Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

5 Haziran Dünya Çevre Günü ve 53 yıldaki değişimler

Birleşmiş Milletler tarafından 1972 yılında 5 Haziran’ın Dünya Çevre Günü olarak ilan edilmesinin üzerinden 53 yıl, Türkiye’de Çevre Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin üzerinden 42 yıl geçmesine rağmen, ne dünya 53 yıl öncesinden daha temiz ne ülkemiz 42 yıl öncesinden daha yaşanabilir.

Mehmet Arguvanlı

Yayın Tarihi: 05.06.2025 , 08:00 Güncelleme Tarihi: 05.06.2025 , 08:08

5 Haziran’ın Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Dünya Çevre Günü olarak ilan edilmesinin üzerinden 53 yıl geçmiş bulunuyor. Her yıl Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen bir tema çerçevesinde etkinliklerin düzenlendiği 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde ülkemizde de bir süredir bir haftaya yayılan etkinlikler gerçekleştiriliyor.

2025 yılı, ülkemizde de BM’in belirlediği "Plastik Kirliliği ile Mücadele" teması çerçevesinde etkinlikler düzenlenirken, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (ÇŞİDB) sitesinde yer alan bir habere göre, bu yıl ki “kutlamaların” sloganı olarak “Çevrene İyi Bak”ın seçildiği belirtiliyor.

Biz de ÇŞİDB’nın önerdiği gibi çevremize iyice bakarak, yarım yüzyıla ulaşan bu sürede ülkemizde ve dünyada çevre kalitesinde ne gibi değişikliklerin olduğunu anlamaya çalışalım.

Nüfus arttı, tarım alanı miktarı azaldı

1972 yılında 3,8 milyar kişi olan dünya nüfusunun günümüzde, 2 kattan fazla artarak 8,19 milyara çıkmış olduğunu dikkate alarak, bu süreçteki çevresel değişimlere göz atacak olursak;
1972 yılında dünyada kişi başına düşen tarım alanı miktarı 1,18 ha’dan, yaklaşık olarak 2 kat azalarak, 2022 yılında 0,6 ha’a düşmüş durumda. Ancak bu düşüş, her kıtada eşit miktarda olmayıp, Afrika’da 1972 yılında 2,46 ha olan kişi başına düşen tarım alanı miktarı, 2022 yılında 3 katı aşan bir azalışla 0,81 ha’ya gerilemiş durumda.

Günümüzde üzerinde en fazla konuşulan ve birçok çevresel problemin de temel nedeni olarak değerlendirilen karbondioksit salınım (CO2) miktarına bakacak olursak, 1972 yılında atmosfere salınan CO2 miktarı 16,22 milyar ton seviyesindeyken günümüzde bu miktar 2,3 kat artışla 37, 41 milyar ton düzeyine çıkmış durumda. Bu artışa bağlı olarak da atmosferdeki CO2 konsantrasyonu 1972’de 327,46 ppm düzeyindeyken, 2023’de 414,61 ppm’ye yükselmiştir.

1

Yukarıdaki grafikte de görüldüğü gibi, son 800 bin yılda 300 ppm değerini aşmayan atmosferdeki CO2 konsantrasyonu sanayi devriminin başlangıcından kısa bir süre sonra hızla artmış ve 2023 yılında 414,61 ppm’ye yükselmiştir.

Sanayi devriminin başlangıcı olarak kabul edilen 1850 yılından, 2021 yılına kadar geçen sürede, iklim değişimine yol açan toplam sera gazı salınımları açısından en fazla en fazla sorumluluğun ABD’de olduğu, ikinci ve üçüncü sırada Çin ve Rusya’nın yer aldığı, dört ve beşinci sırada yer alan Brezilya ve Endenozya’nın ise, ilk üç ülke gibi fosil yakıt kaynaklı değil, arazi kullanımı (ormansızlaşma) nedeniyle listede yer aldıkları anlaşılmaktadır.

2

Sınırlı kaynakların verimsiz kullanımı sürüyor

Yukarıdaki tabloda yer alan veriler ışığında, 2022 yılında, ülkelerin kişi başına neden oldukları CO2 salınımlarına bakacak olursak;

3

En fazla CO2 emisyonuna yol açan 15 ülke içerisinde Suudi Arabistan’ın kişi başına yıllık 18,89 ton CO2 salınımıyla ilk sırada, Kanada’nın 14,99 ton ile ikinci, ABD’nin ise 14,21 ton ile üçüncü sırada olduğunu görürüz. Bu tablonun 13’cü sırasında ise yıllık toplam 481,2 milyon ton CO2 salınımı ile Türkiye yer almakta olup ülkemiz, kişi başına yıllık CO2 salınımları açısından ise 5,53 ton ile onuncu sıradadır.

Bu kadar yüksek sera gazı emisyonları salınımının temel nedeni ise ülkelerin birincil enerji tüketimlerinde günümüzde de ağırlıklı olarak fosil yakıt tüketmeleridir. Nitekim, 2023 yılı verilerine göre Suudi Arabistan birincil enerji tüketiminin yüzde 99,5’ini, Rusya yüzde 87’sini, ABD yüzde 80,58’ini, Almanya yüzde 75’ini fosil yakıtlardan karşılamaktadır. Bu oran Türkiye’de yüzde 81,3 olup, Birleşmiş Milletler tarafından 5 Haziran’ın Dünya Çevre Günü olarak ilan edildiği 1972 yılında toplam 58.361 Twh’a eşdeğer olan fosil yakıt tüketimi, 2023 yılında 2,4 kat artarak 140.231 Twh seviyesine yükselmiştir.

1972 yılından bugüne, fosil yakıt kullanımına dayalı enerji politikalarında büyük değişiklikler görülmezken, sınırlı kaynakların verimsiz kullanımı da halen devam etmektedir. Örneğin, dünya nüfusunun neredeyse yüzde 10’luk bir bölümüne karşılık gelen 783 milyon insan açlık çekerken, büyük miktarda enerji, su, kimyasal, arazi ve işgücü harcanarak üretilen ve günde 1 milyar öğün yemeğe eşdeğer yiyeceğin atık olarak israf edilmesiyle, sera gazı emisyonlarında yüzde 8-10 artış yaşanırken, bu kaybın parasal boyutunun ise yılda 1 trilyon ABD Doları mertebesinde olduğu ifade edilmektedir.

Yine, 1900’lü yıllardan günümüze kadar geçen yaklaşık 175 yıllık süreçte dünyadaki orman alanlarının yüzde 48’den yüzde 38’e, yabani otlak ve çalılıklarınsa yüzde 27’den yüzde 14’e düştüğü görülmektedir.

4

Küresel ısınma ve buna bağlı iklim değişikliği süreçlerinden en fazla etkilenecek coğrafyalardan birisinde bulunan ülkemizde, özellikle kuraklık ve orman yangınlarının sıklığının artacağı, buna bağlı olarak da hava kalitesinde bozulmalar, tarımsal rekoltede düşüşler, göçlerin artışı gibi, çevresel, ekonomik ve sosyal problemlerin yaygınlaşacağı öngörülmektedir.

Artan hava kirliliği, müsilaj, azalan yeraltı suyu, giderek tehlike haline gelen katı atıklar...

Birleşmiş Milletler tarafından 1972 yılında 5 Haziran’ın Dünya Çevre Günü olarak ilan edilmesinin üzerinden 53 yıl, Türkiye’de Çevre Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin üzerinden 42 yıl geçmesine, yarım yüzyıla yaklaşan bu sürede çevreyi koruma amaçlı 22 Kanun, 75 Yönetmelik, 31 Tebliğ, 70 Genelge ve 5 adet Esas ve Usul yayımlanmış olmasına rağmen, ne dünya 53 yıl öncesinden daha temiz, ne ülkemiz 42 yıl öncesinden daha yaşanabilir.

Üstelik, "Çevrene İyi Bak" sloganı ile 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün “kutlandığı” ülkemizde , çevremize iyice bir baktığımızda, nehirlerimizin daha da kirlenmiş olduğunu, geçmişte kalabalık nüfuslu kentlere özgü bir sorun olan hava kirliliğinin küçük yerleşimlerde bile bir yaygınlaştığını, denizler ve körfezlerimizin müsilaj, toplu balık ölümleri ile karşı karşıya kaldığını, göllerimizin kuruyup, yeraltı su seviyelerimizin giderek daha da düştüğünü, katı atık depolama alanlarının sorun kaynağı olmaya devam ettiğini görüyoruz.

Bir süredir "Sıfır Atık" konusunda gerçek dışı hedefler öngörülürken, Türkiye’nin atık plastik ithalatı yılda 623 bin tona ulaşan bir ülke haline geldiği, yine hurda demir ithalatının yılda 20 milyon tonu aştığı, gemi söküm işlemleri adı altında yılda ithal edilen atık miktarının 800 bin tona ulaştığı, bu yıllık toplam miktarı 21,8 milyon tona ulaşan hurda demirin işlenmesi sonucu, yılda 1 milyon tona ulaşan cürufun yeterli önlemler alınmadan depolandığı ve tüm bu uygulamaların büyüyerek sürdürüldüğü görülmektedir.

Kanun, yönetmelik ve tebliğler kime yarıyor?

Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere, kanun, yönetmelik, tebliğ yayımlamanın çevre sorunlarını çözmede bir yararı olmamakta, bu düzenlemeler ancak sermaye sınıfına rant aktarımının birer mekanizması olmanın ötesinde bir işleve sahip olmamaktadır.

Bu durumda, 20 yüzyılın başlarında sorulmuş meşhur bir soruyu, "Ne Yapmalı?" sorusunu sınıf mücadelesi kapsamında olduğu kadar, çevre mücadelesi kapsamında da sormalı ve gerekli yanıtı, yaşadığımız dünyayı değiştirerek vermeliyiz.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.