Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

74 milyar dolarlık çelişki: Üreten Türkiye neden dünyanın en pahalı gıdasını tüketiyor?

Türkiye 74 milyar dolarlık tarımsal hasılasına rağmen yüzde 34,5 gıda enflasyonuyla boğuşuyor. İhraç kapılarından dönen zehirli ürünler ise halkın sofrasına iniyor. Tarım ekonomisi uzmanı Burak Öztornacı ile ülkenin tarımsal krizini ve küçük üreticiyi bitirecek B-Reçete sistemini konuştuk.

Fotoğraf: Özkan Öztaş

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 25.06.2026 , 09:13 Güncelleme Tarihi: 25.06.2026 , 12:03

Türkiye, yaklaşık 74 milyar dolarlık tarımsal hasılasıyla Avrupa'da birinci, dünyada ise ilk yedi tarım üreticisi arasında yer alıyor. Hatta 2026 yılının sonunda tarımsal üretimin 80 milyar dolara ulaşması bekleniyor. 

Peki buna rağmen neden gıda enflasyonunda bu kadar üst sıralardayız? Üreten bir ülkenin pahalı gıda tüketmesi devasa bir çelişki değil mi?

Türkiye bir yandan en pahalı meyve ve sebzeleri üreten diğer yandan da Avrupa'ya ya da Rusya pazarına ilettiği meyve ve sebzelerde çıkan kimyasallar nedeniyle ürünleri iade edilen bir ülke. Bir yanda üretimde zirveleri zorlayan rekolteler diğer yanda en pahalı gıda ürünleri, bir yanda artırılan üretim kapasitesi diğer yanda iade edilen ürünler. 

Tüm bu çelişkileri Tarım Ekonomisi Uzmanı Burak Öztornacı ile soL okurları için konuştuk.

Fotoğraf: Havva Nur

Türkiye emperyalist ülkelerin meyve bahçesi

Tarım-gıda sistemlerinin 21. yüzyılla birlikte radikal bir dönüşüm geçirdiğini belirten Öztornacı en başta tarımsal gıda ürünlerinin artık sermayenin kâr hırsıyla şekillendirdiği bir üretim alanına dönüştüğünü ifade ediyor.

Gıda artık küresel ölçekte bir temel hak olmaktan çıkıp, uluslararası sermayenin kâr mekanizmalarına göre şekillenen bir sanayi koluna dönüştü. Bu yeni küresel iş bölümünde Türkiye gibi geç kapitalistleşen ve ılıman iklim kuşağında yer alan ülkelere ise kritik bir rol biçildi: Merkez kapitalist ülkelerin meyve bahçesi olmak. Küresel tarım tekellerinin yönlendirmesiyle Türkiye, son yıllarda buğday ve bakliyat gibi stratejik tarla ürünlerinin üretimini arka plana iterek, büyük kapitalist pazarlar için yüksek katma değerli meyve üretimine yönlendirildi. Ancak kendi gıda güvenliğini boş ver, ihraç et mantığına dayanan bu model, Türkiye tarımında geri dönülmesi zor bir yapısal krizi de beraberinde getirdi."

Burak Öztornacı

Şirketleşme ve göçmen işçiliği el ele

Peki bu üretim alanının meyve üreticiliğine kayması tesadüf mü? Tarımsal üretimin büyük şirketlerin kontrolüne geçmesiyle ve göçmen işçiliğiyle doğrudan bir bağlantısı var mı?

Durumun tamamen bu yönde seyrettiğini ifade eden Burak Öztornacı üretim maliyetlerini düşürmek isteyen şirketlerin ucuz işgücü arayışına girdiğini vurgulayarak şunları söyledi:

Meyvecilik, doğası gereği endüstriyel ve kapitalist tarım modeline en elverişli üretim şekli olarak biliniyor. Tarla tarımından meyveciliğe kayış, Türkiye genelinde tarımsal üretimin büyük şirketlerin kontrolüne geçmesini hızlandırdı. Küçük köylünün payı azalırken, büyük sermayeli tarım işletmelerinin sektördeki ağırlığı arttı. Öte yandan meyveciliğin yoğun emek gerektiren yapısı, üretim maliyetlerini düşürmek isteyen şirketleri ucuz işgücü arayışına itti. Bugün Türkiye'deki büyük meyve bahçeleri, güvencesiz ve yoğun göçmen işçiliğinin sömürüsü üzerinden yükselen bir çark haline gelmiş durumda."

Fotoğraf: Çiğdem Bilgin

Avrupa'nın reddettiği zehirli ürünler iç pazara mı sunuluyor?

Bu noktada toplum sağlığını çok yakından ilgilendiren vahim bir iddia var. Avrupa'nın, ABD'nin ya da Rusya'nın yüksek kimyasal kalıntı veya yasaklı pestisit gerekçesiyle reddettiği tonlarca meyve ve sebze iç pazara mı sunuluyor?

"Olabilir" diyen Öztornacı, pazar odaklı büyüme modelinin duvara tosladığı çok ciddi bir tıkanma noktası olduğuna dikkat çekerek şunları aktardı:

Merkez kapitalist ülkelerin talep ettiği düşük kimyasal kalıntılı standartları yakalamak, endüstriyel tarım yapan şirketler için giderek büyük bir krize dönüşüyor. Neredeyse her ay Avrupa Birliği ülkelerinden, ABD'den veya Rusya'dan tonlarca meyve ve sebze yüksek kimyasal kalıntı veya yasaklı pestisit gerekçesiyle sınır kapılarından Türkiye'ye iade ediliyor. 

Sektör temsilcileri ve uzmanlar, sınırda reddedilen bu tonlarca ürünün imha edilmek yerine büyük oranda iç pazara sürülmüş olabileceğini belirtiyor.

Bu durum, Türkiye'de sessiz sedasız büyüyen ve tüm toplumu tehdit eden devasa bir halk sağlığı sorununu gündeme getiriyor. İhracat kalitesini tutturamayan zehirli ürünler, halkımızın sofrasında yer buluyor olabilir."

 

Fotoğraf: Elkhan Ganiyev

'Mesele ne kadar değil kim için ürettiğimiz'

Dünyada gıda enflasyonu yıllık ortalama yüzde 7,6, OECD ülkelerinde ise yüzde 4 seviyesindeyken, Türkiye'de bu oran yüzde 34,5. 

Şu an savaşta olan ve ağır ambargolar altındaki İran ile aynı gıda enflasyonunu yaşıyoruz. 

Öte yandan 2025 yılında 36,4 milyar dolarlık tarım ve gıda ihracatı gerçekleştirildi. İçeride ise 88 milyon vatandaşın ve yılda 68 milyonu aşan turistin gıda ihtiyacı var. Peki tüm bu rakamlar bize ne anlatıyor?

Bu verilerin ülkemiz tarım politikalarının içine düştüğü rasyonalite kaybını açıkça gözler önüne serdiğini belirten Burak Öztornacı, meselenin ne kadar ürettiğimiz değil, bu üretimin kimin için yapıldığı olduğunu vurguluyor:

Bu tablo, üretemeyen bir ülkenin çaresizliği değil; bilinçli bir kaynak transferinin sonucu. Türkiye, yaklaşık 74 milyar dolarlık tarımsal hasılasıyla Avrupa’da birinci, dünyada ilk yedi tarım üreticisi arasında. Hatta 2026 yılında tarımsal üretimin 80 milyar dolar olması bekleniyor. 

Ancak mesele ne kadar ürettiğimiz değil, bu üretimin kimin için yapıldığıdır. 

2025 yılında 36,4 milyar dolarlık tarım ve gıda ihracatı gerçekleştirilmiş olması, Türkiye'deki toplam üretim değerinin neredeyse yarısının doğrudan dünya pazarlarına yöneldiğini gösteriyor. Elbette ihracat bir ülkenin stratejik gücüdür; ancak planlamasız ve kontrolsüz bir ihracat fetişizmi, iç pazardaki arz güvenliğini dinamitliyor. 

Tarım şirketleri en kaliteli ve temiz ürünü döviz kazanmak amacıyla dışarıya akıtırken, içeride 88 milyon vatandaşın ve yılda 68 milyonu aşan turistin gıda ihtiyacı ikinci plana itiliyor. İç piyasada azalan arz ve artan girdi maliyetleri, halkın temel gıdaya ulaşmasını bir lüks haline getiriyor. Kendi halkının gıda güvenliğini koruyamayan, arzı dengeleyemeyen bu ihracat odaklı model, gıda enflasyonunun da en birincil, en yapısal nedenidir."

Fotoğraf: Canan Yaşar

B-Reçete sistemi kimin için çözüm olacak?

Peki Tarım ve Orman Bakanlığı dış pazarda yaşanan bu kalıntı krizini aşmak için ne yapıyor? 

Gündemde olan B-Reçete sistemi adındaki yeni uygulamanın küçük üreticiyi tasfiye edeceğine dair endişeler var. Üstelik bu sistemin çözüm getirip getirmeyeceğini yine önümüzdeki süreçte yaşanacak gelişmeler belirliyor olacak.

Bakanlığın B-Reçete sistemi ile ihraç edilen ürünlerdeki kimyasal kalıntı oranını düşürmeyi umduğunu ifade eden Öztornacı ancak madalyonun diğer yüzünün oldukça karanlık olduğunu belirterek sözlerini şu şekilde tamamladı:

Tarım ve Orman Bakanlığı, şirketlerin dış pazarda yaşadığı bu kalıntı krizini aşmak için yeni bir hamleye hazırlanıyor: B-Reçete Sistemi. 

Bu sistemle birlikte, insan ilaçlarında uygulanan reçete sistemine benzer şekilde, üreticilerin zirai kimyasal ve tarım ilacı kullanımları sıkı bir reçete şartına bağlanacak. Bakanlık, bu yolla ihraç edilen ürünlerdeki kimyasal kalıntı oranını düşürmeyi ve kapılardan dönen ürün krizini çözmeyi umuyor. 

Ancak madalyonun diğer yüzü oldukça karanlık. 

Uzmanlar, B-Reçete Sistemi'nin tarım şirketlerinin ihracat sorunlarını belki çözeceğini, ancak küçük üretici için tam bir yıkım olabileceğini vurguluyor: Zaten yüksek mazot, gübre ve tohum maliyetleri altında ezilen küçük köylü, şimdi bir de bürokratik reçete süreçleri ve ek maliyetlerle karşı karşıya kalacak.

Bu durum, zaten zor durumda olan küçük üreticinin tarımdan kopuşunu trajik bir şekilde hızlandırabilir.  

Sonuç olarak Türkiye tarımında son yıllarda yaşanan derin kapitalistleşme dalgası, bu yeni uygulama ile ivmelenebilir. Siyasi mekanizmalar halk sağlığını korumak ya da küçük üreticiyi desteklemek yerine, tarım tekellerinin ihracat kapılarındaki kalıntı problemlerini çözmek için kolları sıvamış durumda. 

Yeni sistemin şirketleri kurtarıp kurtarmayacağı belirsizliğini korurken, üreticiyi toprağından etmeye çoktan aday olduğu görülüyor."


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.