Patronları sendikadan korkup fabrikalarını kapatan Çetaş Cam işçileri vazgeçmiyor

Samsun’daki Okan Grup’a bağlı Çetaş Cam Fabrikası’nın patronu sendikayla toplu sözleşmeye oturmamak için işçilerin tamamını işten çıkarıp fabrikayı kapattı. 25 Eylül’den bu yana direnen 36 cam işçisiyle fabrikanın önünde görüştük.
soL - Belma Nur Kartal
Salı, 01 Ekim 2019 18:11

“Şirket olarak politikamız, çalışanlarımızla takım ruhu oluşturarak sürekli gelişimi sağlamak” yazılı olan internet sitesi, Çetaş Cam Fabrikası’na ait… Fabrikanın patronu, uygulamalarıyla bunda öylesine başarılı olmuş ki, işçiler hak ihlallerine karşı gerçekten de “takım ruhu oluşturarak”, Ocak 2016’da, Kristal-İş’te örgütlenip hak arayışına girdi. Sonrası, hâlâ süren dişe diş bir mücadele…

36 cam işçisinden oluşan bizim “takım ruhu”, onca baskı ve tehtide rağmen boyun eğmeyip sendikadan istifa etmeyi reddedince, patron çareyi iş akitlerini feshedip, fabrikayı kapatmakta buldu. Samsun Kavak Organize Sanayi Bölgesi'ndeki 36 cam işçisi, 25 Eylül’den bu yana, o fabrikanın önünde, sendikalarıyla birlikte gece gündüz nöbette… 

İşçi direnişi duyulur da durmak olur mu? Yola düşme zamanı… Çetaş cam işçilerinin yanındayız, Patronların Ensesindeyiz! soL gazetesi muhabiri olduğumu belirtince yüzünde sıcacık tebessümüyle ilk “Hoş geldiniz” diyen işçinin, “Zaten sizden başka kim olabilirdi ki?” sözüyle, direniş çadırında yerimizi alıyoruz. İşçiler fabrikanın kuruluşunu, ağır çalışma koşullarını, "samimiyetine güvenilen" patronun nasıl patronluğunu gösterdiğini anlatıyorlar. 36 işçiden oluşan direnişçi takımla ve takımın teknik direktörü Serdar Başyiğit’le sohbete başlıyoruz.  

'ÜÇ YILDAN UZUN SÜREDİR MÜCADELE EDİYORUZ'

Serdar Başyiğit: Kristal-İş Sendikası Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı'yım. Okan Grup’a bağlı bir iş yeri burası. Bu fabrikanın dışında şu anda grevde olan Düzce Cam ile Düzce Cam bünyesindeki Birlik Cam var. 2016’da sendikamız Kavak Çetaş da dahil bu üç fabrikada örgütlendi ve yetki aldı. Bakanlık da yetkimizi onayladı ama yasalar çok farklı işliyor. İşverenler itiraz etme taktiğini kullanarak yetki süremizi en azından 1,5 yıl öteleyebiliyorlar. Üç yılı geçkindir mücadele ediyoruz. Mahkemeler uzun sürüyor.

Yasalardan mı kaynaklanıyor, siyasilerin yargı üstündeki baskılarından mı ya da partili Cumhurbaşkanı'nın emek ve grev karşıtı söylemlerinden mi işverenler cesaret alıyor, bunu değerlendirmek lazım. Toplu sözleşme yetkisi alıyoruz, neler talep edeceğimizi belirliyoruz ama ne burada ne Düzce Cam’da işverenle yan yana gelme şansımız hiç olmadı. Düzce fabrikamızda grevimiz 3. ayına girdi. Mücadele sürüyor. Sendikalaşmanın ve örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor.

Çetaş Cam ne zaman işletmeye açıldı, işveren kimdir?

Başyiğit: 2007’de açıldı. İnşaatında çalışan arkadaşımız bile vardı fabrikada…Üç iş yerinin de patronu Okan Grup’a bağlı. Çetaş’ın patronu Kasım Aktaş. Eski yıllarda Şişecam’ın ana bayilerinden biriydi kendisi. Yıllar sonra kendi fabrikasını kurdu Düzce’ye. Esasında sol düşünceli, Sivaslı bir arkadaş ama ne olursa olsun sermaye işte…Şu anda TİS süreci devam ediyor. Başvurumuzu yaptık, masaya gelmediler. “Görüşmeye gelmiyorlar” deyip, İŞKUR üzerinden de davet ettik, yine gelmediler. Bu kez arabulucu talebinde bulunduk, süreç devam ederken fabrikayı kapatma kararı aldı. Burada örgütlü işçi istemiyor. “Ortağımla anlaşamadım” gibi bahaneler sunuyorlar. Karşımızdaki fabrika da onun.

İşçilerin örgütlenmesinden neden korkuyor patronlar sizce?

Erhan Kabataş: Az maaşla işçileri çalıştırmak varken hakkını vermek istemiyor. Bunu geçmişte yaşadık. Bize fazla mesai yaptırıyordu, 8 saat çalışmamız gerekirken… 4 yıl önce bakanlıktan müfettiş geldi. Bunun yasal olmadığını, haklarımızın geriye dönük olarak 5 yıla kadar ödenmesi gerektiğini dile getirdi, bizimle görüştü. Biz de hakkımızı talep ettik işverenden. İşveren bizi kandırdı, yalan söyledi. “Geçmiş haklarınızı verelim ama biraz geri çekin talebinizi” dediler. İşimiz devam etsin diye kabul ettik. Bunun karşılığında, “Sosyal haklarınıza ekstralar koyacağım, bundan sonra 8 saat çalışacaksınız. Bayramlarda  ekstra ücret ödeyeceğiz, yakacak yardımı yapacağız” dediler, kabul ettik. Ama bunu bir sözleşmeye dökmedik.

İşverenin samimiyetine inandık. Asgari ücret biraz yükselse de, bizim ücretler yükselmedi. 6-7 yıl çalışmışlığımız, kıdemimiz var. Yeni giren işçiyle aynı ücreti aldık. Uyardık kendisini. "Hiçbir şey bilmeyen elemandan bir farkınız yok. İşinize gelirse çalışın, yoksa çekin gidin. Benim ücretim bu" cevabını aldık. Bakanlık müfettişi geldiğinde de, bizi şikayet etmekle suçladı. Yapmamıştık oysa... 

Ümit Yaşar: Müfettişin gelişi şöyle; Soma’daki faciadan sonra devlet biraz daha denetlemeye başladı. İlk önce bize 1000 TL teklif ettiler. Daha çok kandırmaya çalıştılar. Biz reddedince, bu fiyat 9-10’a kadar yükseldi ama bizim alacağımız bunun 2-3 katıydı. Biz de bilemiyoruz, hesaplayamıyoruz. Geçmişte olan mesai, 5 yıl önce 5 TL ise şimdi oldu 15 TL… "5 TL’den ödeyelim, bize 1-2 yılınızı hibe edin. 1-2 yılınızı eski ücretten, 3 yılınızı yeni ücretten ödeyelim” gibi teklifler oldu.

Mehmet Polat: Resmi tatillerde mesela ücretsiz çalışıyorduk.

Kabataş: Sonuçta buraya yıllarımızı verdik. Kesim operatörüydüm. Emek verdik. Burada gördüğünüz her arkadaşın ayrı ayrı önemi var. En yeni elemanımız 5 yıllık. Zaten burada işsizlik olduğu için işçilerini özenle seçerek aldı bu adamlar.

'ŞİKAYETLERDEN SONRA SAATLER NORMALLEŞTİ'

Başyiğit: Erhan arkadaşımız örgütlenmede öncü insanlardan biri. Bize TİS yetkisi geldikten sonra temsilci atama yetkimiz var ama daha öncesinde arkadaşımız öncü konumundaydı. Yanında iki arkadaşla birlikte 2019 yılı Şubat ayında çıkışı verildi. 

Kabataş: Sonra bakanlığa şikayet ettik, bir sonuç alamadık. Devlet yasasında şöyle bir durum var: asgari ücretten fazla maaş ödemek zorunda değil. Şikayetlerden sonra saatlerimizi normalleştirdi, çalamadı bizden ama sürekli bize hain gözüyle baktı. Buraya ilk girdiğimde sahile bir kamyon mal gönderiyor, çok mutlu oluyordu. Büyük bir başarıydı onun için. Şimdi haftada 2 kamyon sahile, Samsuna 2 kamyon… Müşterilere “Yetiştiremiyorum, gelin camlarınızı alın” diyordu. Burası kamyon garajı gibiydi. Biz bunu 36 işçiyle başardık. Süper bir üretim oldu ama hiçbir kıymetimiz, hakkımız olmadı. Biz de hakkımızı sendikayla aramaya karar verdik. İşçiyi en iyi savunan Kristal-İş’le tanıştık. Sayımızı önemsemeden gelip destek oldular, yanımızda oldular. 

'İHTAR VERMEDEN ÇIKARDILAR'

Yargı sürecine geçildi. Bakanlıktan kararımız açıklandı, TİS’e oturmamız gerekirken işveren hiçbir şekilde yaklaşmadı. Gözümüzü korkutmak için beni ve iki arkadaşı haksız yere işten çıkardı. Kullandığım makineyi benden başka kullanabilen yoktu. Yanımdaki arkadaşa öğretmiştim. Hiç ihtar vermeden, “Çalışmıyorsun” dedi. İşten çıkarılma kodları var, 34 adet… 29. kod üzerinden yani “Seni uyardım ama çalışmamaya devam ettiğin için işten çıkartıyorum” dedi. Sonucunda işsizlik maaşı ve sigortadan faydalanamıyorsun. Bundan faydalanmamızı bile engelledi. İhbar, kıdem tazminatı da alamıyorsun. 

İŞKUR’la görüştüm. Bu şekilde işten çıkarabilmesi için 3 adet ihtarda bulunması ve noter tasdikli 3 adet de eve göndermesi gerekiyor işverenin. Bunların hiçbirini yapmadı. 11 yıllık çalışanım, bir tane uyarım yok, hakkımda tutanak yok. Ben çıkarıldıktan sonra bazı arkadaşları çağırdı, tehdit etti. “Sana bir hafta süre veriyorum, sendikadan vazgeçeceksin. Yoksa seni de işten atarım” dedi. Başarılı olamayınca, bana çıraklık yapan işçiye, “Sana şu kadar zam, vazgeç sendikadan” dedi. Biz bunun samimiyetine inanmadık. Çünkü geçmişte ne kadar dürüst olduğunu gördük. Başaramayınca günlük baskılar devam etti, sesimizi kimseye duyuramadık. Şikayet ettik bazı bölgelere. 

'ALIN TERİMİZLE FABRİKA BÜYÜDÜ'

Bu durum ne kadar devam etti?

Kabataş: Baskılar eskiden de devam ediyordu ama bize bakanlıktan sendika için yetki gelince yani 4 seneye yakın, tam anlamıyla arttı baskılar… 

Yaşar: Son 3,5 yıl, zam da verilmedi. 2016’da asgari ücret 1300 TL olunca, 9 yıllık işçi olduğum halde yeni gelmiş işçiyle aynı maaşı aldım. Yeri geldi arkadaşların çoğunu cam kesti, yara bere olduk. Tehlikeli ve ağır sanayi üretim yeri işimiz. "Maaşını 1300 TL’den 1450 TL’ye çıkaralım. İki çocuk parası da bunun içinde" dediler. 2019’da devletin verdiği asgari ücrette, devlet %14 uyguladıysa, işveren %12 uyguladı. Benim 90 milyon aradaki fark gitti, 60’a düştü. Üç senedir zam alamıyoruz, 12 senelik temper operatörüyüm. Bir de gitti 90 milyon alacağımdan 30’unu kırpıyor, 50 milyon alacağı olanı da komple siliyor. Muhasebeciye sordum, asgari ücret alan kişi nasıl 2020 TL’ye çıktı, yüzde 14  uygulamadınız? Yok, o 2020’ye çıkmıyormuş aslında, çıkmaz tabii… Devletin verdiği yüzdeyi uygulamayınca, bizden kırpıyorsunuz. 

Başyiğit: Kısacası hakkımızı alamadık. 50 civarı çalışan var, 36 sendikalı işçi var. Son 6 aydır çok ilginç şeyler yaşadık burada. Fabrikaya sendika girince, paniğe kapılıp baskılarını daha da arttırdılar. Erhan ne güzel anlattı, fabrikayı nereden nereye getirdiklerini… Hep bu işçilerin alın teriyle büyüdü fabrika. Anayasa'dan doğan en doğal haklarını istedi arkadaşlar. Hem işe iade davaları hem tazminat davalarımız devam ediyor. Sendika olarak arkadaşlarımızı hukuksal anlamda da yalnız bırakmıyoruz. 

Hiç zam vermeyen işveren “Gelin size zam vereyim, kaç yıllıksın? Sene başına 50 TL vereyim. 10 yıllıksan 500 TL vereyim, yeter ki sendikadan vazgeçin” diyordu. Mevcut siyasi iktidarın Belediye Başkanı yaklaşık bir ay önce fabrikaya geliyor, “Bu fabrikanın yerini verirken buranın işçisini çalıştıracak diye verdim. Sizin haklarınızı alacağım konuşup” diyor, patronla görüştükten sonra çıkışta işçileri tekrar topluyor. “Ben görüştüm verecek zamlarınızı, ha sendikayla almışsınız, ha sendikasız” diyor ama işçilerin sendikal mücadeleye ve Kristal-İş’e olan güvenleri  tam.    

Kabataş: Belediye Başkanı ile işçiler adına ben görüştüm. “Hakkımızı sendika aracılığıyla aramak istiyoruz. Sendikanın taslağını işverenden isteyip inceleyin. Sözleşmeden doğan haklarımız mevcut" dedim. Bu fabrika arazisini ücretsiz verdiniz, devletin imkanlarını da kullanarak bir kamyon üretirken, üretimi arttırıp büyüdü. Karşımızdaki firma da bu fabrikanın (O sırada Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi İYİP’li Ahmet İçli geldi). Son 2 ay baskılar arttı. “Bu işten vazgeçmezseniz sizi öyle bir işten çıkaracağız ki, tazminat da alamayacaksınız. Bütün fabrikalara isim listenizi dağıttık. Kavak’ta hiçbir iş yerine giremeyeceksiniz” diye tehdit ettiler. Organize Sanayi'nin müdürüne de listemizin verildiği söylemleri var. 

'İŞÇİNİN SESİ OLDUNUZ'

Fabrikayı kapatan patron buradan ne umuyor? Aynı sektörde bir daha faaliyete geçmeyecek mi sizce?

Başyiğit: Yasalar zaten işverenden yana. Fabrikayı 6 ay sonra yeni işçilerle açabilir. Sendikalaştığında işçilerin haklarını alacağını bildiği için örgütlenmelerini istemiyor. Düzce’de grev devam ediyor, işverenin ana fabrikası Düzce’de. Düzce’de cam üretiyor, Kavak’ta cam işleme yapıyor. Düzce’de ürettiği camı burada ısıcam şeklinde işleme yapıyor. Size çok teşekkür ediyorum. Bugün Kavak’ta, yarın yine bizim başka direnişlerimizde işçilerin sesi olacaksınız her zaman, biliyorum. 

Görevimiz… Biz de aynı sınıftanız, emekçiyiz. 

Başyiğit: Sendika ve işçi aleyhine para karşılığı canlı yayın yapanları da gördük.  Milli sermayeyle kurulmuş bir şirketi biz sendika olarak batırmaya çalışıyormuşuz. Böyle bir haber yapılır mı? 

Hamdi Demir: Biz işten çıkarılınca, bizden bir emekçi abimiz Belediye Başkanı'nı arayıp, “Başkanım işten çıkartıldık, fabrikayı kapatıyorlar” dedi. Belediye Başkanı ne dedi biliyor musunuz, “Ben size demedim mi, sendikadan vazgeçin diye… Neden vazgeçmediniz?” Arkadaş da diyor ki, “Diyelim ki vazgeçtik, sonra yine işten çıkartırsa bizim arkamızda durabilecek misin?” Kem küm etmeye başlayınca, “Kapat telefonu!” dedi arkadaşımız. Yani özetle, bize sahip çıkan yok. Pazarcılar, esnaflar bile bize cephe almış. Hazır iş yerinde çalışmamışız! 12 yıllık işçiyim. Şu kolum 20 Haziran 2012’de fabrikada kesildi. Kolumdan akan kan arabanın tavanına fışkırıyordu. Beni o şekilde götürdüler hastaneye... Kolum hala uyuşuk, fazla yük taşıyınca yanma yapıyor. 

Kabataş: Burada kesilmeyen arkadaş yok. Ben şu kolumdaki  kesikten kemiği gördüm. Rapor dahi almadım. Geldim, makinemi kullandım. Gece sabahlara kadar çalıştık işin yetişmesi gerek diye… Fabrikamızın kapanmasını hiçbir şekilde istemiyoruz. Bizim amacımız fabrika kapatmak değil. Bizim alınterimizle büyüdü bu fabrika, yetmedi, 70 metre daha uzattı, yine yetmedi, karşımıza bir fabrika daha açtı. 

O fabrikada durum ne, sendikalı işçi var mı?

Başyiğit: 25-30 işçi var. Sendikalı işçi yok. Orayı yeni açtı zaten. Bu sanayide sadece bizde vardı örgütlenme. Bu fabrikadaki örgütlenmeyi gördükten sonra, diğerine bire bir referansla almış. Kendi akrabası, çok yakını, örgütlenemeyeceğimiz bir yapı oluşturmuş.

Kabataş: Aylık cirosu 1,5 trilyondu fabrikamızın. Diğeri de 35 trilyona mal oldu. Dehşet para kazanıyor. Kazanıyorsan bize de ver! 

'FABRİKA AÇILANA, ARKADAŞLAR İŞE DÖNENE KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ'

Direnişin hemen öncesi ve sonrasında neler yaşadınız?

Başyiğit: İşveren bir ay önce yönetim kurulu kararıyla, “25 Eylül’de faaliyetimizi durduracağız” diye noter aracılığıyla kapatma kararını gönderdi zaten, fabrikaya da astı. 24’inde önce 10 işçiye, “Yarın işe gelmeyeceksiniz” denildi. "Fabrikaya gidip tezgahlarınızın başında çalışmaya devam edeceksiniz" dedik. Bütün işçiler büyük direnç gösterdiler. Aynı gün içinde bu kez toplu işten çıkarma yapınca, işçi arkadaşlar fabrika önünde direnişe başladı. Ertesi gün de buraya gelip direniş çadırımızı kurduk. İl jandarmaya gidip hak mücadelesi yapacağımızı ilettim. “Tabii ama taşkınlık olmasın” dedi.  Önlüklerimizi giydik, pankartımızı açıp bir iki slogan attık. Yarım saat sonra jandarma tekrar geldi. “Serdar Bey biz böyle konuşmamıştık, yanlış anlamayın, bize de mülki amirden geldi, en azından şu şapkaları çıkarın, slogan atmayın” dedi. Rahatsız olmuşlar. Kaymakamla konuşmaya çalıştık. Kaymakam da, “Bana valilikten geldi uyarı” dedi. 

Peki nasıl devam etmeyi düşünüyorsunuz, fabrika açılana dek mücadele edeceğiz diyor musunuz? 

İşçiler: Bu fabrika açılana kadar mücadele etmeye kararlıyız! 

Kabataş: Cam işlemek öyle bir şey ki, iş kazası geçirmesen bile kesilip havada uçuşan cam zerreleri akciğere yapışıyor. İnsan sağlığına çok zararlı… Bunun tozu var, sesi var, insan sağlığına zararlı her şey var. Emeğimizin karşılığını neden vermiyorsun? Yasalardaki boşluğa güvenerek, “Ben bunu işten atarım, devletten işsizlik maaşını alamaz, tazminatını da ödemem. İsimlerini de veririm, Kavak’ta iş bulamazlar. Geride kalan işçiler de korkup vazgeçerler” amaç bu… Kesinlikle  yılmayacağız. Eylemlerimize devam edeceğiz. Yasal çizgiyi geçmeden, yasa dışı bir şey yapmadan hakkımızı arayacağız. Bizi işten çıkardığı gün bile çok iş vardı içeride. Belki 30 tır dolusu camı vardı, makineleri Avrupa standartlarında trilyonluk makineler... Para kazanamayan bir adamın bunları yapması mümkün mü? Cam işleme makinelerini Gebze Organize Sanayi'de kendi üretiyor. İş yapamadığı, ortağıyla anlaşamadığından değil, sadece haklarımızı vermekten kaçıyor. Tek derdi bu. İçerde bütün işçileri “Tazminat almadan çıkacaksınız” diye tehdit eden müdür, karakol komutanının yanında reddediyor. 

Bundan sonra süreç nasıl devam edecek?  

Başyiğit: Arkadaşlarımız işlerine dönene dek mücadelemiz devam edecek. Hukuki süreci başlattık. Daha yeni başladık, kamuoyu oluşturacağız. Hafta içinde halkın da katılımıyla, üyelerimizle burada bir yürüyüş ve basın açıklaması planlıyoruz. 

İYİP'Lİ BELEDİYE MECLİS ÜYESİ: BU İŞÇİLERE EKSİ YAZAR

Altın madeni açmaya kalkıp siyanürle Kavak halkını ve bu toprakları zehirleyecek olanlar da, sendikalı olduğunuz için sizi işten çıkaranlar da birer patron. Patronların kârlarına kâr katmak için halkın ve işçilerin yaşam hakkına saldırısına karşı ne yapmak gerekiyor? 

(İYİP Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Ahmet İçli “Bacım ben sana bir şey söyleyebilir miyim?” diye müdahale ediyor, “Sen söyleme, işçiler söylesin” desem de devam ediyor:) 

Ahmet İçli: Sen söyleme diyorsun da, bu işçilere eksi yazar. Bunlar patrona, zengine karşı diye diğer fabrika sahipleri de bu işçilere cephe alır. Bura Kavak… 22 tane fabrika var burada, sıkıntı yaşarlar.

Kabataş: Bizim isimlerimizi çoktan verdiler zaten Ahmet abi… Organize sanayi müdürüne, Meşale’ye ve birçok yere verilmiş isimlerimiz.

İçli: Ben sizin açınızdan söyledim. Yoksa istediğinizi söyleyin, hiç rahatsız olmam, çekinmem. İnşallah buranın patronu inadından vazgeçer, burada herkes ekmek yiyordu.

(“İşçilerin akla ihtiyacı yok, işçiler zeki insanlardır. Ben işçilerle görüşmeye geldim, müdahale etmeyin” uyarımdan sonra işçilere soruyorum;)

Emek ve sermaye çelişkisi üzerine kurulu değil mi arkadaşlar bütün fabrikalar? Siz hangi taraftasınız? Emeğin tarafında… Sermayenin tarafında da patronlar var. Emeğini patrona satarken yaralanan, iş cinayetlerinde can veren ve hakkı gasp edilen işçilerin ne yapması gerekiyor? 

İşçiler: Birleşmesi lazım tabii… Hakkını savunması gerekiyor. Biz de burada hakkımızı savunuyoruz, birleşerek emeğimize sahip çıkacağız elbette… 

'DÜZCE’DE, CARGİLL’DE DİRENEN ARKADAŞLARIMIZLA BİRLİKTEYİZ'

Cargill işçileri 532 gündür direnişteydi. Son 42 gündür de Ataşehir Cargill Genel Merkezi önünde gece gündüz direndiler. Ne demek istersiniz, selamınızı iletelim mi?

(İşçilerin sesi yükseliyor) Tabii ki… Biz de işçi olarak aynı durumdayız. Eşimizden, çocuğumuzdan ayrı burada direniyoruz. Cargill işçisi arkadaşlar gibi sonuna kadar hakkımızın peşindeyiz. Biz de onlarla birlikteyiz. Düzce’deki arkadaşlarımız olsun, Cargill’dekiler hepsi emek peşinde… 

Kazanacağınıza inanıyor musunuz? 

Demir: Sonuna kadar inanıyoruz. Direne direne kazanacağız. Biz buraya evimiz gibi baktık. 14 saat çalıştığımız günler oldu. Bir saat mola yapıyorduk. Gece uykumuz gelmesin diye makinenin yanında 12.00’da mola verip, 15 dakikada yemek yiyip, 45 dakika uyuyorduk. Müfettiş gelince şaşırdı, “Nasıl çalışıyorsunuz bu koşullarda?” dedi. O zaman nasıl direndiysek, yine direneceğiz. 

Fatih: 12 yıllık işçiyim, emeğimizi istiyoruz biz. Sakat kolumuzla çalışırken bir de kapı önüne konulduk. Kolum kesildi, bir hafta sonra işe geldim çünkü para yardımı da yapmadılar. Mecbur geldik. Yaralı yaralı... Sonuna kadar direneceğiz.

İşçilerin birliği sermayeyi yenecek arkadaşlar… . Direnişinize dayanışma mesajını ileten Patronların Ensesindeyiz ağına iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Sinan Özçelik: Sesimizi duyuracak kadar cesur olduğunuz için teşekkür ediyoruz. Bir basın ordusu bunu duyuramıyor, haber de yapamıyor. Siz buraya kadar geldiniz. Sağ olun, var olun.

Ve işçilerin gül yüzlü bebeleri… Hep bir ağızdan haykırıyor: “Biz kazanacağız, babalarımız işe geri dönecek!” 

“Yine gelin” diye bizi uğurlayan işçilerle birlikte direniş çadırının önünde hep birlikte alkışlarla sloganlarımızı haykırıyoruz: Zafer direnen emekçinin olacak! Yaşasın iş, ekmek, özgürlük mücadelemiz! İş, ekmek yoksa barış da yok! İnadına sendika, inadına Kristal! Kasım Aktaş şaşırma, sabrımızı taşırma!

(Kristal-İş Genel Başkan Yardımcısı Serdar Başyiğit, tüm destekçileri, 3 Ekim Perşembe saat 11.00’de Kavak Atatürk Meydanı’nda yapılacak dayanışma yürüyüşüne davet ediyor.)