Dökümhanede
Alevler, eriyen metaller, yükselen dumanlar ve bunların arkasında çalışan işçiler… Sarı ve kırmızı renklerin, insan bedenindeki dansı… Sıcağın en somut hallerinden biri…Sadece birkaç fotoğraf çekmek amacı ile gitmiştik ilk kez dökümhaneye. Amacımıza da ulaşmıştık aslında kısa bir süre sonra. Ama yapılan işin ne kadar büyük bir emek gerektirdiğini gördükçe, onların çaylarını, sohbetlerini, sevinçlerini, üzüntülerini paylaştıkça, sadece birkaç güzel fotoğraf elde etmekten çıkmaya başladı amacımız.
Dökümhanede bir gün… Kumun elenmesi, kalıpların yapılması, pikin, sferonun, çeliğin, hurdaların eritilmesi ve eriyen metallerin potalara aktarılması, potalardaki erimiş metalin süratle kalıplara dökülmesi, bu sırada yaşanan büyük telaş, koşturmaca, bağırmalar ve sonrasında kısa süren çay sohbetleri, küçük kestirmeler ve yeniden pik, sfero, çelik, alevler, yükselen dumanlar… Her gün defalarca sahnelenen bir oyun gibi. Ama kendine özgü kuralları olan, güç, çabukluk ve bilgi isteyen zor bir oyun…
Altmış beş yaşındaki Mahmut Usta “hele oğlumu da evlendireyim, sonrasında bırakacağım bu işi yavaş yavaş” diyor ama bunu söylerken o da biliyor, oğlu evlendikten sonra çalışmak için başka bir nedeni olacağını… Dökümhanenin bir köşesinde baktığı güvercinlerine koşuyor Yusuf en küçük fırsatta, sonrasında da köpeğine… Yaşından çok daha fazlasını gösteren otuz beş yaşındaki Mehmet Usta, cüzdanından çıkardığı kızının fotoğrafını gösterirken onu okutmak gerektiğini anlatıyor… Ramazan her çay molasında Hasan'ı kızdırıyor, Hasan Ramazan'a saldıracakken diğer arkadaşları onu engelliyor kahkahalar arasında... Bir gün daha böyle geçiyor dökümhanede…
Hatırını sorduğumuzda “Allaha şükür bir iş sahibiyiz” diye cevaplıyordu her defasında Hakkı Usta; yaptığı işin zorluğuna, tükenmişliğine bakmaksızın… Ne kadar haklı olduğunu birkaç ay sonra daha iyi anlamaya başlamıştık. Çünkü gittiğimiz bazı dökümhanelerde önceleri haftanın her günü iş yapılıyorken artık haftada iki veya üç gün iş yapılır hale gelmişti. Fotoğraflarını götürdüğümüz işçilerin bazılarına fotoğraflarını veremedik, “işten çıkartılmak” zorunda kalmışlardı çünkü… “Bir yandan iş azalıyor diğer yandan alacaklarımızı tahsil edemiyoruz, piyasada para yok herkes birbirine borçlu, böyle giderse daha ne kadar dayanırız bilemiyorum” diyordu Erdal Usta, her an dökümhaneyi kapatmak zorunda kalacakları endişesini yaşayarak…
“Sıcak” nedir bilir misiniz? Isısı 1400 derecenin üzerinde olan erimiş metallerle kaynaşmadan anlamıyor insan gerçek sıcağı. Eriyen metallerden çıkan gazların insana etkisini anlamak için de bir döküme tanıklık etmek şart. Elbette her işin kendine göre zorlukları vardır. Ama dökümhaneleri görünce “zor iş” ne demekmiş daha iyi anlıyor insan.
Biz bu çalışma ile dökümhanelerin, dökümcülerin bir iş gününü sizlerle paylaşmak istiyoruz ve yaptıkları işin zorluğuna bakmaksızın sahip oldukları iş için mutlu olan Hakkı Ustaları selamlıyoruz…
Fotoğraflar: Ahmet Yakar, Sezgin Güvel
05.11.2025, 00:00