Sayfa yolu
2026 Dünya Kupası, 1936 Olimpiyatlarını mı çağrıştırıyor?
Yayın Tarihi: 17.06.2026 , 09:35
Sayısız skandallarla tanımlanmaya devam eden 2026 FIFA Dünya Futbol Kupası artık bir futbol organizasyonun ötesinde saldırgan emperyalizmin gösterisine dönüştü. Bu kapsamda tarihteki en kötü organizasyonlarla yarışır hale geldi. Burada elbette “zirve” 1936 Berlin Olimpiyatlarıydı. Bu yazıda iki organizasyon arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ele alacağız.
Önce biraz arka plan
1933 yılında emperyalistlerin ve Alman sermayesinin desteğiyle iktidara gelen Adolf Hitler ve Naziler derhal hızlı bir silahlanmaya giriştiler. 1933 yılı içinde Milletler Cemiyetinden çıkan Nazi Almanyası, Versay Antlaşmasıyla manda yönetimine verilmiş olan Saar bölgesini yeniden topraklarına kattı. Daha sonra yine anlaşmanın aksine silahlı kuvvetlerde artışa geçti. Britanya, Fransa veya İtalya bu konularda protestonun ötesine geçmedi, hiçbir somut yaptırım olmadı. İngiltere ile olan donanma tonajını sınırlayan anlaşmadan da çıkıldı. Mart ayında Renanya ilhak edildi ve asker konması yasak olan bölgeye ordu birlikleri sevk edildi. Bunun ötesinde Temmuz ayında İspanya Cumhuriyetine karşı başlatılan ordu ayaklanmasını desteklemek için İspanya İç Savaşına müdahale edildi. Artık komünistlerin, Yahudilerin, rejim muhaliflerinin toplama kamplarına atılması sıradan uygulamalardandı.
Benzerlikler
Berlin Olimpiyatları propaganda ve görselliğin öne çıktığı ilk büyük spor organizasyonuydu. Öyle ki Hitler rejimi daha önce görülmemiş şekilde genç Nazi kadın yönetmen Leni Riefenstahl emrine yüzlerce kameraman vererek çekim yapmasını sağladı. “Olimpia” adıyla yayınlanan belgesel türü yapımın oldukça vurucu bir propaganda etkisi vardı. Olimpiyatlar özellikle Batı Avrupa toplumunun kimi uygulamalar nedeniyle tepkisini çeken Nazi rejimi için bir halkla ilişkiler çabası olarak da görülebilir. Bu kapsamda Yahudi karşıtı uygulamalar askıya alınırken siyasi terör faaliyetlerine de ara verildi. Görkemli şenliklerle Berlin, bir Avrupa başkenti olarak lanse edildi, Nazi rejimi meşrulaştırılmaya çalışıldı.
2026 Dünya Kupası ise ev sahipleri ABD-Kanada-Meksika’nın gövde gösterisi yaptığı, maç açılışlarında devasa bayrakların sergilendiği ve tüm takım üyelerinin kol kola ulusal marş söylediği bir format tercih edildi. Stadyumlarda görsel ağırlıklı teknolojik gösterilerin yanı sıra FIFA tarafından yeni uygulanan hakem kameralarıyla teknolojik gelişkinlik sergilenmeye çalışıldı. Bunun ötesinde FIFA tarafından ABD Başkanı Donald Trump’a verilen FIFA Barış Ödülü de ismini cilalamak için hiçbir fırsatı kaçırmayan başkan için bir nimet olmuş oldu.
Boykot meseleleri
Nazi rejiminin toplumsal hayatta uyguladığı baskı rejimi kimi ülkeler ve örgütler tarafından erkenden fark edilerek, kamuoyuna açıklandı. Buna rağmen boykot çağrıları çok etkili olmadı. Cumhuriyetçi İspanyol Hükümeti ve Sovyetler Birliği dışında olimpiyat boykotu gerçekleşmedi. Ancak Türk eskrimciler Halet Çambel ve Suat Fetgeri Aşani’nin Hitler’den gelen tanışma talebini reddettiği biliniyor. ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler olimpiyatlara katılmış ve Nazi rejiminin meşruiyet çabalarını desteklemişlerdir.
Dünya Kupasında da boykot hiçbir onurlu egemen devletin aklının ucundan bile geçmedi. ABD ve İsrail’in hukuksuz saldırılarına kahramanca direnen İran, bir ara kupaya katılmamayı düşünse de, kendi meşruiyetleri ve emperyalizmin sıkışmışlığını ifşa etmek üzere kupaya katılma kararı aldı.
Halkların birliği yalanı
Aryan üstün ırk ideolojisini emperyalist yayılmacılık için kullanan Naziler, sözde olimpiyat ruhundan bahsetseler de diğer sporcuları, özellikle de siyahileri aşağılık ırk (untermenschen) olarak görmekteydi. Bu sporculara her türlü zorluk çıkarılıyor, bazı branşlarda şikeye varan uygulamalarla önleri kesiliyordu. Ancak buna rağmen Jesse Owens örneğinde olduğu gibi siyahilerin aşağılık bir ırk olduğu ve Aryanları geçemeyecekleri efsanesi yıkılmış oldu.
Dünya Kupası da FIFA ve ABD tarafından benzer bir halkların birliği olarak lanse edilse de, emperyalizmin “düşman” olarak kodladığı ülke sporcuları modern işkencelere maruz kalmakta. Ülkeye girişi yasaklanan Somalili hakemin dışında, ABD’deki maçlarına çıkmak için havalimanından doğrudan stada gitmelerine ve maç bitiminde de havalimanı üzerinden Meksika’daki kamplarına dönmeye zorlanan İranlı futbolcuları hatırlamak yeter. İspanyolca konuştuğu için susturulan Real Madrid’in ünlü Brezilyalı futbolcusu Vinicius Jr. ve şehir içinde ilerlerken takım otobüsü onur kırıcı bir şekilde durdurularak spor çantalarında uyuşturucu aranan Uruguay Ulusal takımı da bu örneklerden.
Bununla birlikte, Jesse Owens’ın Nazi Almanyası’nın ırkçı efsanelerini pistte yerle bir etmesi gibi, İranlı futbolcular da tüm engellemelere rağmen sahaya çıktıkları maçta güçlü bir oyun ortaya koyarak puan almayı başardı. ABD’nin ülkeye giriş rejimi nedeniyle kamplarından koparılan, Meksika’ya gönderilen, havalimanı-stadyum-havalimanı güzergâhına mahkûm edilen İran Milli Takımı, bütün bu yorgunluğa ve psikolojik baskıya karşın dağılmadı; tersine çok iyi bir futbolla emperyalizmin spor sahalarına taşıdığı aşağılamaya yanıt verdi.
Üstelik bu yanıt yalnızca skor tabelasında kalmadı. Tribünlerde ABD-İsrail yanlısı şah bayrakları açılmaya çalışılırken, İranlılar bu provokasyonu püskürttü ve kendi büyük bayraklarını tribünlere astırdı. İranlı taraftarlar, ayrıca bir ABD stadında ABD-İsrail'in Minab katliamında yaşamını yitiren kız çocuklarını andı.
Benzerlikler-farklılıklar
1936 Olimpiyatları Nazi Partisi diktatörlüğünde yapılırken ırkçı ideoloji propagandası yapıldı. ABD’de popülist milliyetçilik öne çıksa da henüz ekonomik bir arka plana da sahip olan faşizmden bahsetmek için erken. Ancak baskı rejimi olduğu çok açık, hele siyahi, Hispanik veya göçmenseniz.
Naziler Aryan ırkının üstünlüğünü propaganda edip ispatlamaya çalışırken, ABD aslında çok güçlü olmadığı bir spor branşında temel amaç olarak sermayenin önünü açma peşinde gözüküyor. Ticari gelir, reklam gelirleri, sponsorluk gelirleri derken çok büyük bir pastadan ve prestijden bahsediyoruz. Benzer şekilde Nazi rejimi kendi siyasi gündemini olimpiyatlar sırasında propaganda etse de FIFA, Trump ile yaptığı ittifakın ekonomik karşılığını almış gözüküyor. Tamamen maç sayısının ve reklam gelirlerinin artması amacı güden 48 takımlı kupa, su molaları gibi reklam gelirlerini daha da artıran uygulamalarla ticari bir girişime dönüşmüş durumda. Olağanüstü fahiş maç biletlerini saymıyoruz bile.
Naziler, oyunlarda Yahudi sporcuları olabildiğince dışlamaya çalıştı. ABD de tek taraflı aldığı vize yasağı sonrasında çeşitli ülke sporcularına ülkeye giriş izni vermezken, haksız uygulamalar imza atıldı.
Hem 1936 Olimpiyatları hem de 2026 Dünya Kupası, devasa stadyumlar, şaşalı açılış gösterileri üzerinden muktedir devlet, yıkılmaz rejim, ekonomik güç reklamı yapıyordu. Olimpiyatlar nasıl Nazi propagandasının aracı olduysa, 2026 Dünya Kupası da Trump rejiminin pazarlanması ve “Amerikan tarzı hayat” güzellemesine yarıyor.
Bitirirken hatırlatmak
Her iki örnekte de emperyalistlerin planlarını bozan, insanoğlunun onurlusuna, adil olanına, cesur olanına inancımızın sürmesine yol açan örnekler var. İnsanlığın güzel günler göreceğine inanmamızı sağlayan bir örnekle tamamlayalım yazıyı.
1902 doğumluydu Alman güreşçi Werner Seelenbinder. Spartakist Oyunlar için gittiği Moskova’da sosyalizmi sevmiş ve ülkesine döndüğünde Almanya Komünist Partisi'ne üye oldu. 1933 yılında kazandığı şampiyona sonrasında Nazi selamı vermeyi reddetti. Seelenbinder’in çalıştığı kulüp kapatılınca o da partinin talimatıyla yasal spor kulüplerine giderek çalışma temposunu artırdı. Olimpiyatlar gibi bir etkinliğin Naziler tarafından yapılmasını protesto eden Werner, partinin telkiniyle Nazilere boyun eğilmemesinin örneği olmak üzere olimpiyat oyunlarına katılmaya teşvik edildi. Naziler de Werner’in siyasi fikirlerini biliyorlardı ancak önemli olan madalya almaktı, göz yumuldu. Werner dördüncü olunca Nazilerin madalya hayali suya düştü. İleriki dönemde ülke içinde Nazilere karşı direniş örgütüne katılan Werner, 1942 yılında yakalandı ve 24 Ekim 1944 günü vatana ihanetten idam edildi. Aslında vatanına ihanet ettiği yoktu, tam tersine gerçek vatanını savunuyordu o. Vatanı için verdiği canı savaşın ardından anıldı. Ancak Batı Almanya, içine düştüğü anti-komünist histeri çukurunun etkisiyle Werner’in adını silmeyi tercih etti. Adı bugün Berlin’in doğusundaki çeşitli spor merkezlerinde yaşatılmaktadır.
Günümüzde her türlü emperyalist saldırganlığa, saygısızlığa göğüs geren onurlu sporcuların ilham alacakları çok güzel örnekler mevcut. Onlara güveniyoruz…
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.