Alman IG Metall Sendikası’nda skandal

2,3 milyon üyesi bulunan Alman IG Metall sendikasında büyük bir skandal yaşanıyor. Sendika yönetimi, seçimlere Alternatif Liste ile giren ve aralarında Mustafa Efe isimli bir işçi ve sendikacının da bulunduğu 3 kişiyi "bölücülük yapmak" suçlaması ile sendikadan atmaya çalışıyor.
Salı, 17 Ağustos 2010 11:20

Almanya’da ağır sanayi alanında örgütlü IG Metall sendikası, 2,3 milyon üyesiyle dünyanın en büyük sendikası. Önemli bir mücadele geleneği olan IG Metall, 90’lı yıllardan itibaren oldukça uzlaşmacı ve atıl bir çizgiye savrularak yoğun üye kaybı yaşadı. Özellikle son kriz döneminde Merkel hükümeti ile işbirliği içerisinde hareket eden sendika yönetimi, meşruiyetini büyük ölçüde yitirmiş durumda. IG Metall yönetiminin ve sendika bürokrasisinin işbirliği üzerine kurulu yönelimiyle mücadele eden en önemli grup ise, Türkiye kökenli işçi ve sendikacı Mustafa Efe’nin temsilciliğini yaptığı “Alternative Liste” (Alternatif Liste). 15-16 Mart 2010 tarihlerinde Berlin Marienfelde’de yapılan IG Metall İşçi Kurulu seçimlerine, IG Metall geleneğinin aksine ikinci bir liste çıkartarak ve kendi programıyla katılan “Alternatif Liste” yaklaşık %25 oy alarak meşruiyetini kanıtlamış oldu. Hemen ardından Alternatif Liste gurubundan yönetime seçilen 3 sendikacı hakkında, “sendikaya zarar vermek”, “bölücülük yapmak” benzeri suçlamalarla tasfiye edilme kararı alındı. Mustafa Efe, Fehmiye Utku ve Martin Franke’nin tasfiyesine karşı Alman solu ve devrimci sendikacılar bir dayanışma kampanyası örgütlüyorlar.

Seçimlerin listeler değil kişiler üzerinden şekillenmesini eleştiren Alternatif Liste gurubu usule ilişkin tartışmada, demokratik gözükse de programlar üzerinden değil kişiler üzerinden yapılan seçimlerin sadece eski, tanınan işçilere temsiliyet şansı sunduğunu, genç işçileri dışladığını ve sendikal mücadelenin programatik taleplerini önemsizleştirdiğini savunuyor. Sendika yönetimi ise Alternatif Liste gurbunun “dışarıdan yönlendirildiğini” iddia ederek, grubun sosyalizan karakterini karalamaya çalışıyor.

Alternatif Liste programıyla da sendika merkezinin savunduğu çerçeveden pek çok başlıkta ayrışıyor. Alman sendikalarında son yıllardaki programatik tartışmanın merkezinde esnek çalışma, taşeronlaşma ve çırak statüsündeki işçileri kapsayan D-Move statüsü var. IG Metal merkezi işçi sınıfına saldırı anlamına gelen tüm bu ekonomik yapılanmaları desteklerken, Alternatif Liste bu tavrın bir skandal olduğunu yüksek sesle dillendiriyor.

soL gazetesi olarak, Mustafa Efe ile Berlin’de süreç hakkında ufak bir söyleşi gerçekleştiridik.

soL:Bildiğimiz kadarıyla IG Metal içerisinde faaliyet yürüten Alternatif Liste’den 3 sendikacı hakkında uzaklaştırma kararı alındı, bu günlerde Berlin şubesinin konuyla ilgili onayı bekleniyor. Öncelikle kısaca kendinizden bahsedip süreci özetleyebilir misiniz bizim için?
Mustafa Efe: Adım Mustafa Efe, 44 yaşındayım, Daimler fabrikasında işçi olarak çalışıyorum, işyeri temsilcisiyim ve sendikalıyım. Benim de içinde bulunduğum 3 arkadaş hakkında sendikadan atılma teklifi var. Teklif burdaki sendika kurulunda da tartışıldı. Sebebi olarak şunu gösteriyorlar, bizim karşı liste çıkarmamızı sendikaya zararlı bir hareket olarak değerlendiriyorlar. Sendikanın birliğine, gücüne zarar verdiğimizi, sendikayı böldüğümüzü iddia ederek bizi sendikadan uzaklaştırmak istiyorlar.

soL: Alternatif Liste’nin talepleri ve söylemleri nelerdi? Hangi argümanlarla sürece dahil oldu?
M.E: İçinde bulunduğumuz kapitalist krize karşı sendikaların en önemli görevlerinden birisi, işçileri birleştirip kapitalistlerin saldırılarına kaşı mücadele etmek. Malesef bilindiği gibi sendika bürokrasisi sosyal birlik söylemi ile işçi sınıfının hareketini kontrol altına almaya çalışıyor. Biz de diyoruz ki böyle olmaz. Uzun süredir bunu söylüyorduk. Diğer taraftan biliyorsunuz Almanya’da yüksek maaş alan bir aristokrat işçi sınıfı var. Örneğin Mercedes’te çalışanlar, bundan dolayı sendikanın gündemleriyle fazla ilgilenmiyorlar. Ama 3-4 sene önce yeni bir ödeme sistemi getirdiler, herkese aynı ücret ve aynı iş talebi altında. Maalesef öyle değil. Biz de gördük ki örneğin yeni işçi ile eski işçi arasında 700-800 euro ödenek farkı var. Böyle saçma şey mi olur! Ben çocuklarımı, torunlarmı düşünmek zorundayım. Bilinç düzeyi yüksek olan işçi sınıfı bu uyguamaya karşı mücadele etti, mücadele ederken de bizim grubumuza sürekli yeni arkadaşlar geldi. Dolayısıyla dedik ki seçimlerden önce bir kere her şeyden önce içerikleri tartışmamız lazım. Örneğin programı tartışmamız lazım. Birincisi, dedik ki kesinlikle 4 yılın bilançosu ortaya konulmalı, neyi doğru yaptık, neyi yanlış yaptık. İkincisi, kapitalist kriz bitmedi, daha uzun süre sürecek. Bu geçici bir durum. Ve bu krize karşı nasıl mücadele edeceğiz sendikalar olarak, net bir program hazırlamamız lazım. Bu program üzerinde tartışmamız lazım. Hayır dediler. Peki dedik bu liste nasıl oluşacak? Dediler ki sendika olarak bir öneri yapacağız, sendika temsilcileri karar verecek. Dedik ki önce toplanatılar yapalım, tartışalım, üyeler karar versin. Biz ön seçim talep ettik, birlik sendikadan yana olduğumuz için birlikte liste olmasından tavır aldık, ama dışlanmış bir durumda kalınca tartışmaların da merkezinde yer aldık.

soL: Bu kriz sürecine yöneklik sendika bürokrasinin bir programı var mı? Onlar hangi söylemlerle ve taleplerle bu süreci karşıladılar?
M.E: Bana kalırsa sendika bürokrasisinin programı, 1945 yılından sonra sosyal partnerlik çizgisi olarak şekilleniyor. Kapitalizmin çıkarları doğrultusunda devlet, sendika ve işverenler, üçü birlikte hareket ediyorlar. Niye böyle, çünkü sendikaların karşı programları yok. Kazanılan hakların kaybedilmemesi için herhangi bir program sunmadılar. Mesela, şunu diyebilirlerdi, biz kazanılan hakları vermiyoruz, bir saldırı olduğunda mücadele edeceğiz, genel greve gideceğiz, herhangi bir şekilde harekete geçilemedi ve bu üçlü koalisyon birlikte iş görmeye devam etti. Örneğin 2010 yılındaki toplu sözleşmelerde, Almanya’da ilk defa herhangi bir talep olmaksızın, sendika bürokrasisi sermaye ile anlaşmaya vardı. Görüşmeler2009 yılında başlatıldı, diyalog içerisinde, masa başında anlaşıldı ve bize sunuldu. Ben delegeyim, Mercedes’te en fazla oyu aldım sendika üyelerinden, başkandan daha fazla oy aldım, benim bile haberim yok! Üyelerin haberi yok, yukarıdan bir karar geldi, işverenle anlaşılmış, içeriği tam bir skandal, enflasyonu bile karşılayamıyoruz. Sermayenin çıkarları doğrultusunda kararlar alınıyor, sendika bürokrasisinin inisiyatifi ile.

soL: Bu günlerde Berlin şubesinin kararı bekleniyor. Bu süreçte sizler sol siyasi partilerle dayanışma sergilediniz. Diğer sektörlerden sendikaları ve ilerici işçileri de bu direnişe katabildiniz mi?
M.E: Bizi bu soruşturma başlatıldığı andan itibaren harekete geçtik. Dedik ki bir koordinasyon, dayanışma kurulu kurulmalı. Değişik örgütlerden, değişik sektörlerden insanlar geldi, tartıştık. İlk başta sendika bürokratları bu hareketi etkisiz hale getirmeye çalıştılar, tasfiye kararı çıkması söz konusu değildir diyerek. Ancak farkındaydık tersliğin ve sürekli basınla, siyasi partilerle görüşmelerde bulunduk, 1500-2000 imza toplandı değişik işyerlerinden, sadece bizim işyerinde 700-800 imza toplandı. Soruşturma komisyonu bizim üçümüzün atılma kararını önerdiğinde harekete geçtik, biz işçiler olarak bir çağrıda bulunduk, 1 Temmuz Perşembe günü 150-200 kişi ile birlikte IG Metal Berlin şubesi önünde eylem yapıldı. Sadece bizim işyerinden 70-80 kişi geldi, yaz sıcağında o kadar kişinin işyerinden gelip eyleme katılması önemliydi. Normal bir dönemde en az 3 katı olurdu, buna rağmen güzel bir hareketti. Konuşmalardan sonra toplanan imzaları içeriye teslim ettik. 20-25 dakika içerideydik, bürokratlara da çağrıda bulunduk, gelin siz de konuşun dedik, ancak yanaşmadılar. Şimdi süreç nasıl devam edecek, şöyle toparlayabilirim. Bu bizim için bir taraftan büyük bir şans. Böylelikle kamuoyunda bir hareket çıktı. Hiç ummadık insanlar olaydan haberdar oldular. Örneğin geçen diş doktoruna gittim, iki doktor, “bu tasfiye sürecinden etkilenen sen misin?” diye sordular bana. Orta sınıf bile yavaş yavaş bu konunun muhatabı oluyor, an azından orta sınıf içerisinde bu mesele tartışılıyor. Tasfiye tartışması sınıf sendikacılığının gündemlerinin kamuoyuna ulaştırılması açısından faydalı oldu ama, tabi ki hoşlanmadığımız bir durum. Çok enerjimizi alıyor bu süreç, asli görevimizi, işyeri temsilciliği görevimizi yerine getiremiyoruz. Ama buna rağmen arkadaşlarla birebir tartışıyoruz, bizi seçmemiş, tarafsız olan, bilinç düzeyi gelişmemiş Alman arkadaşlar bile, “tamam biz komünist değiliz”, ki bizi hep böyle kötülüyorlar, “ama hayır, doğru değil bu karar” diyorlar. Hizmet sektöründe çalışan arkadaşlar, memurlar da doğru bulmuyorlar bu kararı. Almanya’nın değişik bölgelerindeki işyerleri destek veriyor. Diğer taraftan sendika bürokrasisi kendi bölümlerinde çalışan destekçilerini kontrol altına almaya çalışıyor, bu nedenle bizlere destek sınırlı kalıyor. Buna rağmen başarılı olduğumuzu düşünüyorum. En azından kamuoyunun ilgisini çekebildik. Perşembe günü, eylemin olduğu gün, 3 gazete yer verdi tartışmalara. Tagesspiegel, TAZ ve junge Welt. Bu da Alman kamuoyu açısından yeni bir durum.

soL: Sizler TEKEL direnişini yurtdışından destekleyen ekibin de aktif üyesiydiniz. Buradan bakınca Türkiye’deki sendikal hareketi nasıl görüyorsunuz?
M.E: Biz TEKEL’le ilgili Alternatif Gurup olarak birçok dayanışma toplantısı düzenledik. Benim politik görüşüme göre, sendikalar içerisinde muhalif gruplar kurulmalı. Muhalif guruplar olmazsa, sendika bürokrasisine karşı mücadele etmek mümkün değil. Sendika bürokrasisi oldukça sendikanın asıl görevini yerine getirmesi, Lenin’in söylediği gibi işçileri birleştirip sermayeye karşı mücadele etmesi söz konusu olamaz. Türkiye’de de öyle oldu zaten. TEKEL direnişinin arkasında sendika bürokrasisine etkin bir muhalafet de vardı. Mustafa Kumlu’nun dışlanması örneğin.

soL: Yunanistan’da işçi sınıfının mücadelesi herkesi heyecanlandırdı, “Avrupa’da yeni bir işçi hareketi mi ortaya çıkıyor?” sorusu sık soruldu. Almanya da Yunanistan üzerinden yapılan tartışmlarda krizin bir tarafı olarak yer aldı. Almanya krizi nasıl yaşıyor, işçi sınıfına, size bu süreç nasıl yansıyor?
M.E: Şimdi Yunanistan ve Almanya’da aynı durum söz konusu değil. Yunanistan’daki hareketin gelişmesindeki en önemli faktör, emperyalizmin topyekün saldırısı oldu, işçilere, issizlere, yoksullara hep birden saldırdılar. Buradaki kriz paketi daha çok işsizleri, emeklileri vurdu, işçilere, çalışanlara henüz tam anlamıyla saldırmadılar. Genel bir saldırı olmadı. Emperyalizmin taktiği bu. Bu durumda aynı ölçüde bir kalkışma da yaşanmadı. İşçi sınıfına deselerdi ki, %30 daha fazla vergi ödeyeceksiniz, burada da fabrikalar dururdu. Burada hükümet sendika bürokrasisi ile birlikte bir plan yaptı. Neler yapacaklarına birlikte karar verdiler. İlişkiler öyle yakın ki, mesela Merkel’in doğumgününe katıldı sendika başkanı. Sendika bürokrasisi bu işbirliğini gizleme gereği de görmüyor, kriz döneminde işbirliği gereklidir diyor. Esnek çalışmayı, kısa süreli çalışmayı sendika bürokrasisi savunuyor. Esnek çalışma üzerinden ne yaptılar, devletin kasasındaki parayı sermayeye aktardılar. Krize kadar, 2008’e kadar biriken kar payları ne oldu? Devlet kasasını boşaltıyor, sermayeye aktarıyor, sonuçta her alanda tasarruf yapmak zorunda kalıyor. Bunu sendika bürokrasisi diyor, esnek çalışma, kısa süreli çalışma, taşeronlaşma zorunludur. Bu bir skandaldır! Bunu IG Metal broşürlerinde okuyabilirsiniz. Son dönemde çıkan kararlardan biri, esnek çalışmayı %4’den %8’e çıkartmak. Sendika bu talebi programına alıyor. Dışarıya dönük tartışmalarda esnek çalışma konusunda sessiz kalmayı tercih ederken, programlarına bu talebi alabiliyorlar. Büyük ölçüde yalanla, ufak hesaplarla ve sermaye ile işbirliği üzerinden kurgulanan bir sendikacılık anlayışı. Biz de bu anlayışla mücadele ediyoruz.


soL: Çok teşekkür ediyoruz

(soL - Dış Haberler)