Fidel Castro: Mücadele etmek için yaşamak

Küba Devriminin tarihi önderi Fidel Castro, Moncada y Carlos Manuel de Cespedes Kışlasına saldırının 60. yıldönümü kutlamalarına katılan devlet başkanı ve yardımcılarına hitaben bir mesaj yayınladı. Juventud Rebelde'de yayınlanan mesajın tam metnini okurlarımızla paylaşıyoruz.
Salı, 30 Temmuz 2013 13:39

Fidel Castro - Mücadele etmek için yaşamak (Çeviren: Ogün Eratalay/Prensa Latina)

Sevgili dostlar,

26 Temmuz Cuma günü Santiago'daki Moncada Alayına ve Bayamo'daki Carlos Manuel de Cespedes Kışlasına düzenlenen saldırının 60. yıldönümü. Ağır bir sömürüye maruz bırakılan küçük ülkemizin yarım kalmış olan bağımsızlık mücadelesinin devam ettirilmesi iradesiyle yapılan kavganın bu önemli dönüm noktasını bizimle birlikte hatırlamak için çok sayıda uluslararası delegasyonun Küba'ya gelmeyi planladığını biliyorum.

O zamanlar bile devrimci hareketimiz dünyada tartışılmakta olan yeni fikirleri tartışıyor ve onları özümsemeye çalışıyordu.

Tarih boyunca hiçbir olay kendisini tamamen aynı şekilde tekrarlamaz. Amerika'nın kurtarıcısı Simon Bolivar, bir Amerika kurma hayalini dile getirmişti. Bu devlet o zamana kadarki devletlerin en adili olacaktı, başkenti ise bugün Panama Kanalının olduğu yer olacaktı. Yorulmak bilmeyen bu yaratıcı ve uzak görüşlü önder ABD'nin gizli amaçlarını öngörmüştü. ABD'nin tüm Latin Amerika halkları için felaket getirecek olan sözde bağımsızlık adına yapacağı yayılmacılık konusunda uyarılarını yapmıştı.

Küba da tüm Güney Amerika, Orta Amerika ve Meksika halkları gibi kanlı bir şekilde kuzeydeki komşu ülkenin saldırısına maruz kalmış, altın ve petrol kaynakları, muhteşem segoya ormanları, balıkçılık sektörü yağmalanmıştır.

Sizinle birlikte Santiago'daki etkinliklerde olamayacağım, bu konuda doktorların tavsiyelerini dinlemek durumundayım. Ancak buna rağmen görüşlerimi yazarak sizlere iletmek istiyorum.

Birkaç gün önce 2000 yılı 1 Mayıs kutlamaları için yapılan konuşmaları okurken bir paragraf dikkatimi çekti, tam 13 yıl önce yazılsa da hala güncelliğini koruyor. Zaman harfleri silikleştirse de yazılar hiç silinmiyor...

"Devrim büyük bir açık yüreklilikle, zekayla ve gerçekçilikle kavgayı devam ettirmektir hiçbir zaman yalan söylememektir, ahlak kurallarını çiğnememektir, dünyada gerçekleri ve fikirleri yenebilecek hiçbir gücün olmadığına inanmaktır. Devrim birliktir, bağımsızlıktır, hem Küba'nın hem de tüm dünyanın hayalleri için, adalet için savaşmaktır. Devrim yurtseverliğimizin, sosyalizmimizin ve enternasyonalizmimizin kaynağıdır."

İşte şimdi 1953 yılında yaşanan olayların 60. yıldönümündeyiz, tartışmasız çok değerli bir olay. Bir halkın elinde hiçbir şey yokken bir kavga başlatma yaratıcılığının en cesur örneği. Daha sonraki deneyimlerimizin bize gösterdiğine göre kavgayı dağlardan başlatmak daha güvenli olabilirmiş. Moncada saldırısından sonra bu yönlü bir strateji planlamıştık, ancak Santiago'da elimizdeki silahlarla diktatörün savaş makinesine dağlarda karşı koyabilmemiz pek mümkün değildi.

Saldırıya katılan 160 kişi 1200 gönüllünün arasından seçilmişti, çoğunlukla Havana ve Pinar del Rio eyaletlerinden gelen bu gençler Radikal Parti sempatizanları olup küçük burjuva geçmişe sahiptiler, ülkenin her köşesine yayılmış olan muhalif fikirleri benimsemişlerdi.

Benim şahsen üniversite okuma fırsatım oldu, bu dönemde sıfırdan bir siyasi bilincim oluşmaya başladı. Belki anımsamakta fayda var, ilk marksist hücreyi Abel Santamaria* ve Jesus Montane** ile birlikte kurmuş, Franz Mehring tarafından yazılmış olan Karl Marx biyografisini kendimize rehber olarak belirlemiştik.

İnançlı ve sebatkâr kişilerden oluşan Küba Komünist Partisi o dönem uluslararası sosyalist hareketteki değişikliklerden etkilenmiş durumdaydı. 26 Temmuz günü yeniden başlatılan devrimci kalkışma tarihimizdeki devrimci birikimi yeniden açığa çıkardı. İşçi sınıfının savaşçı kimliği, yazar ve sanatçılarımızın fikirleri ve yaratıcılığı yeniden ortaya çıktı. Kendimize devrimci önder diyen bizler onlardan her gün yeni bir şeyler öğreniyorduk. Zaten yeni bir şey öğrenmediğiniz her gün kayıp bir gün demektir.

İnsanoğlu hayata hükmeden acımasız ve sert kuralların bir ürünüdür. Ne zamandan beri? Sonsuz bir zamandan beri, pekiyi ne zamana kadar? Sonsuza kadar. Sorularla cevaplar neredeyse aynı...

Aslında tasvip etmesem de insanoğlunun bu tür sorulara ilahi cevaplar aramasına saygı duyuyorum. Bu soruların sorulmasının ise tarih boyunca her dönemde toplumdaki öfke ve dayanışma eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyorum.

Yapılan saldırı doğaçlama olmasa da bugünden bakıldığında kavganın Sierra Maestra Dağlarından başlatılmasının daha gerçekçi ve güvenli olduğunu görüyoruz. Çok zorlu geçen ve kısmen tecrübesizlik, kısmen alınan talimatlara harfiyen uyulmaması, kısmen de kendimize ve 50 dürbünlü tüfeğimize aşırı güven yüzünden mağlup olduğumuz Alegria de Pio Muharebesinden sonra toplayabildiğimiz 18 tüfekle alçak uçuş yapan savaş uçaklarına direndik.*** Düşman bundan sonra bizi hiçbir zaman şaşırtıp pusuya düşüremedi.

Bundan sonraki kavgamız hep yokuş aşağı oldu, kavganın son dönemlerinde 300 deneyimli savaşçı 70 gün dur durak bilmeksizin 10 bin Batista askerini önüne katarak ilerledi. İki yıl boyunca süren gerilla savaşı sırasında düşman hava kuvvetleri belki sadece 20 dakika boyunca bizi görebilmiştir. Ancak bu durum ABD tarafından geliştirilen teknolojik yenilik ve gerilla karşıtı taktiklerle değişti. Latin Amerikadaki gerici rejimler bu yeni teknolojiye sahip olsalar da halklar devamlı olarak ayaklanacak fırsatları yakaladılar.

Sizler oradaydınız, savaşın ilk muharebesindeydiniz.

26 Temmuzda yaşananlardan sonra bir kamyon geldi ve beni aldı, askeri personelle doluydu, beni aralarına aldılar. Sağımdan başka bir savaşçımızı getirince yerimi ona verdim. Araç gitti, ben yalnız kaldım. Beni caddenin ortasında aldıklarında elimde Browning yarı otomatik silahım ve mermiler vardı, sanırım caddeye bakan yakındaki binanın çatısındaki iki kişiden oluşan makinalı tüfek yuvasını susturmaya çalışıyordum. Çatışma seslerini hala duyabiliyorum.

Ramiro Valdes ile ilk barakalara girebilen yoldaşlarımız burada uyur vaziyetteki askerlerle karşılaşıyor, sonradan anlattıklarına göre hepsinin üzerinde sadece iç çamaşırları varmış.

Abel veya diğer gruptakilerle temas kuramadım ancak hastanenin arkasındaki büyük bina barakalara hakimdi. Olanları bütün açıklığıyla görüyorlar sanıyordum. Belki de o sırada benim ölmüş olduğumu düşünüyorlardı.

Lester Rodriguez'in ekibinde olan Raul olanları büyük bir açıklıkla görüyor ve öldüğümüzü düşünüyordu. Bu ekibin liderlerinden olarak aşağıya inmeye karar verdiğinde asansöre binmiş ve aşağıya geldiğinde hiç direniş göstermeyen onbaşının ve beaberindeki askerlerin silahını almış. Durumu kontrol altına alınca binadan güvenli çıkışın koşullarını sağladı.

Bu sırada beni en çok düşündüren şey Bayamo barakalarını işgal etmeye giden yoldaşlarımızın durumuydu, onlardan hiç haber alamamıştık. Kendi adıma yeterince cephanem olduğu için postu diktatörün askerlerine pahalıya satmak için savaşmaya devam etmeyi planlıyordum.

O anda başka bir araç beni aramaya geldi, yeniden Caney'deki barakalara yönelik bir harekâtla Bayamo'daki yoldaşlarımıza yardım edip edemeyeceğimizi düşündüm.

Caddenin sonunda çok sayıda araç bekliyordu ve bu andan sonra geriye doğru ilerlediler. Ancak beni almakla görevli araç şoförü yoldaş beni almadan geçti ve sabahleyin elbiselerimizi değiştirdiğimiz binaya doğru hareketlendi. Bu sırada silahımı değiştirerek 22 kalibre yarı otomatik bir silah aldım, üzerimdekileri değiştirdim. Birisi yaralı olmak üzere 15 silahlı yoldaşla birlikte yolun kenarındaki dikenli telleri aştık. Diğerleri silahlarını bırakıp araçlara binerek çıkış yolu aramaya başladılar. Benimle birlikte Jeseus Montane ve diğer bazı komutanlar vardı. O aşırı sıcak yaz günü saatlerce yürüyerek Gran Piedra eteklerine ulaşıp Realengo 18 anıtına doğru gitmeye çalıştık. Burası aynen devrimci yazar Pablo de la Torriente**** tarafındna yazıldığı gibidir, yazar burada tek bir tüfekle bir orduya karşı konabileceğini yazmıştır. Pablo, İspanya İç savaşında savaşırken düştü, bu savaşta çarpışan yaklaşık 1000 Kübalıdan birisidir. Eserlerini okudum ama onunla konuşma şansım hiç olmadı, ben okurken o İspanya'ya uçmuştu bile.

Realengo'ya kadar devam edemedik ve tepenin güneyine doğru gittik. Bakır madeniyle aramızdaki dağlık bölge gerilla savaşı vermek için uygundu, burasını bu yüzden tercih etmiştim. Buradan Santiago Körfezinin diğer ucuna geçmeyi planlıyordum, bölgeye okul yıllarımdan beri hakimdim. Küçük grubumuzun yarısından çoğu açlık ve yorgunluktan muzdaripti. Bir yaralıyı başka bir yere nakletmiştik, Jesus Montane ise zorlukla ayakta durabiliyordu. Saldırıda sorumluluk almamış olan ama gayet sağlıklı iki kişi de benimle beraber batı istikametine gelmişti. Ancak en dramatik olaylar henüz yaşanmamıştı. Gruptaki diğer yoldaşlara zaten artık işe yaramayacak olan silahlarını ormanda bırakmalarını ve gecenin karanlığından faydalanarak anayol boyunca bulunan köylülerin evlerine giderek şehirle telefonla iletişim kurmaya çalışmalarını söyledik. Bu arkadaşlar da ordu birlikleri tarafından yakalandılar. Düşman ilerlemekte olduğumuz bölgeyi çok iyi tanıyordu. Şafaktan az önce ağır silahlarla donatılmış bir özel tim ekibinin silahlarının namlularının dürtmesiyle uyandık. Canavara dönmüş suratları büyük bir heyecan içinde parlamaktaydı. Bizi öldü sanmışlar ama anlaşılan emin olmak istemişlerdi. Beni tanımadıklarını fark ettim. Ellerimi bağlayıp bana adımı sorduklarında onlara şakayla karışık bir cevap verdim. Kendilerini kahraman sanan bir tanesi memleketi bizim gibilerden korudukları hakkında bir şeyler atıp tutmaya başladı. Sert bir şekilde onların diktatörün askeri olduklarını, Küba'nın bağımsızlık savaşı dönemindeki İspanyol yağmacılara benzediklerini söyledim.

Askerlerin komutanları siyahi birisiydi ve askerlerini kontrol edemiyordu, sürekli olarak "Ateş etmeyin!" diye bağırıyordu...

Bana dönerek duyulmayacak kadar yavaş bir sesle "Fikirleri öldüremezler, fikirler ölmez" dediğini duydum, sonra da "Çok cesursunuz çocuklar" diye ekledi. Bu sözlerin üzerine ben de ona "Teğmenim, ben Fidel Castro'yum..." deyince, "Bunu kimseye söyleme!" diye çıkıştı.

Bu teğmen o alayın resmi görevlisi değilmiş, Oriente eyaletinde farklı bir hukuki sorumluluğu varmış.

Daha sonra çok önemli olaylar yaşanmaya devam etti.

Yoldaşlarımıza silahları korunaklı bir yere nasıl saklayacaklarını anlattıktan sonra onlara şehirdeki piskoposun çevresiyle nasıl temas kurabileceklerini bildirmiştim.

Santiago şehrinde devrimcilere karşı askerler tarafından uygulanan vahşice baskı yöntemleri çok büyük bir tepkisellik üretmişti, kamuoyu çok büyük bir nefretle Batistacı orduyu reddediyordu.

Şehirdeki piskopos Perez Serantes***** tutsak devrimcilerin hakları için yetkililerle temas ederek yargısız infaz edilmelerine engel olmaya çalışmıştır. Ancak Santiago'daki en üst düzey komutan ise tutuklananların Moncada Kışlasına sevk edilmesini istemişti.

Küba'daki bu gençler 1959 yılı 1 Ocak gününe kadar verilecek olan kavganın ilk neferleriydiler, bir Yanki sömürgesi yönetimine karşı verilen şanlı kavganın ilk neferleri!

Yolun daraldığı ve şehirle Siboney plajının bağlandığı yerde küçük bir kamyon bekliyordu. Teğmen beni şoför ve kendisi arasına oturtmuştu. Bir kaç yüz metre ileride araç durduruldu, durduran komutan esirleri talep ediyordu. Sanki bir bilim kurgu filminin içindeydim, teğmen diğer subayla tartışarak esirleri vermeyeceğini onları orduya değil Santiago Emniyetine teslim edeceğini söyledi. Bu anı çok ilginç bir an olarak hatırlıyorum.

Bu kadar kısa bir zamanda sizlere o anda aklıma gelen fikirleri anlatabilmem mümkün değil.

10 yıl sonra saldırının 70. yıldönümünde bir kitap yazabileceğimi düşünmüyorum. Maalesef hiçkimse saldırının 70, 80 veya 90. yıldönümünün olup olamayacağını bilemeyecek durumda. Rio de Janeiro'daki çevre konferansında belirttiğim gibi insanoğlunun soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu sorundan dolayı iyimser değilim, ancak ne olursa olsun sonsuz uzay ve zaman içinde hayatın çeşitli şekillerde devam edeceğini biliyorum.

Eklemek istediğim tek bir şey var, Küba ve tüm dünya halkları için yeni bir dönem başlıyor:

200'den fazla irili ufaklı, devrimci olan olmayan ülkelerin liderleri hayatta kalmak zorunda. Bu zorlu dönemde adalet ve refahın sağlanması o kadar önemli ki, her ülkenin yönetiminin egemenliği öne çıkıyor, tersi durumda kaos dünyaya hakim olacaktır.

Son günlerde Devrimimize kara çalmaya yönelik girişimler gözlemliyoruz, Küba Devlet Başkanına karşı Birleşmiş Milletler bünyesinde diğer devlet başkanları huzurunda ikili bir oyun oynanıyor.

Her ülkenin egemenlik hakkına müdahale olarak gördüğümüz için imzalamadığımız nükleer silahlanma karşıtı anlaşmalar, nükleer silahlanmadan yana olduğumuz anlamına gelmiyor. Nükleer silah üretme gibi bir gündemimiz yok.

Tüm nükleer silahlara karşıyız. Küçük ya da büyük hiç bir devlet, gezegenimizdeki tüm insanlığı ortadan kaldırabilecek güçte bir silaha sahip olmamalıdır. Halihazırda bu silaha sahip olanların böyle bir gücü vardır. Ölüm korkusu dünyanın hiçbir yerindeki savaşlara engel olamadı. Bugün sadece nükleer silahlar değil iklim değişikliği de yakıcı bir sorundur. İnsanoğlunun bir yüzyıl daha var olup olamayacağı belirsizdir.

Son olarak şimdi Latin Amerikanın ve dünyanın çok önemli bir lideri olan Hugo Chavez Frias'ın anısına Küba'nın, Karayiplerin ve tüm dünyanın selamlarını iletmek istiyorum, hayatta kalma kavgasını kaybetmemiş olsa aramızda olacaktı. O yaşamak için mücadele etmedi, mücadele etmek için yaşadı!

Fidel Castro Ruz

26 Temmuz 2013

06:05

---Çevirenin notu---

* Abel Santamaria (1927-1953) Kışlaya saldırı sonrasında yakalanmış ve ağır işkence sonrasında öldürülmüştür

** Jesus Montane (1922-1999) Saldırı sonrasında Fidel ile birlikte hapse düşmüş, afla serbest kalmıştır. Granma yatıyla Küba'ya çıkan ekip içindedir. Karaya çıkıştan 3 gün sonra 5 Aralık 1956 günü yapılan Alegria de Pio Muharebesinde esir düşmüş, devrimin zaferiyle serbest kalmıştır. Milletvekilliği ve İletişim Bakanlığı yapmıştır.

*** Alegria de Pio Muharebesi (5 Aralık 1956) Granma yatıyla Küba'ya çıkan 82 devrimci daha henüz bir kaç gün içinde rehberlerinin ihaneti sonucu Batista birlikleriyle çok dengesiz bir şekilde çarpışmak durumunda kalmış ve çok ağır kayıplar vermiştir. Ancak tüm olumsuzluklara rağmen kurtulan 22 kişi Sierra Maestra Dağlarına geçebilmiş ve gerilla mücadelesini başlatabilmiştir.

**** Pablo de la Torriente Brau (1901-1936) Kübalı yazar, gazeteci ve devrimci. İspanya İç Savaşına katılmış ve savaş sırasında Franco kuvvetleri tarafından öldürülmüştür.

***** Enrique Pérez Serantes (1883-1968) Katolik din adamı. Küba Devriminden sonra da görevine devam etmiştir.