“Nasıl Yapmalı”yı Ne Yapmalı?

Pazartesi, 02 Mart 2009 11:01

Agatha Christie romanlarının meşhur karakteri Hercule Poirot biliniyor. Fiziki görünüş olarak ufak tefek, giyimine-kuşamına dikkat eden bir karakter olan Belçikalının esas özelliği, cinayetleri çözüş yöntemidir. Öyle ki, Poirot, kendisini bozulmuş adalet terazisinin "düzleyicisi" olarak görür savaşmaya, koşuşturmaya, vurdu-kırdıya pek yatkın değildir. Dışarıda bir yerlerden bozulan düzene müdahale eder, gri hücrelerini çalıştırır, genelde "kirlenmez" ve işleri yoluna koyar.

Mike Hammer tarzı dedektif karakterleri ise, adaletin koruyucusu olarak kendilerini görürken, suçla mücadelede suça bulaşmaktan çekinmezler. Bilfiil zanlının peşinden koşar, gerekirse öldürür ve en sonu işini bitirir. Bu tip durumlarda, mühim olan maktül yahut katil değil, dedektifimizin katili/suçluyu yakalarken neler yaptığıdır.

Bu uzun sayılabilecek girizgah, aslında başka bir kitabın yolunu yapmak içindi. Bundan yüz elli yıl kadar önce yazılan ve yazıldıktan sonra, kendisinden sonra gelen bütün devrimci kuşakları ve aydın birikimini etkileyen "Nasıl Yapmalı?" mevzubahis. Hakkında "ileri geri" konuşan bir menşeviğe çıkışan Lenin'in, "Yüzlerce insan bu kitabın etkisiyle ilerici olmuştur" dediği bu kitap, bugün bize ne anlatıyor?

Lenin'in gazabına uğramadan, ama lafı da dolandırmadan söz söylemek gerekecek.

Şimdi, durum şu: Vera Pavlovna isimli genç kızımız, aslında kötü sayılmayabilecek ama art niyetli annesinin tutsağı olarak yaşamını sürdürmektedir. Özgür ruhludur kendisiyle metresiymiş gibi evlenecek adamlara sırt çevirmektedir, böylece annesinin gazabına uğramaktadır. Vera Pavlovna için yaşadığı ev, bir nevi "karanlık bodrum"dur, bodrumdan kurtarılmayı beklemektedir.

Elbet, onu bodrumdan kurtaracak bir beyaz atlı prensimiz mevcuttur: Veroçka'nın kardeşine ders veren tıp öğrencisi Lopuhov. Lopuhov, diğer insanlar gibi değildir o aşağılık insanlardan daha yukarıdadır, hesaplı ve çıkarcı olmakla beraber bunu diğer insanların da mutlu olması için yapmaktadır Veroçka'nın annesinin bu durumda olmasının nedeninin "koşullar" olduğunu bilmektedir-ki bunu Vera Pavlovna'nın annesi dahi az çok sezmektedir-, Çernişevski'ye göre o "yeni insanlardan yalnızca bir tanesidir". Henüz sayıları çok fazla olmadıkları için, hikayesinde onu ve onun gibi olanları-mesela daha sonra Veroçka'yı Lopuhov'un "elinden alacak" olan Lopuhov'un en yakın arkadaşı Kirsanov, mesela Lopuhov ile Kirsanov'dan bile yüksekte olan Rahmetov-gören okurların şaşırabileceğini, ama bunun da geçici olduğunu ve bu tip insanların sayısının sürekli arttığını ve geleceğin bu insanların çağı olacağını haber veriyor yazar.

Nasıl Yapmalı?'da bir devrimci tipi çiziliyor. Yer yer ütopist, yer yer alabildiğine "gerçekçi" kimi zaman sapına kadar sekter/bencil, kimi zaman inanılmaz "toplumcu" "insani" duyguları arada sırada ortaya çıkan ama çoğunlukla soğuk ve Rahmetov'a dendiği gibi "mendebur" Rahmetov'dan "daha aşağıdaki" Lopuhovlar ve Kirsanovlar için bir yere kadar sineye çekilen "sevgi-aşk" gibi duygular, öte yandan onlardan daha yukarıdaki Rahmetov için bir keşiş/derviş tipi kitapta çiziliyor. Rahmetov'un "büyüklüğünü" anlatmak için, kanımca Rahmetov'dan daha "insani" Lopuhov, Kirsanov, Vera Pavlovna'nın "küçüklükleri" anlatılıyor.

Genel bir yargı olarak söylüyorum, arada kalmışlık bende hep arabesk hissi uyandırıyor.

Arabesk'i güzellemek yahut kötülemek olarak değil de, şöyle bir öneri olarak alınsın bu: Önümüzdeki dönemde yaratılacak "devrimci" tipini içermiyor Nasıl Yapmalı?. Sadece "arada kalmışlık" yüzünden de değil, "yeni insan" kategorisindeki "devrimci" tipinin ihtiyaçları karşılamaması yüzünden.

Siyaset yapmanın, hele hele "devrimci siyaset" yapmanın alabildiğine zor olduğu bir ülkede, devrimciliği "münzevilik" ile, "ölümle nişanlanmak" ile, "çok acı çekmek" ile tarif etmeye çalışmak üstelik yeni yeni siyasetle tanışan bir devrimci kuşağa bunu önermek, kendi ayağına kurşun sıkmak olur. Sol siyasetin genç kuşak kadrolar eliyle ileriye taşınacağı, genç kuşakların hem derinleşmesi, hem kendi etrafıyla bağını yeniden tesisi, hem de derinleşirken kendi yüzeyini genişletip kapsayıcı olması murat ediliyorsa, Nasıl Yapmalı?'da çizilen "devrimci" tip, hadi hakkını verelim, eksik kalacaktır.

Örnek verilebilir. Vera Pavlovna, Kirsanov ile konuşurken "tutkuları boğmaktan" bahsediyor:

"İnsana özel bir iş gerek, tüm yaşamını bağlayacağı, zorunlu, vazgeçilmez bir iş öyle bir iş ki, özel olarak benim için, benim yaşam biçimim için, yaşamımı sağlayan her şey için, yaşamda yer alışım, alınyazım için benim bütün gönül akışlarımdan, heveslerimden çok daha önemli olsun yalnız böyle bir iş insanın tutkularına yenilmez, tam tersine onları boğar yalnızca böyle bir iş insana güç verir, insanı dinlendirir. Ben işte böyle bir iş istiyorum kendime."

En sonunda, Vera Pavlovna, doktor olmaya karar veriyor-"kadın doktor". Kadınların yasalarla sınırlanmış alanların dışında kalan yerlerde, bu sefer geleneklerin sınırlamasına maruz kalmasına dönük bir tepki onunkisi.

Veroçka iyi yapıyor. Kadınların da kendilerini erkeklerin "başarılı" olabildiği alanlarda göstermesi kuşkusuz ilerleme sayılmalı fakat bugün yetmiyor. Bugün, kadınların önünde, doktor olan ve olmayan kadınlara, doktor olan ve olmayan kadınları, doktor oldukları veya olmadıkları şekliyle örgütleme, değiştirme, dönüştürme görevi düşüyor.

Dahası da var. Vera Pavlovna, "Veroçka", Dmitriy Sergeyiç Lopuhov ile olan evlilikleri boyunca, Lopuhov ile ayrı ayrı odalarda kalıyor. Birbirlerinin odalarına girmek için, yine bir diğerinden izin alıyorlar. Ortada, üçüncü, tarafsız bir odada buluşup zaman geçiriyorlar. Bu "kural"ın delindiği anlar olmuyor değil fakat kitapta alabildiğine "aseksüel" karakterler peyda oluyor. Tutup da, Çarlık Rusyası'nın ahlak anlayışını övecek değiliz aksine, bir ihtimal, Lopuhov ile Vera arasındaki ilişki alabildiğine ilericidir, ama bugün yetmiyor. Sevgisizliğin ve iğrençliğin tohumlarının atıldığı bir toplumda, sevginin ve güzelliğin daha "insani" hallerini göstermek gerekiyor.

Felaketin eşiğine gelen ülkemizde, gençlere ülkenin kaderini teslim etmek demek, yeni bir gençlik yaratmak anlamına da geliyor. Yenilginin içinden gelmiş kuşakların gizlenemeyecek yalnızlıklarına karşı kendisi ve etrafıyla barışık ilkelerinden asla taviz vermeyen ama bunu yayabilmek/genişletebilmek/derinleştirebilmek için baş eğmeden mücadele eden kavgacı ama sevgisiz olmayan etrafıyla birlikte düşünüp onları dönüştürür/değiştirirken kendisi de dönüşüp değişen bilimsel/siyasal derinliğini sonsuza kadar artıracakmış gibi didinirken ülkeye ve halkına daha duygusal ve insani bir bağlılık geliştirebilen bir devrimci tip yaratmak bugünün ve geleceğin görevi olarak önümüzde duruyor. Yani, parmakla gösterilen değil, "normal" bir devrimci tip. "Herkese benzeyen" bir devrimci tip.

Rahmetov gibilerin, Lopuhov gibilerin romanı yazıldı.

Demek, romanı yazılacak bir "devrimci" yaratma göreviyle karşı karşıyayız.

Erman Çete