Sayfa yolu
34. Ankara Film Festivali'nin ardından: 'Skandal' yok ama derin kriz sürüyor
Hakan Bulut
Yayın Tarihi: 18.11.2023 , 10:55 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
34. Ankara Film Festivali’nin kapanış töreninde uzun metraj, belgesel ve kısa film yarışmalarının kazananları ve Vekam Ödülü’nü kazanan filmler açıklandı. Ulusal Uzun Film Yarışması’nda En İyi Film Ödülü Tunahan Kurt’un "Karganın Uykusu" filmine verilirken, En iyi Yönetmen ödülü "Kör Noktada" filmiyle Ayşe Polat’a, Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film Ödülü ise Umut Subaşı’nın yönettiği "Sanki Her Şey Biraz Felaket" filmine verildi.
Fırat Özeler’in yönettiği “Kavur” En İyi Belgesel, Vehbi Bozdağ’ın yönettiği "Kurbağalar" da En İyi Kısa Film Seçildi. VEKAM Ödülü'yse "Laf Aramızda Engürü Kahve" filmiyle Özlem Mengilibörü ve Can Mengilibörü’ye verildi.
Festivaldeki gösterim ve söyleşilere yoğun bir katılım oldu. Özellikle uzun metraj filmler kapalı gişe oynadı.
Altın Portakal sansürünün gölgesinde festival
34. Ankara Film Festivali, Antalya Altın Portakal Festivali’nde yaşanan sansür krizinin gölgesinde başlamak zorunda kaldı. Altın Portakal’da “Kanun Hükmü" belgeselinin Kültür Bakanlığı’nın talebiyle programdan çıkarılmasına tepki olarak birçok jüri üyesi ve filmlerin önemli bir kısmı festivalden çekilmişti. Bu filmlerden Ankara Film Festivali’ne başvurmuş olan toplamda beş film festivalden çekildi. Nehir Tuna'nın "Yurt", Cemil Ağacıkoğlu’nun "Son Hasat" ve Kıvanç Sezer’in "8×8" filmleri, festival seçkisi belli olduktan sonra “festival stratejisinde değişiklik” sebebiyle Ankara Film Festivali’nden çekildiklerini beyan ettiler. Bu değişikliğin sebebi, filmlerin ilk gösterimlerini İstanbul Film Festivali’nde yapmak istemeleri olarak yorumlandı. Altın Portakal ve İstanbul Film Festivali, Ankara Film Festivali'ne göre daha uzun süredir düzenlenen festivaller ve filmlerin gösterim haklarının satışı ve medyanın ilgisi açısından “podyuma çıkılan” festivaller olarak değerlendiriliyor.
Festivaller sadece halkın filmleri izleyip değerlendirdiği, tartıştığı, panel, söyleşi vb etkinlikleri yoğun bir şekilde takip edebildiği organizasyonlar olmaktan çıktığı ölçüde sanatın metalaşmasına hizmet eder hale geliyor. Bunun nedeni sanatın üretim ve paylaşım sürecinin metalaşmış olması ve kamusal desteklerin sansür ve baskı mekanizması olarak kullanılmasında yatıyor. Buradan çıkış, ancak bu metalaşma ve baskı mekanizmasına karşı daha örgütlü olmak ve bu mekanizmayı karşıya almakla mümkün.
İlk değil, son da olmayacak
Benzer krizler daha önce de hem Altın Portakal’da hem de İstanbul Film Festivali’nde yaşanmıştı. 2014 yılında gerçekleşen 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde belgesel dalında seçim yapan ön jüri, Gezi Direnişi'yle ilgili "Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek" adlı filmi yarışmaya değer bulmalarına rağmen festival yönetiminin filmi listeden çıkardığını duyurmuştu ve 11 jüri üyesi istifa etmişti. Sonrasında Ulusal Belgesel ve Kısa Film yarışmaları festivalden kaldırılmıştı. 2015 yılında, 34. İstanbul Film Festivali’nde “Bakur” filminin gösterimi daha önce talep edilmeyen “eser işletme belgesi” bahane edilerek Kültür Bakanlığı tarafından engellenmiş, Ankara Dilm Festivali başta olmak üzere festivaller aynı belgeyi başvuran belgesel filmlerden isteyerek bir nevi film gösterimlerinin engellenmesini kolaylaştırmıştı.
Ankara Film Festivali’nin “Aziz Nesin’li” tarihi
Tüm bu gelişmeler bir yana, Ankara Film Festivali’ni diğer festivallerden ayıran bir tarafı var. Festival ilk kez 1988 yılında Ankara Film Şenliği adıyla Mahmut Tali Öngören ve Aziz Nesin’in önderliğinde hayata geçiriliyor ve bir süre bu isimlerin katkısını almaya devam ediyor. Mahmut Tali Öngören; Ankara Film Festivali’ni “çölde lale” olarak tanımlıyor. Ankara Film Festivali böyle bir öneme sahip onlara göre. Aziz Nesin’in vefatından sonra festivalde Aziz Nesin adına her yıl bir isme “Aziz Nesin Emek Ödülü” veriliyor.
Ödülün bu yılki sahibi Nur Sürer oldu. 2007 yılında ismini ana sponsorundan alarak “Limak Ankara Film Festivali” olarak düzenlenen festival protesto edildi. Belgesel dalında birinciliğe layık ödül bulunamadığı için ikincilik ödülünü “X” filmiyle alan Özgür Arık, Nato için üsler inşa eden bir şirketin sponsor olmasını, şirketin isminin festivalin önüne geçmesini protesto ederek kendisine verilen ödülü almayı reddetti. Festival yönetimiyse durumu Limak’tan alınan sponsorluk bedelinin festival için kritik olduğunu, Limak Holding’in patronu Nihat Özdemir müzikal film sevdiği için müzikal filmler getirebildiklerini, Nihat Özdemir’in kızı Ebru Özdemir sinemayı çok sevdiği için bu katkıyı alabildiklerini söyleyerek kendilerini savunmuştu. Sonraki yıl Ankara Film Festivali sponsorluk krizi nedeniyle gerçekleştirilemedi.
'Sansüre Hayır' demek yetmez
Festivaller doğası gereği halkla buluştuğu, amacına uygun içerikle gücünü seyircisinden ve sanatçısından aldığı ölçüde başarılı oluyor. Bunu gerçekleştiremedikleri oranda başarısız olmaya mahkûmlar. İçinden geçilen süreçte “krizsiz” festival beklentisini bir kenara bırakmak, sorunların kaynağıyla yüzleşip, sadece “sansüre hayır” demekle geçiştirmeden sorunu ele almak gerekiyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
