Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

12 Eylül nasıl yargılanır: 42 yıl, 7 ay, 15 gün sonra...

"Hedef bellidir: Akepe eliyle yıkılan Cumhuriyet’in yerine taptaze bir Sosyalist Cumhuriyet kurmak ve darbelerin asıl suçlularının, sermaye sınıfının iktidarına son vermek."

Cemil Fuat Hendek

Yayın Tarihi: 14.09.2022 , 08:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Sosyalistleri, komünistleri, her akımdan devrimcileri ve Kürt ulusalcılarını bir yana bırakalım; insanlıktan nasibini almış herkesin lanetle anması gereken bir yıldönümünü daha arkada bıraktık.

Geçenlerde soL TV’de Işıl Özgentürk’le Devrim İçin Hareket Tiyatrosu üzerine bir söyleşiyi üzülerek izledim. Hep birlikte, “Jandarma biz sosyalistiz/ Dostuz yalnız biz sana” diye türküyle çağırdıkları jandarmanın onlara el değil, süngü uzattığını anlatıyordu.

O günleri anımsayanların akıllarında yığınsal tutuklamalar, akıl almaz işkenceler, idamlar ve tabii hepsinin tepesinde, dişlerinden kan damlayan ABD’nin “bizim çocuklar”ı, havacı, karacı, denizci generaller ve faşist Evren var. Ya geri kalanlar?

Bu düzende yargılanamazlar

En sondan, AKP’nin “yargılayacağız” iddiasıyla izin verdiği 12 Eylül davasından başlayalım. Hani şu liberal şaşkınların da -gericiliğin her türden yalanına olduğu gibi- bu yalanın da peşine takılarak heyecanlandıkları, umutlandıkları dava.

TKP, bu davanın düzmece olduğunu, "Akepe" iktidarında bunların yargılanamayacağını iddia etmişti. Nitekim de öyle oldu. Evren ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Şahinkaya duruşmaya gitmek tenezzülünde bile bulunmadılar. Çıkan karar uygulanamadığı gibi, her ikisi ölünce temyiz aşamasında düşmüş oldu. Bir zaman sonra da davanın tüm savcı ve hakimleri meslekten men edildi.

Bu dava önemli değil. Önemli olan, 12 Eylül’ün henüz yargılanmamış olmasıdır. Tabii takvim yapraklarından birinin yargılanması söz konusu olamayacağına göre, kasıt 12 Eylül faşist darbesinde aktif görev alanların yargılanmasıdır. Gelecekte kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğini bildiğimiz bu dava kuşku yok ki, bir “dava devi” olacaktır.

Upuzun bir davalılar listesi

Kimdir yargılanacak olanlar? Eminim, herkesin hemen aklına gelecek olan liste oldukça uzundur: Tabii en başta tepedeki generaller... Onların altında canla başla hizmet gören MİT ve emniyet teşkilatının başındaki, adı belli kişiler... Sıkıyönetim mahkemelerinde idamlarla kalemini kıran, ortalama insan yaşamı için kabul edilemeyecek ağır hapis cezaları kesen, NAZİ Almanyası’ndaki hakimlerin izinde yürüyen cüppeli faşistler... CIA araştırma laboratuvarlarında “bilimsel metotlarla” saptanmış işkence yöntemleri üzerine derslerini ezberleyerek bunları tutuklulara, esirlere canla başla ve zevkle uygulayan yüzbaşısından, üsteğmeninden sivil gardiyanına dek tüm döküntüler... Sanırım, bazılarımız devlet aparatının en tepesine oturtulan kimi sivil bürokratları da unutmayacaktır... Aslında keşke böylesi bir “Ortak Liste” hazırlansa ve herkes aklında kalan tüm isimleri ve simaların tarifini buna eklese.

Bitti mi? Hepsi bu kadarcık mı? Hayır!

...

Saymaya devam etmeden bir parantez açayım: Faşizme sadece kanlı, baskıcı bir iktidar olarak bakan ve onun sınıfsal arka planını göz önüne almayanlar için mesele bunlardan ibarettir. Ve bu eksiklik, sınıfsal bakıştan uzak bir körlüktür ve içinde tehlikeler barındırmaktadır.

...

Darbeyi kimler yaptı, kimler yaptırdı?

Parantezi kapatıp devam edelim: Efendim, ordu ülkede yükselen teröre karşı yönetime el koymuş(muş). Bu yalanı çöpe atalı çok yıllar oldu. Darbenin asıl odaklandığı hedefte 70’li yılların ikinci yarısında hızla bilinçlenen, örgütlülüğü ve mücadele azmi her gün biraz daha yükselmekte olan işçi sınıfı olduğunu biliyoruz. Yani, aslen tüm faşist darbelerde olduğu gibi, finans oligarşinin çıkarlarını korumak ve daha da genişletmek için yapılmıştı. Yani, Soğuk Savaş’la birlikte Güney Amerika ve Afrika’da CIA’nın parmağıyla gerçekleştirilen benzerlerinde olduğu gibi, arka planda yerli büyük sermaye ve ortaklık ettikleri emperyalist odaklar yer almaktaydı. Burada finans sermayenin “en” falanı diye ayırım yapmıyorum. Birçok ülkedeki benzerlerinin istisnasız tümünde olduğu gibi, Türkiye’de de ayırımsız hepsi darbeden sonra sevindiler, rahat bir nefes aldılar ve çapları ölçüsünde nemalandılar.

Öyleyse?

Demek ki, listeyi tamamlamak için gözü dönmüş, ellerinden ve dişlerinden kan damlayanların gözümüze perde çekmesine izin vermeden, o çevrelere de bakmak zorundayız. Bu bakışla önümüzde belirecek olan resimdeki portreler bellidir: Orada, ülkemizdeki sermaye birikiminin, üretim, ticaret ve bankacılığın dev bölümünü kasalarında toplamış, ortalıkta dolaşan politikacıları da yönlendiren her kim/kimler varsa... İşçi sınıfının ve emekçi yığınların yükselen hareketliliğinden, onun yanında yer alan aydınlardan, gençlik ve kadın örgütlerinden korkmaya ve sızlanmaya başlayan, bunlara karşı arzuladıkları önlemleri alamadığı için hükümetten ve düzenin politikacılarından şikayet eden büyük patronlar...

Sözde “istikrar programı” olarak sunulan 24 Ocak Kararları’nı hazırlayan Turgut Özal, ona görev veren hükümetin başı Demirel ve şerikleri, bunları “sehven” destekleyen Erbakan ve gerici taifesi ve diğerleri... Topu birden onların temsilcileriydi.

İşin aslı şuydu: Bu yıldönümünden 42 Yıl, 7 ay, 15 gün önce bu programı ilan ettiren büyük sermaye çevreleri, “Ordu, ilk hedefin işçi sınıfıdır!” diyerek darbe emrini vermiş oldu. Çünkü o dönemde “sivil” siyasetteki dengeler, geçerli yasa ve kararnameler, aksayarak da işleyen bir dizi kurum çerçevesinde bu kararların hemen hayata geçirilemeyeceği açıktı. Öylesi bir dönüşümün dolaysız, baskıcı bir düzene gereksindiğini hepsi biliyorlardı.

Suçlular listemizin en başına işte o sermaye çevreleri ve emperyalist odaklardaki ortakları kaydedilmelidir.

Tehlike nerede?

Darbenin asıl özendiricilerini görmezden gelmenin tehlikeler barındırdığına değinmiştim. Bir kere, bu saydığımız kişilerin hemen hemen tümü artık bu dünyayı kirletmeyi bıraktıkları için düzene sadık birileri bundan istifadeyle, “sanık sandalyesine oturtulacak kişiler kalmayınca böylesi bir davanın anlamsız olacağını” iddia edecekler. Dahası, soyut olarak en geniş şekilde “büyük sermaye çevrelerini mahkemeye vermenin saçma olduğunu” da öne sürecekler. Tabii “uluslararası emperyalist çevrelerin mahkeme önüne çıkarılmasının olanaksızlığından” da dem vuracaklar. Böylece davayı unutturmaya çalışacaklar. Ve bu düzen devam ettiği sürece, baş sorumluların her gereksindiğinde yeni darbeler gerçekleştirmeleri, faşist iktidarlar, baskıcı hükümetler kurmaları tehlikesi devam edecek.

Mahkemeden önceki işimiz

Bunlar iktidarda olduğu sürece darbenin, onu gerçekleştiren maşaların ve asıl perde arkasında duran güçlerin yargılanamayacağını daha 2012’de biliyor, söylüyorduk. Ondan daha önce yapılması gereken işlerin, varılması gereken en önemli hedefin ne olduğunu da en başından bu yana biliyoruz. Bunu işçi sınıfına, emekçi halkımıza anlatmaya çalışıyoruz. İşçileri, emekçileri, gençleri, kadınları, aydınları bu hedef doğrultusunda örgütlenmeye çağırıyoruz. Hedef bellidir: Akepe eliyle yıkılan Cumhuriyet’in yerine taptaze bir Sosyalist Cumhuriyet kurmak ve darbelerin asıl suçlularının, sermaye sınıfının iktidarına son vermek.

Ya mahkeme?

İşte o zaman tüm suçlular toplu olarak bir halk mahkemesi karşısına çıkarılacaklar. İşçi sınıfına ve emekçi halkımıza karşı işledikleri tüm suçlardan yargılanacaklar. Alacakları ceza bellidir: Yerliler bu toprakların tarihinin çöplüğüne atılacaklar. Emperyalist ortakları da zaten çoktan tüm kurumlarıyla birlikte bir daha geri gelemeyecek şekilde geldikleri yere kovulmuş olacaklar.

Belki o zaman Özal’a yaptıkları anıt mezarı da bir “İşçi Düşmanlarının İbret ve Utanç Abidesi”ne dönüştürür, eğitim alanı olarak gelecek nesillere açarız.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.