Kemeraltı'nda bir atölye
Bir şehrin “yaşadığını” nasıl anlarız? Sadece sokak lambalarından, taş kaldırımlardan, yollardan değil; başka şeylerden oluştuğunu, kalbinin attığını, istese ayağa kalkıp yürüyeceğini neresinde hissederiz?Esnaf çarşıları bu yerlerden biri. İstanbul’da belki burası için “Eminönü mü, Karaköy mü?”, Ankara’da “Ulus mu, Kızılay mı?” diye tartışmak mümkün ancak konu İzmir olunca akla tek bir yer gelir: Kemeraltı.
Kemeraltı’nda zaman hızlı akar, şakası yoktur. Sabahtan girersiniz bir ucundan, eğler sizi; sonra gözünüzün yaşına bakmaz, akşama fırlatır atar diğer taraftan. Hele tezgahların sıkıştırdığı, kalabalık ve telaşla yoğrulmuş sokaklarının arasından geçip giderken biraz yavaşlayıp havasını içinize çekmeyegörün, ciğerlerinizin dibine kadar dolduruverir yaşamı.
Türlü türlü insana rastlamak için biraz dolaşmak yeterli: Sokak aralarında sırtında güğümü, neşesini saça saça giden şerbetçisi; ağız dolusu küfrede küfrede kaldırımın karşısındaki esnafla şakalaşıp çayını höpürdeten perdecisi; esnafla kıran kırana pazarlık yaptıktan sonra “hakkını helal et” diyen düğüncüsü... Hepsi beş dakikalık mesafede.
Öte yandan çarşının bilinmeyen dehlizleri de mevcut: Atölyeler. Aslında tezgahları dolduranlar biraz da buralarda üretiliyor. Ancak bu mekanları fark etmek için biraz daha dikkatli bakmak gerekiyor. Numarasız, boyası dökük, ardına kadar açık bir demir kapı veya sanki çıkmaz gibi görünen daracık bir sokak; çoğunlukla Kemeraltı’nın parıltısını bozmasın diye bu atölyeleri saklamaya çalışıyor. Tıpkı vitrindeki süslerin, atölyedekilerin emeğini görünmez kıldığı gibi.
Biz ise emeğin peşine takılıyoruz. Onu saklandığı delikten çıkarıp görünür kılmaya...
Fotoğraflar: Okan Gönen
16.01.2026, 10:37
.
.
.
.
.
.
.
.
.