Dağların yükünü taşımak
Dağların sessizliği sadece rüzgarın uğultusuyla değil, taşlara çarpan nal sesleriyle de bozulur.Eskiden bu sesler, yaylalara göçen yörüklerin, evini sırtına yüklemiş köylülerin, göçebelerin, göçerlerin habercisiydi. Katırlar ve atlar, yüzyıllar boyunca göç yollarının, hayatta kalma mücadelesinin sessiz taşıyıcıları oldu. Ancak bugün o patikalarda yükler değişti, amaçlar dönüştü ve dağın ekonomisi yeni bir biçim kazandı.
Artık dağ yollarında hayvanların sırtına vurulanlar sadece kıl çadırlar ya da erzak çuvalları değil. Turizmin yükselişiyle birlikte, bu kadim taşımacılık şekli yeni bir sektöre dönüştü. Kampçıların çadırları, dağcıların ağır çantaları, şehrin uğultusundan kaçanların malzemeleri şimdi de bu hayvanların sırtında zirveye tırmanıyor.
Bu durum, dağcılık camiasında bitmek bilmeyen bir etik tartışmayı da beraberinde getiriyor: "Gerçek dağcı yükünü kendi taşır mı, yoksa katıra mı verir?" tartışmaları devam ederken bu mevzu bölgedeki köylüler için mesele çok daha basit ve hayati: Ekmek parası.
Köylüler, bu tartışmaların gölgesinde, gelecek üç beş valizin ya da büyük bir kamp yükünün peşinde. Her bir katır veya at sahibi, sadece bir taşıyıcı değil, aynı zamanda bu zorlu coğrafyanın fahri rehberi. Patikaları ezbere bilen, havanın ne zaman döneceğini sezen bu insanlar, turistik bir hizmetin ötesinde, dağın hafızasını da taşıyorlar.
Pazarlıklar ise her zaman gidiş ve dönüş üzerinedir. Çünkü dağa çıkan her yük, elbet geri inmek zorunda. Bu fotoğraf seçkisi, Ağrı Dağı ve Aladağlar'daki modern zamanların turistik talepleri ile dağ köylüsünün geçim mücadelesi arasında sıkışıp kalan o anları, dağın gerçek yükünü çekenleri ve patikadaki değişimi belgeliyor.
Fotoğraflar: Emel Altay Çay
24.11.2025, 12:41