Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

8 Mart’ın ardından: 'Sömürüyle hesaplaşmayan bir kadın mücadelesi eksik kalır'

8 Mart'ta sokaklarda "Siz tek biz hepimiz" sloganıyla patronlara meydan okuyan kadınlar, mücadeleyi işçi sınıfının penceresinden yeniden tarif ediyor. Kadın Dayanışma Komiteleri temsilcisi Damla Baytekin ile kadın mücadelesinin sınıfsal zeminini konuştuk.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 15.03.2026 , 01:21

Bu yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde, Kadın Dayanışma Komiteleri (KDK) patron düzeniyle arasına kalın bir çizgi daha çekti. Türkiye’nin dört bir yanında sermayenin kalelerine dayanan kadınlar, sadece hak değil, doğrudan hesap talep eden bir hattı ördüler. "Emeğimiz ve hayatımız için yolları ayırıyoruz" çağrısıyla, kadın mücadelesini liberal sınırların dışına çıkararak sınıfsal bir zemine oturttular.

8 Mart'ın ardından gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide KDK temsilcisi Damla Baytekin, "kadın patron" tartışmalarından mülkiyet ilişkilerine, Meclis'teki mobbing vakalarından son günlerde popülerleşen "kastik katil" kavramına kadar pek çok kritik başlıkta KDK’nın tutumunu özetliyor. Ayrıca sömürü düzeniyle hesaplaşmayan bir kadın mücadelesinin neden eksik kalacağını ve "içimizdeki erkeği öldürme" çağrılarının sistemi nasıl görünmez kıldığını yalın bir dille anlatıyor.

8 Mart geride kaldı. Kadın Dayanışma Komiteleri'nin eylemleri gözlemlediğimiz kadarıyla coşkusu yüksek ve iddialı eylemler oldu. Siz 8 Mart eylemlerinizi nasıl değerlendirirsiniz?

Kadın Dayanışma Komiteleri adına bir kez daha Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlayarak başlayayım. 8 Mart'ta 13 ilde 16 farklı noktada eylem yaptık. Ayrıca üniversite eylemlerimiz, pek çok etkinlik ve buluşmalarımız da oldu. Çağrımız TKP'nin 16 Şubat'ta yaptığı "Yolları Ayırma Zamanı" deklarasyonunu destekleyen şekilde "Emeğimiz ve hayatımız için yolları ayırıyoruz" oldu ve bu çağrıyı bir sloganla da bütünledik: Siz tek biz hepimiz. Bu açıdan içeriği iyi kurgulanmış bir süreç ördük diyebiliriz ve elbette bu sürecin kendisi 8 Mart alanlarına da yansıdı. Kapısına dayandığımız patronların bizde yarattığı öfke ve onlardan sorulacak hesabın kararlılığı da çok hissedilirdi eylemlerde. Bu açıdan içeriği ve iddiası dolu dolu eylemler yaptık diyebiliriz. Katılan herkesin bir kez daha eline emeğine sağlık.



8 Mart'ta TÜSİAD, MÜSİAD, Ticaret Odası gibi noktaları tercih ettiniz eylem yapmak için. Bu konuyu daha önce de konuşmuştuk aslında ama 8 Mart'ın ardından şunu sormak isterim: Sizce yaptığınız çağrı etkili ve anlaşılır oldu mu?

Aslında bu sorunun yanıtı hem evet hem hayır. Çünkü yaptığımız çağrı çok basit olmasına rağmen kimi zaman anlaşılır olmuyor. Bunun sebebi de kadın sorunu alanında çok ciddi bir ideolojik saldırının olması. Bu saldırı dolayısıyla sermaye düzeni ile kadınların karşılaştıkları sorunlar, örneğin kadın cinayetleri arasındaki bağın üzeri örtülüyor. Ve bu durum düzen açısından oldukça avantajlı çünkü mücadele enerjisi çok yüksek bir toplamı, kadınları, sisteme karşı fikirlere entegre etmemenin bir yolunu bulmuş durumdalar. Biz Kadın Dayanışma Komiteleri olarak tam da gözümüzü buraya diktik. TÜSİAD önüne gidiyoruz dediğimizde bunun bugün kadınlar olarak ülkede yaşadığımız karanlıkla doğrudan bağının kurulması için çabalıyoruz. Biz kadınlar sorunlarımıza çözüm arayacaksak bunu tam da TÜSİAD önünde aramamız gerekiyor.

Bugün yolları patronlarla ayırma, bu düzeni yıkma çağrısı aslında ataerkiyi ortadan kaldırmaya da çağrı. Çünkü kapitalizm ortadan kalkmadan ataerkinin bitmesi mümkün değil. Kapitalizmin erkek egemenliğinden vazgeçmesi mümkün değil. Bizim sorulacak hesabımız patron düzeniyle ve onun asla vazgeçemedikleri ile…

Ancak ataerkiyi de kapitalizm gibi bir yapı olarak tarif etmek aslında Marksizme bir saldırı. Bugün topluma sınıfsal bilinçle yaklaşmayan herhangi birine, özellikle bir kadına, sorun yaratan iki yapı tarifler ve önüne kapitalizmi ve ataerkiyi koyarsanız ikincisi ile savaşmayı seçmesi kadınların bunca çok sorununun olduğu bir dünyada çok anlaşılır olur. Üstelik bu kişi toplumun sınıflardan oluştuğu kabulüne sahip biri de olabilir. Sınıfların varlığını kabul etmek başkadır topluma sınıfsal bilinçle yaklaşmak başka.



Eylem paylaşımlarınız ardından kimi eleştiriler oldu, oradan devam edersek sormak isterim Kadın Dayanışma Komiteleri kadın patronlara düşman mı? Örneğin eşinden şiddet gören bir kadın diyelim ki patronsa onu görmezden mi gelir KDK?

Senin paran var bize ne der anında çeviririz kafayı. Şaka yapıyorum elbette. Eylem sonrası sorulan bu soruları ve yapılan yorumları biz de gördük ve ne güzel aslında mutlu olduk bundan. Söylediğimiz şeyin tartışılması ve anlaşılmaya çalışması çok iyi. Ve elbette bu anlamaya çalışma süreci az önce bahsettiğim ideolojik saldırı dünyasında geliştiği için çoğu zaman o saldırının temel sorunlarını da barındırıyor. Patron kadının kadın olması ile dayanışalım ama patron olması ile kavga edelim söyleminin kendisi kapitalizmle ataerkiyi eşit düzleme koyan bakıştan türüyor aslında. Sınıfın bir kimlik olmadığını bir kez daha hatırlatmak gerekiyor. Patronsanız patronsunuz cinsiyetiniz, cinsel yöneliminiz, etnik kökeniniz, ırkınız gibi kimlikleriniz bunu değiştirmez ya da patron olmanız o kimliklerinizin yanına eklenmez. Ama bu demek değil ki kimliklerinizden dolayı ezilmezsiniz. Yani eşinden şiddet gören bir patron kadın, bir hayal ürünü ya da kurgu değil olsa olsa kapitalizmin bir gerçeğidir.

Tartışmalardaki bir diğer sorunsa ekonomik indirgemecilik. Soruya verilen cevaplara da biraz baktım "onun parası var avukat tutar ama emekçi kadınlar tutamaz" gibi cevaplar da vardı örneğin. Emekçi olmak her zaman yoksul olmak anlamına gelmek zorunda değil ya da biz patron kadınlara paraları var diye sırt çeviriyor değiliz. Biz patronlara zengin oldukları için değil zenginliklerinin kaynağında sömürü yattığı için düşmanız. Ya da ördüğümüz dayanışmanın sebebi kimseyi herhangi bir sorun karşısında güçsüz, yardıma muhtaç görmemizden kaynaklanmıyor. Biz yardımlaşmıyoruz dayanışıyoruz bunun kavranmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Konuya tekil tekil örnekler üzerinden bakmak yerine bütüne bakmayı önemsiyoruz. Patronları kişilik analizlerini yapıp hayatlarını anlamaya çalışarak karşımıza alamayız. Onlar nasıl ki emekçilere bireyler olarak değil sömürebilecekleri bir yığın olarak bakıyorsa biz de onlara sömürücü bir avuç asalak olarak bakarız. Özetleyeyim emekçi kadınların sorunlarını nasıl kadın olmaları ile dayanışarak çözmüyorsak patron kadınların sorunları da öyle çözülmeyecek. Biz kadın olmamızdan kaynaklanan, cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan sorunlarımızı çözmenin yolunun emek mücadelesinden geçtiğini söylüyoruz. O yüzden emeğimiz ve hayatımız için yolları ayırıyoruz dedik. Bu anlamda kadın patronların cinsiyet eşitsizliği sorunlarının çözümü de bizde merak etmesinler. Ancak servetlerine el koymamızın onlarda yaratacağı huzursuzluğun çözümünü maalesef sunamıyoruz.

Tam buradan patronlarla yolları ayırma meselesine dönelim. Kadınların bugün karşı karşıya olduğu pek çok sorun var. Taciz, şiddet, cinayet ve sömürü… Sömürü de diğer sorunlar gibi bir sorun ancak kadınlar canıyla uğraşırken şimdi sırası mıydı TÜSİAD önüne gitmenin?

Yine aynı ekonomik indirgemeciliğe geldik sanırım. Bugün TÜSİAD önüne gitmek dendiğinde ille konunun iş yaşamına dair bir talep olması gerektiği gibi bir algı oluyor. Biz de hazır 8 Mart geldi bari 8 saatlik iş günü talep edelim ikisinde de 8 var nasıl olsa demedik elbette. Tam da kadınlar canının derdine düştüğü için soluğu TÜSİAD'ın kapısında aldık ve iddia ediyoruz bunu yapmayan her söylem eksik kalır. Bugün kadın cinayetlerini engellemek istiyorsak patron düzenini yıkmak zorundayız. Bize genelde "siz de her meseleyi buna bağlıyorsunuz" deniliyor. Evet bağlıyoruz, çünkü aslında tüm insanlığın karşısındaki sorun tek. Bu açıdan evet yolda yürürken ayağımız taşa takılıp da sendelesek onu da patron düzeninden bileceğiz.

Mesele kadın cinayeti olduğunda bir sürü sorumlu konuşuluyor. Toplumdaki çürüme, erkek şiddeti, dinci gericilik, iktidar ve kurumları, görevini yapmayanlar... Bunların hepsi suç ortağı evet. Ama suçlu bu düzen. Bir günde 6 kadının öldüğü bir noktaya gelmemizin sorumlusu başlı başına patron düzeni. O patron düzeni ile hesaplaşma derdi olmayanlar istedikleri kadar kadınları gündem etsinler, boşuna. Çünkü gerçek açık, toplumdaki bu cinsiyet eşitsizliğinden, kadınların sindirilip silikleştirilmesinden, can güvenliğimiz yok hissine bağlı gelişen yalnızlık ve umutsuzluk duygularından bu düzen besleniyor ve bunların hepsi patronların kârına ayan beyan yansıyor. O yüzden karşımıza onlarca suçlu çıkarıp her biri ile ayrı ayrı savaşmaya çalışmamıza gerek yok. Siz tek biz hepimiz sloganı bu açıdan çok sade. Bu kadın katillerinin sayısı çok, ederi tek aslında. Bu açıdan saray rejimini ya da dinselleşmeyi karşıya almak da oldukça yetersiz. AKP politikaları kuşkusuz bu sorunu besliyor ama sözde laik sermayedarlar da cici muhalefet de bu dinci gericilikten beslenip onun ekmeğine yağ sürmüyor mu? Biz artık bu gerçekleri konuşma zamanının geldiğini düşünüyoruz. Bu açıdan kadın sorununa çok duyarlı olduğunu iddia eden herkese şu soruyu soruyoruz: Peki patron düzeni ile bir derdin var mı? Yanıt hayırsa geçiniz, üzgünüm ama sizden kadınlara bir gram fayda gelmez.

8 Mart eylemlerinde de Kadın Dayanışma Komiteleri aslında son günlerde konuşulan "Türkiye'de sosyalist olmak kolay, Küba'ya selam der geçersiniz" söylemine de yanıt verdi. Kolay olanın Türkiye'de ben kadınları savunuyorum demek olduğunu vurguladınız. Bunu biraz açar mısınız?

Bugün kadın sorununa dair herkesin söyleyecek bir sözü var AKP'nin hatta tarikatların bile. Ama mesele bunu ortadan kaldırmaya dair de ne söylediğiniz. Zaten sorunun kaynağında duruyorsanız onu nasıl çözeceksiniz? Bir düzen kurulmuş, herkes bir çeşmeyi tutmuş cebini dolduruyor ama lafa geldiğimizde herkes "kadın hakları savunucusu". O zaman soralım sizin tarikat düzeni ile derdiniz var mı? Cumhuriyet'i savunuyor musunuz? İran'da katledilen çocuklara "ama molla rejimi de" demeden yekten sahip çıkıyor musunuz? Filistin'e ağlıyorsunuz da İsrail'le olan ortaklıklardan cebinizin dolduğunu neden gizliyorsunuz? En büyük terör örgütü olan NATO'ya lafta karşısınız da icraata gelince ne değişiyor? Emperyalistlerle kirli pazarlık masalarına oturup sonra da Rosa ve Clara'yı 8 Mart vesilesi ile ağzınıza dolamanız nasıl mümkün oluyor?

Biz bu 8 Mart'ta aslında açıkça ilan ettik. Bunları yapmaya hakkınız yok, olamaz. Doğrudan karşınıza dikileceğiz. Bu ikiyüzlülükleri açık etmek zorundayız. Öyle kolay değil çıkıp kadınlar kadınlar diyeceksiniz ama koltuklarında oturduğunuz mecliste MESEM sömürüsünü, tacizi önleyemeyeceksiniz. Bir de buna işte son günlerde konuşuyoruz mobbing eklendi. Dilan Karaman'ı intihara sürükleyen bir süreç var bir komisyon raporu yayınlandı, tepkiler sonrasında ise geri çekildi. Geri çekildiği için içeriğini çok tartışmamız şu an anlamsız ama rapora gelen tepkileri ve tartışılmış olmasını önemsiyoruz, bunlar geliştirici tartışmalar ancak yeterli değil. Bu olay özelinde sorumluların sorumluluk alıp istifa etmesi de gerekli ancak bu da yeterli değil. Bir daha böylesi süreçlerin yaşanmaması için ne yapılacak? Bu soruyu tartışmamız lazım.



Konu hâlâ kastik katil söylemi ile tartışılıyor, "içimizdeki erkeği öldürelim" çağrısına indirgenecek neredeyse yaşananlar. Ortada bir kirlilik var. Kapitalizmle kavganız bittiği ölçüde de o kirliliğin içine batıyorsunuz maalesef. Kirliliği yaratan çarkı ortadan kaldırmamız gerekiyor. Her dönem yeni bir şey konuşuluyor bu mecliste. Hakkında taciz suçlaması olan kişiler de milletvekili seçildi, halihazırda milletvekili olanlar da suç işledi, oldu da oldu sonu gelmiyor maalesef. Çünkü sonunu getirecek kişilerin, halkın bu süreçleri sorgulamasının önü kesiliyor. Biz o ön kesenlerin maskelerini düşürmeye kararlıyız. Görelim bakalım hep beraber kim gerçekten savunuyor kadın haklarını. Kastik katil arayanlar da önce oturdukları masalara baksın. Epstein'ı türettiğiniz bu kavramla açıklamak kolay, peki neden onunla yetiniyorsunuz? Trump'ı da, onla iş tutanları da, İsrail'i de dahil edin bakalım o açıklamalara yapabiliyor musunuz? Bunları artık konuşmamız, hesabını sormamız gerekiyor. Sorunu patriyarkal kapitalizm olarak tarif edenlere de sormak gerek onun patriyarka kısmına karşı çıkıyorsun da kapitalizm kısmında seni ne durduruyor diye.

Siz kastik katil kavramına değinmişken Öcalan'ın 8 Mart açıklamasını da sormak isteriz. Yine Marksizm için sınırlı bir kapitalizm tahlili denilen, sosyalizmin sorunların çözümündeki eksikliğinin vurgulandığı bu açıdan bir süredir çizilen hatla tutarlı bir açıklama yapıldı. Buna dair eklemek istediklerin olur mu?

Eklemek istediğim çok şey olur aslında da konuyu dağıtırız. Kelimelerimi de özenli seçmeye çalışacağım. Ben bu açıklamanın aslında iki yanı olduğunu düşünüyorum. Biri şüphesiz en başta söylediğim ideolojik saldırıya dair bir girdi ve meselenin bu boyutunun çokça konuşulması gerekiyor bana kalırsa. Ama diğer kısımda da bunca kadına dönük vurgunun bir ön alma hamlesi olduğunu düşünüyorum. Dinci gericilikle, sermaye ile bu kadar iç içe geçecekseniz içeriden çıkması olası çatlak sesleri de yönetmeniz gerekir. Bir süredir sürdürülmeye çalışılan bu siyaset ve açılımlara kadınların karşı çıkması çok olası olduğundan buraya müdahalede bulunmak zorundalar.

Üzerinde ilerlenilen eksen ciddi çarpıtmaları da barındırıyor. Kadınların toplayıcı olduğu erkeklerin avcı olduğu tezi kasıtlı bir çarpıtma. İş bölümünün olduğu çok açık ama kolektif bir yaşam var. Kadınlar da avlanma sürecinin bir parçası örneğin. Ama ısrarla buradan neredeyse insan doğası vurgusunu besleyecek tezler üretiliyor. Yetmiyor kentli-sınıflı-devletli kavramlaştırmaları devreye giriyor. Dediğim gibi bunlara detaylı girersek konu uzayacak ama mutlaka girilmesi de lazım belki daha uzun başka bir yazı ile, biz de bunu gündemimize almış olalım. Ama çok kısa bir cevabı Rosa'dan vermek isterim. Lenin'li Günler kitabını okurken Rosa'nın Menşeviklere karşı bir yorumunu not almıştım. Gerçekten bu dönem sıklıkla hatırlıyorum. Menşeviklere demiş ki Rosa "Siz Marksizme dayanmıyorsunuz, onun üstüne oturuyorsunuz. Hatta yatıyorsunuz" Bugün de yeni sosyalizmler inşa etme iddiasına verilecek güzel bir yanıt olabilir bu, kalkın sosyalizmin üzerinden.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.