindeydi. Bu amaçla 1907-1909 yılları arasında Büyük Beyaz Filo projesi başlatılır. Buna göre dört filodan oluşan yeni Amerikan donanması dünyayı dolaşmış ve ABD’nin savaş kabiliyeti tüm ülkelere ilan edilmişti.

İki savaş arası dönem

ABD’nin uzun süre dışında kaldığı ve 1917 Nisan ayında resmen dahil olsa da, cepheye ancak 1918 Ağustosunda girdiği 1. Dünya Savaşı’nın hemen ardından Başkan Woodrow Wilson barış anlaşmalarına dair önerdiği prensiplerle gündeme geldiği hatırlanacaktır. Ancak kendi kamuoyunu kendi sunduğu Milletler Cemiyeti önerisine ikna edemeyecekti. Aslında Wilson’un ölümüyle beraber ABD’nin iki savaş arası dönemde izolasyonist siyaset uyguladığı yazılır. Öte yandan ABD’nin bu dönem izlediği “izolasyonun” sadece resmî anlaşmalar üzerinden olduğunu unutmamak lazım. Büyümekte ve dünyanın en önemli sanayi merkezi durumuna gelmekte olan ABD sanayi, savaşın ardından ortaya çıkan yıkımın ortadan kaldırılması ve askeri alan başta olmak üzere artan talepleri karşılamak için adım atmaya başlamıştır bile. Kapitalizmin plansızlığı ve kâr hırsının ilk örneklerinden birisi de yine bu dönemde ABD’de yaşanır. 1929 Wall Street Krizi olarak bilinen iflas hali, aşırı üretim ve az tüketim nedeniyle piyasalarda başlayan paniğin ülke ekonomisini etkileyecek boyuta yükselmesidir. Ülke içindeki krizi ancak sosyal devlet siyasetiyle aşabilen Franklin Delano Roosevelt bu dönemde Avrupa’da ve Pasifik’te yükselmekte olan faşizme karşı bir söylem geliştirmez. Öte yandan az önce belirtildiği gibi Amerikalı sermaye grupları Avrupa’daki Nazi Almanyasıyla, Mussolini İtalyasıyla çok yakın bağlara sahiptir.

Nazilerle işbirliği yapan ABD sermayesi

Resmî olarak ABD’nin izolasyonist siyaset yürüttüğü iddia edilen 2. Dünya Savaşı öncesi dönemde Almanya’da Nazi iktidarı ile işbirliği yapan pek çok tanıdık şirket vardır. Ford, Coca-Cola, IBM, General Motors, IT&T, Eastman Kodak, Standard Oil, Singer, Gillette, Kraft, Westinghouse, United Fruit Company, Universal Pictures bunlardan sadece birkaçı. ABD’nin 2. Dünya Savaşına ancak Aralık 1941’deki Pearl Harbor Baskınından sonra dahil olduğunu hatırlatalım.

Trump yeniden izolasyonist bir siyaset mi izleyecek?

Görüldüğü gibi emperyalist bir ülke olarak sahneye çıkmasının ardından ABD, tarihte izolasyonist bir yaklaşım içinde olsa da kapitalist mekanizmalar eliyle hiçbir zaman kelimenin tam anlamıyla “yalnızlaşmış” değil. Günümüzde de ülke ekonomisini güçlendirirken ülkesinin temel emperyalist sorun gündemlerini çözmeye kalkışan Trump yönetiminin hangi adımları atacağı henüz kesin değil. Bazı üslerin boşaltılacağı, bazı bölgelerden asker çekileceği gibi dikkat çekici açıklamaların arka planına bakıldığında Amerikan sermayesi ve dünyanın jandarması konumdaki ABD Silahlı Kuvvetleri bu kazanımlardan vazgeçmeyecektir. Hele NATO bünyesinde kurulan silah şirketleri ağları, uluslararası askeri istihbarat şebekeleri ve ortak silahlı kuvvetler güçlerinin geldiği ileri seviye işbirliği düşünüldüğünde… 
 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.