Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

ABD üssünden cihatçı gruplara desteğe: Katar’ın nüfuz siyasetinin mimarı öldü

Katar’ı doğalgaz gelirlerine dayanan küçük bir Körfez monarşisinden, ABD üsleri, medya yatırımları ve siyasal İslamcı örgütlerle ilişkileri üzerinden bölgesel bir güç odağına dönüştüren eski Emir Hamid bin Halife El Sani 74 yaşında öldü.

Can Kuyumcuoğlu

Yayın Tarihi: 12.07.2026 , 13:44

Katar’ın eski Emiri Şeyh Hamid bin Halife El Sani 74 yaşında hayatını kaybetti.

Katar Emirlik Divanı tarafından bugün yapılan açıklamada Hamid bin Halife’nin ölüm nedeni hakkında bilgi verilmedi. Katar’ı 1995-2013 yılları arasında yöneten Hamid bin Halife, 2013 yılında iktidarı oğlu Temim bin Hamid El Sani’ye bırakmıştı.

Hamid bin Halife, 1995 yılında babası Halife bin Hamid El Sani’yi kansız bir saray darbesiyle devirerek iktidara gelmişti. Görevde kaldığı 18 yıl boyunca Katar’ın doğalgaz gelirlerini uluslararası yatırımlara, medya gücüne ve bölgesel müdahalelere aktaran siyasetin temellerini attı.

ABD’nin askerî üssü, bölgenin ‘arabulucusu’

Hamid bin Halife döneminde Katar, bir yandan ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük askeri merkezlerinden El Udeyd Hava Üssü’ne ev sahipliği yaparken, diğer yandan Washington’ın doğrudan temas kurmak istemediği örgütlerle ilişki geliştiren bir "arabuluculuk" merkezi haline geldi.

Katar yönetimi, ABD’yle askeri ve siyasi ittifakını korurken Hamas, Müslüman Kardeşler ve daha sonra Taliban gibi hareketlerle kurduğu ilişkileri bölgedeki etkisini artırmak için kullandı.

Doha yönetiminin birbirine karşıt güçlerle aynı anda temas kurabilmesi kimi çevrelerce “bağımsız dış politika” olarak sunuldu. Katar’ın arabuluculuk siyaseti ise gerçekte ülkenin güvenliğini ABD ittifakıyla garanti altına alırken, doğalgaz gelirlerinden elde edilen mali gücü bölgesel nüfuza dönüştürmesine dayanıyordu.

El Cezire Katar dış politikasının aracına dönüştü

Hamid bin Halife döneminin en önemli adımlarından biri, 1996 yılında El Cezire televizyonunun kurulması oldu.

Arap dünyasında kısa sürede geniş bir izleyici kitlesine ulaşan kanal, Batı destekli Körfez monarşilerinin yanı sıra bölgedeki yönetimleri eleştiren yayınlarıyla etkili hale geldi. Ancak özellikle Arap ayaklanmaları döneminde Al Jazeera’nın yayın çizgisi, Katar’ın dış politika tercihleriyle giderek daha açık biçimde örtüştü.

Kanal, Libya ve Suriye’de yönetimlerin devrilmesini hedefleyen silahlı gruplara geniş yer verirken, Katar yönetiminin desteklediği siyasal İslamcı hareketlerin bölgesel meşruiyet kazanmasında da rol oynadı.

Libya ve Suriye’de operasyonlar

Hamid bin Halife yönetimindeki Katar, 2011’de Libya’ya yönelik NATO müdahalesine savaş uçaklarıyla katılan ilk Arap ülkelerinden biri oldu.

Katar yönetimi, Muammer Kaddafi’nin devrilmesini hedefleyen silahlı gruplara yüz milyonlarca dolar aktarırken, bu gruplara silah, askerî eğitim ve iletişim desteği de sağladı. Katar daha sonra Libya’ya yüzlerce asker gönderdiğini kabul etti.

Doha yönetimi benzer bir rolü Suriye’de de üstlendi. Hamid bin Halife’nin iktidarının son yıllarında Katar, Suriye yönetimine karşı savaşan silahlı grupların başlıca para ve silah kaynaklarından biri haline geldi.

2013 yılında Katar, Suriye’deki cihatçı grupların silahlandırılmasında öncü rol üstlenmiş ve silah sevkiyatlarını CIA’le koordinasyon halinde yürütmüştü.

Katar’ın bu dönemdeki çizgisi, AKP iktidarının Suriye politikasıyla da örtüştü. Ankara ve Doha, Suriye yönetiminin devrilmesi hedefiyle hareket eden siyasal İslamcı ve silahlı grupların en önemli bölgesel destekçileri arasında yer aldı.

Doğalgaz milyarlarıyla satın alınan ‘yumuşak güç’

Hamid bin Halife döneminde Katar, sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatından elde ettiği serveti Avrupa ve ABD’deki şirketlere, bankalara, gayrimenkullere, spor kulüplerine ve kültür kurumlarına yöneltti.

Katar Havayolları’nın büyütülmesi, El Cezire’nin uluslararası bir medya ağına dönüştürülmesi ve 2022 Dünya Kupası’nın Katar’a verilmesi de bu dönemde yürütülen “yumuşak güç” siyasetinin parçalarıydı.

Bu gösterişli dönüşümün yükünü ise büyük ölçüde Güney Asya ve Afrika ülkelerinden getirilen göçmen işçiler taşıdı. Katar’ın küresel vitrinini oluşturan stadyumlar, gökdelenler ve altyapı projeleri, vatandaşlık hakkından ve temel çalışma güvencelerinden yoksun yüz binlerce işçinin sömürüsü üzerinde yükseldi.

Hamid bin Halife’nin bıraktığı miras, Katar’ın bugün sürdürdüğü siyasetin de temelini oluşturuyor: ABD’ye askerî üs sağlayan, Batı ülkelerinde milyarlarca dolarlık yatırımlar yapan, siyasal İslamcı hareketlerle ilişkiler geliştiren ve bütün bunları “arabuluculuk” ile “yumuşak güç” söylemleri altında birleştiren bir Körfez monarşisi.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri ve özel haberlerimizi kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.