Sayfa yolu
ABD'li komünistler anlatıyor: Charlie Kirk cinayeti, sola karşı saldırının kılıfını mı hazırladı?
Yayın Tarihi: 06.10.2025 , 00:51
ABD'nin ırkçı sosyal medya fenomenlerinden Charlie Kirk'e yönelik suikast sonrası Trump yönetimi sola savaş ilan etmiş durumda. ABD'deki Sosyalizm ve Kurtuluş Partisi de bu saldırılardan ve baskıdan nasibini alanlar arasında.
Partinin kurucu Merkez Komite üyesi Brian Becker, "Sosyalizm ve Kurtuluş Partisi (PSL), bugün ABD’de en hızlı büyüyen marksist-leninist örgüt konumunda" diyor.
Kendilerini hedef alan saldırıların son iki yıldır arttığını ifade eden ABD'li komünist, "Sağcı medya ise PSL’yi, Charlie Kirk’ün öldürülmesi de dâhil olmak üzere çeşitli siyasi suikastlarla haksız biçimde ilişkilendirmeye çalışıyor. Bunlar, partiyi şeytanlaştırmaya dönük apaçık düzmece girişimlerdir. Ancak bütün baskı çabalarına rağmen PSL güçlü biçimde büyümeye devam ediyor ve ABD toplumunun çeşitli kesimlerinde giderek daha belirgin bir rol oynuyor" diye konuştu.
Becker, ABD'de anti-Amerikancılığın ve kapitalizm karşıtlığının cinayet sonrası suç ilan edildiğine işaret ediyor.
Trump yönetiminin sloganı MAGA'nın arka planını irdeleyen Becker, "MAGA [Make America Great Again—Amerika'yı Yeniden Yüce Kıl], ABD'yi açık beyaz üstünlüğü çağının yeniden üretildiği bir döneme döndürme çağrısı" ifadesini kullandı.
Brian Becker'ın soL Haber'in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
'Anti-Amerikancılık, kapitalizm karşıtlığı suç ilan edildi'
Charlie Kirk suikastinin ardından sola karşı yeni bir saldırı dalgası başlamış görünüyor. Antifa'nın, net bir tanımı da yapılmaksızın, yasadışı ilan edilmesi, son haftalarda atılan adımlardan yalnızca bir tanesi. Kirk suikasti sonrası nasıl bir atmosfer oluşmuş durumda?
Trump yönetimi, sağcı podcast sunucusu Charlie Kirk’e yönelik suikasti bahane ederek, ABD içinde solcu, sosyalist ve hatta liberal örgütlere yönelik baskı politikalarını hızlandırdı. 25 Eylül’de Trump yönetimi, “Yurtiçi Terörizm ve Örgütlü Siyasi Şiddete Karşı Mücadele” başlıklı Ulusal Güvenlik Başkanlık Genelgesi’ni (NSPM-7) yayımladı. Sözde “yurtiçi terör örgütleriyle mücadele” kisvesi altında, Beyaz Saray kendi sağcı siyasal programına karşı çıkan örgütleri sindirmek, faaliyetlerini felce uğratmak ve nihayetinde kapatmak üzere harekete geçmiş durumda.
Bu hamle, ABD’deki yönetim biçimini dönüştürmeye dönük daha kapsamlı bir girişimin parçası. Hükümet aynı zamanda ülkedeki üniversitelere aşırı sağcı siyasal politikaları benimsemelerini ve bu politikalara karşı çıkan öğrencileri bastırmalarını zorunlu kılacak yeni düzenlemeler dayatıyor. Beyaz Saray, bu kurumları denetim altına almak için araştırma fonlarını bir sopa gibi kullanıyor. Üniversiteler, Beyaz Saray’ın siyasi söylem üzerindeki yeni sağcı koşullarını özetleyen “mutabakat metni”ni imzalamayı reddederlerse, federal araştırma fonlarını kaybedip iflas riskiyle karşı karşıya kalacaklar.
Bugün ABD’de “kabul edilebilir” sayılan siyasal söylemin sınırları, söz konusu başkanlık genelgesinde açıkça tarif ediliyor. Genelgede şöyle deniyor: “Bu şiddet eylemlerinin ortak paydaları arasında anti-Amerikancılık, anti-kapitalizm ve anti-Hristiyanlık; ABD hükümetinin devrilmesini destekleme; göç, ırk ve cinsiyet konularında aşırılık; aile, din ve ahlak konularında geleneksel Amerikan değerlerini savunanlara karşı düşmanlık yer almaktadır.” Bu dil kullanılarak, FBI’ın Ortak Terörle Mücadele Görev Gücü’ne sosyalist ve liberal örgütler hakkında soruşturmalar yürütme yetkisi veriliyor.
'PSL ABD’de en hızlı büyüyen marksist-leninist örgüt'
Elbette ABD'de sola saldırı, Kirk suikastiyle tetiklenmedi. Uzun süredir böyle bir zemin oluşmuş durumda ve çeşitli hamleler yapılıyor. PSL'nin bir suikastle ilişkilendirilmesine yönelik provokasyon da bu hamlelerden biri sayılabilir. Biraz daha geniş bir perspektiften, Trump döneminde ABD'de solun üzerindeki baskıyı açabilir misiniz?
Sosyalizm ve Kurtuluş Partisi (PSL), bugün ABD’de en hızlı büyüyen marksist-leninist örgüt konumunda. Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) kadar büyük bir kitleye sahip olmasa da, PSL kadro esasına dayalı, siyasal programı etrafında bütünleşmiş bir örgüt. DSA ise üye olmak isteyen herkesi kabul eden, ideolojik birlikten yoksun bir yapıya sahip. Kitlesel eylemler de dâhil olmak üzere siyasal faaliyet üretme bakımından PSL, ABD solunun açık ara en dinamik gücü.
'Partiyi şeytanlaştırmaya dönük apaçık düzmece girişimler yürütülüyor'
Son iki yıldır PSL hedef alınarak yürütülen koordineli bir saldırı söz konusu. Bu saldırıların kaynağı yalnızca Trump yönetimi değil. ABD egemen sınıfının farklı kesimleri de bu süreçte rol alıyor. Son aylarda kamuoyu önünde yürütülen karalama kampanyası yoğunlaştı. Parti ve bazı yöneticileri, Kongre soruşturmalarının, sağcı ve Siyonist çevrelerin açtığı davaların ve Adalet Bakanlığı’nın hedefi hâline geldi. Sağcı medya ise PSL’yi, Charlie Kirk’ün öldürülmesi de dâhil olmak üzere çeşitli siyasi suikastlarla haksız biçimde ilişkilendirmeye çalışıyor.
Bunlar, partiyi şeytanlaştırmaya dönük apaçık düzmece girişimlerdir. Ancak bütün baskı çabalarına rağmen PSL güçlü biçimde büyümeye devam ediyor ve ABD toplumunun çeşitli kesimlerinde giderek daha belirgin bir rol oynuyor.
'MAGA ABD'yi açık beyaz üstünlüğü çağının yeniden üretildiği bir döneme döndürme çağrısı'
Fakat işleri karıştıran bir karmaşıklık var: Solun ne anlama geldiği... Bu, kıta Avrupası'nda da sık sık tartışma konusu olur, ama ABD'de bu tanımın sınırları iyiden iyiye müphem. Üstelik, son dönemde ABD'deki kimi liberal akımların sol olarak tanıtılması, internet kültürüyle birlikte Türkiye'de bile yeni neslin algılarında yer etmeye başladı. Solun tanımı ve sınırları tartışması ABD'de ne durumda?
ABD’deki aşırı sağcı medya, kasıtlı bir dezenformasyon stratejisi olarak, burjuva liberalizmi ile devrimci sosyalizm arasında neredeyse hiçbir ayrım yapmıyor. Bu ilginç ve politik açıdan dikkatle incelenmesi gereken bir olgu.
ABD’deki burjuva liberal çevreler, sosyalizme, PSL’ye ve diğer sosyalist örgütlere derin bir düşmanlık besliyor. PSL, burjuva liberalizmini ABD emperyalizmi ve tekelci kapitalizmi tahkim eden bir siyasal eğilim olarak görüyor. Aşırı sağın burjuva liberalizmini devrimci sosyalizmle bir tutmasının nedeni, Trump yönetiminin ve burjuvazinin aşırı sağ kesimlerinin temel projesinin, ABD’deki yönetim biçimini kökten değiştirmek olması.
Bu süreci anlamak için tarihe dönmek gerekiyor. ABD, 1955 ile 1970 yılları arasında, Amerikan apartheid sistemine karşı verilen büyük mücadelenin sonucunda bir tür kültürel devrim yaşadı. Siyah halkın öncülüğünde, milyonlarca insan açık ırkçılığı yasallaştıran ayrımcılık sistemine son vermek için ayağa kalktı. Siyah eşitliği ve yurttaşlık hakları uğruna verilen bu mücadele, kadın hakları hareketinin, eşcinsellerin siyasi haklarının, işçi hareketinin ve çevre reformlarının önünü açtı.
Bu dönem, demokratik biçimlerin ve hakların genişlemesini beraberinde getirdi. Her şey tekelci kapitalizm ve emperyalizm koşullarında gerçekleşti; egemen sınıfın iktidarı değişmedi. Ancak yönetim biçimi, demokratik hakların genişlemesiyle birlikte evrildi.
Burjuvazinin aşırı sağ kanadı, ABD’nin küresel hegemonyasındaki görece gerilemenin kısmen bu demokratik genişlemenin sonucu olduğuna inanıyor. Bu yüzden Amerikan toplumundaki burjuva liberal kesimlere ve devrimci sola saldırarak, Sivil Haklar döneminin tüm kazanımlarını geri almak istiyorlar. Trump’ın “Make America Great Again” (MAGA - Amerika’yı Yeniden Büyük Yapalım) sloganı da, ABD’yi bu toplumsal dönüşümden önceki döneme, yani açık beyaz üstünlüğü çağının yeniden üretildiği bir döneme döndürme çağrısı olarak okunmalı.
Bugün işçi sınıfı göçmen ailelere yönelen terör dalgası, siyah yurttaşlık haklarının geri alınmasına dönük çabalar, bu beyaz üstünlükçü geçmişi yeniden inşa etme arzusunun parçası. Trump yönetiminin işçi sınıfına dayattığı kemer sıkma politikaları, kendi seçmen tabanı içinde bile büyük tepki çekiyor. Ancak aşırı sağ, aşırı ırkçı, yabancı düşmanı ve antikomünist propagandayı körükleyerek bu hoşnutsuzluğu başka yöne saptırmayı, dikkat dağıtmayı hedefliyor.
'Filistin'e destek hareketinin öncülüğünü sosyalistler yapıyor'
İşin bir de sağla ilgili boyutu var. Kirk suikastinin ardından, düpedüz ırkçı, faşizan fikirleriyle tanınan Kirk'ün son dönemde İsrail'in kimi taktiklerini sorgular nitelikteki açıklamaları tartışma konusu oldu. İşin spekülasyon boyutu bir yana, görebildiğimiz kadarıyla bu tartışmanın büyümesinde, ABD sağında İsrail'le arasına mesafe koyan kesimin varlığının etkisi olduğu açık. Siyasi yelpazedeki bu çalkantıları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son iki yılda ABD kamuoyunda İsrail–Filistin meselesine dair çok keskin bir dönüşüm yaşandı. Bu dönüşümün başlıca itici gücü, devasa boyutlara ulaşan Filistin’le Dayanışma Hareketi oldu. Hareketin öncülüğünü solcu, radikal, sosyalist, anti-emperyalist çevreler ve ABD’deki Filistin diasporasının genç kuşakları yapıyor.

Hareketin genişliği, İsrail rejiminin Gazze halkına karşı işlediği vahşetin herkes tarafından çıplak gözle görülmesiyle birleşince, en katı Siyonist çevreler dışında toplumun tüm kesimlerinde tutum değişikliğine yol açtı. Özellikle genç Yahudiler, Filistin halkıyla dayanışma hareketinde belirgin bir rol oynuyor.
Amerikan sağının bir bölümünde de İsrail karşıtı eğilimlerde gözle görülür bir artış var. Bunun iki temel nedeni bulunuyor.
Birincisi, aşırı sağın bir kesimi tarihsel olarak antisemitik, yani Yahudi düşmanı bir gelenekten geliyor. İsrail’in sivil halka yönelik barbar saldırıları, bu kesimin Yahudileri toplumsal kötülüğün kaynağı olarak gösteren söylemlerini güçlendiriyor.
İkincisi ise, aynı kesim “America First” (Önce Amerika) hareketinin bir kanadını oluşturuyor. America First hareketi, aslında ABD’yi dış çatışmalardan uzak tutma iddiası altında, İkinci Dünya Savaşı öncesinde gelişti ve ABD'nin Avrupa'daki başka bir savaşa karışmaktan kaçınması gerektiğini savunuyordu. Bu tutum, barış yanlısı olmalarından ziyade, Nazizm ve Almanya'daki Hitler rejimine yönelik örtülü bir destek anlamına geliyordu.
Bu iki eğilim birbiriyle örtüşüyor ve Trump’ı destekleyen aşırı sağ tabanda artan İsrail karşıtlığını besliyor. Tucker Carlson, Steve Bannon, Marjorie Taylor-Greene gibi isimler bu yönelimin en bilinen temsilcileri.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.