Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

1789’dan geriye kalan

Devrim 233 yaşındadır. Yaşamakta, insana umut vermeye ve gericiliği ürkütmeye devam etmektedir. Dünyanın bütün ilericilerinin 14 Temmuz Bayramı kutlu olsun!

Engin Solakoğlu

Yayın Tarihi: 14.07.2022 , 09:18 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Tarih öğreticidir

Karl Marx Fransız Devrimi’ni “gerçek ve devasa bir devrim”1 olarak tanımlar. Büyük Düşünür, 1848’de kaleme aldığı bir gazete makalesinde, 1789 Devrimi’nin bir Burjuva Devrimi olduğunun altını çizer ama burjuvazinin aristokrasiye karşı kazandığı zaferin aynı zamanda feodal haklara karşı burjuva hukukunun, batıl inanca karşı Aydınlanma’nın ve bölgeciliğe karşı ulusal bilincin de zaferi olduğunu vurgular.

Büyük Fransız Devrimi için kabul edilen tarih 14 Temmuz 1789. Devrim bir günde olmadığı gibi, bir günde de bitmemiştir ama önce Fransızlar sonra da dünya halkları, Kraliyet rejiminin zindan olarak kullandığı Bastille Kalesi’nin yıkıldığı günü Devrim’in yıldönümü olarak kutlamayı seçtiler. Tarihçiler ise daha titiz davrandılar bu konuda ve Fransız Devrimi’nden söz edildiğinde 1789-1799 arasındaki 10 yılı esas aldılar.

“États généraux” adıyla bilinen parlamentonun 5 Mayıs 1789’da toplanması deyim yerindeyse Devrim’in başlama vuruşu kabul ediliyor. Bu parlamentonun özelliği Fransa’da toplumun üç kesimini temsil eden Aristokratlar, Din adamları ve geriye kalanların temsilcilerinden oluşmasıdır. Biz bu son gruba halk da diyebiliriz ama temsilcilerin ezici çoğunluğunun Avukat, Doktor gibi meslek erbabı ile ticaret/sanayi burjuvazisi olduğunu aklımızdan çıkartmadan.

Fransız Devrimi’nin bir dönem olarak sona erdiği tarih ise Napoleon Bonaparte’ın Brumaire darbesini gerçekleştirdiği 9 Kasım 1799. Devrim dönemi sona ermiştir ama Bonaparte’ın diktatörlüğü döneminde bile kim kavramları ve kazanımları canlıdır. Cumhuriyet’in parlak bir topçu subayı olarak yetişen N. Bonaparte kurduğu rejime imparatorluk adını verir ama orduları gittikleri bir çok yere Cumhuriyet taşır. 

1789-1799 arasındaki on yıl çok çetin geçer. Avrupa’nın bütün monarşileri Devrim’i ve kaderini eline almaya çalışan Fransa halkını boğmak için seferber olurlar. Fransız Devrimini yapan halk ve onun ordusu her savaşı kazanamaz ama önce Avrupa halklarının, giderek de özgürlük, bağımsızlık arayışındaki bütün dünya halklarının zihinlerinde kesin bir zafer elde eder.   

1792’de bestelenen ve 1795’te Fransa Milli Marşı olarak kabul edilen "La Marseillaise", düzen her gericileştiğinde yasaklanır ama her seferinde geri gelir. 1879’da ise kalıcı olarak benimsenir. Devrim’in düsturu olan “Liberté, Egalité, Fraternité” yani Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik sözcükleri zaman içinde dünyanın birçok halkı tarafından kendi dillerinde tekrarlanır. Bu düstur ve “La Marseillaise” marşı  II. Abdülhamit istibdadının paldır küldür yıkıldığı 1908 yılında Osmanlı topraklarında yankılanır örneğin. “La Marseillaise” Enternasyonal’in, Temmuz Devrimi, Ekim’in habercisidir.

Fransızlar dünyada sevilen bir halk değildir. İtici bulunurlar. Sömürgecilikleri, kibirleri haklı olarak kınanır.  Yine de dünyanın bütün ilericileri iki yüz yıldır Fransız Devrimi’ni ve onu gerçekleştirenleri sevgi ve saygıyla anımsarlar.

Fransız Devrimi deyince akla birkaç isim gelir. Danton, Marat ve Robespierre. Biraz daha derine girenler Babeuf’ü bilirler. Jakobenizm denilen siyasi ideoloji Devrim’in mirasıdır. Bakmayın liberal ve İslamcı lafazanlıklara; Jakobenizm Devrim’in ve bütün devrimlerin temel taşı, Fransız Devrimi’ni insanlık tarihine silinemez şekilde işleyen nakkaş kalemidir. Jakoben deyince ilk akla gelen isim olan Robespierre’in Devrim dönemindeki lakabı “l’Incorruptible”dir. Ne gariptir ki, bu sözcüğün dilimizde tek ve kapsayıcı bir karşılığı yoktur. Dürüst, ahlakı bozulamaz, rüşvet yedirilemez gibi tanımlarla ancak açıklanabilir. 

Jakoben Robespierre yalnızca 36 yıl yaşamış ama Sevgili Nevzat Evrim Önal’ın mutlaka okunması gereken son kitabının başlığındaki soruya yüzyıllardır geçerliliğini koruyan bir yanıt vermiştir. İnsanoğlu doğuştan bencil değildir. Devrimci ve jakoben bir insan kendi çıkarını düşünmez, ne rüşvetle ne tehditle yolundan döndürülemez ve ihanete sürüklenemez. Robespierre dürüsttür, devrimcidir, jakobendir ve bana sorarsanız Lenin’in habercisidir.

Devrim’in bir başka figürü olan Babeuf ise, Marx ve Engels’in yazdıklarına bakılırsa Komünizm’i haber veren bir düşünür, Rosa Luxembourg’a göre ise proleterya devrimciliğinin atalarındandır.  

Fransız Devrimi’nin ayrıksı ve çağ açan özelliklerinin bulunması onu tarihsel bağlamından kopartmak için bir gerekçe teşkil etmez elbette. Kral devirmek ve kellesini uçurma şerefine ilk nail olanlar daha 1649’da İngilizler’dir. Monarşik bir sömürge düzenini değiştirip yerine Cumhuriyeti koyanlar ise Amerikalılar. Fransız Devrimi’nden altı yıl önce. Her iki tarihsel olayı da Devrim olarak tanımlamadığımıza göre Büyük Fransız Devrimi farklıdır. 

Fransız Devrimi Aydınlanma denilen sürecin siyasi bir sonucu olarak görülmelidir. Tarihçi değilim ama bana göre Aydınlanma aklın, dini ve benzeri boş inançları iktidarlarına payanda kılmak isteyen kurumları tarihte ait oldukları yere göndermek suretiyle insanı özgürleştirmek için benimsediği bir ülküyü ifade eder. Aydınlanmanın uç verdiği Avrupa için bu kurumlar Kilise ve Aristokrasidir. Fransız Devrimi’nin başarısı ise bu ülküyü eski deyimle kuvveden fiile çevirmesi, hayata geçirmesidir. 

Bu noktadan bakıldığında, Devrim’in en önemli özelliği ve mirası “anti-klerikalizm” diye ifade edilen tutumdur. Bu tutumun tam açıklaması dine değil, dinsel otoriteye, dinsel kurumsallığa karşıtlıktır. Devrim kimin neye inandığıyla ilgilenmez ama bununla ilgilenenlere, bu inançlardan iktidar devşirenlere, insanı göksel dayanaklarla sömürenlere de göz açtırmaz.  Büyük Fransız Devrimi’ni insanlık açısından eşsiz kılan unsurlardan biri de bence bu anlayışıdır. Hepimizin anlayacağı dilden söylersek, insanca yaşamak için muhtaç olduğumuz Laiklik Fransız Devrimi’nin ürünüdür. 

Fransız Devrimi defalarca içeriden ve dışarıdan karşı devrim güçlerinin saldırısına maruz kalır. Krallar, Aristokrasi ve Kilise Devrim’de ellerinden giden topraklarını halktan geri almak için ülkeye işgal ordularıyla dönerler. Burjuvazi ihanet eder, baldırı çıplak denen emekçiler direnirler. Rejim sağcılaşır, Komün kurulur, “vatan, millet, İsa” sakızı çiğneyen Burjuvazi düşmana teslim olur, Allahsız, kitapsız ve vatansız denilenlerden oluşan Komün savaşır, an gelir bir duvarın önünde ayakta ölür. Emekçilerin ürettikleri toplar Montmartre tepesinden emeğin ve aklın düşmanlarına yeryüzünde cehennemi yaşatır. Komün yenilir ama Devrim’in üç anahtar sözcüğünden biri olan özgürlüğün, eşitlik ve kardeşlik olmadan bir anlam taşımayacağını da hepimize öğretir.

21. yüzyılda Fransa ve Devrim

Devrimlerin geriletilebileceklerinin ama ortadan kaldırılmalarının çok güç olduğunun yaşayan kanıtıdır Fransa. Nitekim, son seçimlerde bütün dünyadaki ilericileri umutlandıran NUPES (Nouvelle Union Populaire Ecologique et Sociale – Halkçı Çevreci ve Toplumsal Yeni Birlik) deneyiminin tarihsel kökleri Komünden geçerek Büyük Fransız Devrimi’ne kadar uzatılabilir. 

Seçimlerde kabaca oyların dörtte birini elde eden NUPES Fransız Halkına sosyalizm vaat etmemektedir. NUPES, Marx veya Lenin’den dem vurmamaktadır ama benim bu satırları yazdığım günlerde bile milletvekilleri Ulusal Meclis konuşmalarında Jakobenlere ve özellikle de Robespierre’e atıfta bulunmayı ihmal etmemektedir.  

Dergilerde yazdığına göre Fransa’daki en zengin 500 kişinin serveti halkın genelinin yoksullaştığı salgın ve yüksek enflasyon döneminde bile yıllık yüzde 5 artışla 1 trilyon Avro’ya ulaşmıştır.  NUPES bu servetleri kamulaştırmayı değil, daha yüksek oranda vergilendirmeyi, buradan elde edilecek kaynakları emekçi halkın refahı için kullanmayı savunurken, sağ kesimden duyulan itirazlar ana fikre değil oranların yüksekliğine yöneliktir. Buradan bakarak diyebiliriz ki, Fransa’da zengin ve ayrıcalıklı olmak hâlâ ayıptır. ABD’nde ve İngiltere’de olduğu gibi zenginlik başarının değil, birilerinin hakkını çiğnemiş olmanın, bir yerde bir fırıldak çevirmiş olmanın, dürüst olmamanın ya da bütün bu haltları yemiş birinin mirasçısı olmanın  işaretidir. Devrim’den 233 yıl sonra dahi “Incorruptible” Robespierre’in gölgesi Paris’te dolaşmaktadır.

Devrim 233 yaşındadır. Yaşamakta, insana umut vermeye ve gericiliği ürkütmeye devam etmektedir. Dünyanın bütün ilericilerinin 14 Temmuz Bayramı kutlu olsun!

  • 1K. Marx, « Die Deutsche Ideologie », 1846, Berlin, Dietz Verlag, 1960, p. 92.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.