Yoksa önceki hayatında Abdülhamid miydi?

Davos'ta yaşananların ardından, Erdoğan'ı Abdülhamid'e benzetme ve her ikisine övgüler yağdırma yarışı başladı. İslamcı basında "Osmanlı'ya dönüş" hülyaları ve cumhuriyet ile hesaplaşma arzusu atbaşı gidiyor.
Pazartesi, 02 Şubat 2009 09:45

soL (HABER MERKEZİ) Başbakan Erdoğan'ın İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile tartışıp Davos Zirvesi'ni terk etmesinin ardından, İslamcı basın, Erdoğan'ı 2. Abdülhamid'e benzetme konusunda ağız birliği yapmış görünüyor.

Bununla eşzamanlı olarak, 2. Abdülhamid'in çok ileri görüşlü bir imparator olduğu, bu yüzden petrol yataklarını kamulaştırdığı, İsrail'in kuruluşunu engellediği gibi tezler içeren makalelerle, bir Yeni Osmanlıcılık propagandası başlatıldı.

70 milyonun Abdülhamiti

Erdoğan'ın Davos'ta yaptığı çıkışı 'selamlamak' amacıyla, cuma günü Gazze'de Hamas tarafından düzenlenen mitingde, İslamcı sivil toplum kuruluşlarından İnsani Yardım Vakfı'nın (İHH) Başkanı Bülent Yıldırım da bir konuşma yaptı. Yıldırım, konuşmasına, "Size Abdülhamid'den selam getirdim. Türkiye'de 70 milyon Abdülhamid'den selam getirdim" cümleleriyle başladı ve artık tüm İslam ülkelerinin "Erdoğan gibi liderler" isteyeceğini iddia etti. Benzer ifadeler, mitingde konuşan Hamas lideri Halil el Haya tarafından da kullanıldı.

Davos çıkışının Ortadoğu'ya yönelik bir siyasi açılıma evriliyor olduğuna işaret eden bu olay, Türkiye'de geniş yankı uyandırdı. Haber, özellikle yıllardır Erdoğan ve Abdülhamid arasında benzerlikler bulmayı iş edinmiş olan AKP yanlısı basın için önemli bir malzeme sunuyordu.

Neden Abdülhamid baş tacı ediliyor?
Abdülhamid övgüsünü zihninden ve dilinden eksik etmeyen çevreler, "gün bugündür" mantığıyla, bunları manşetlere taşıma fırsatı buldu. "Petrolün hâmisi Sultan Abdülhamid"in nasıl Kerkük ve Musul başta olmak üzere petrol kaynaklarını Osmanlı tahtının mülkü haline getirdiğini, "Abdülhamid Han"ın siyonist ve masonlarla İsrail'in kurulmasına karşı nasıl mücadele ettiğini anlatan yazılar ortalığı kapladı. Gerçekliği tartışmalı belgelere dayanan, her biri ayrı birer komplo teorisi olan bu yazıların tamamında, Abdülhamid'in tarihsel başarılarını sayıp dökmenin yanı sıra, ondan sonra gelenlerin bu başarıları nasıl çarçur ettiği vurgusu yer alıyor.

Bu vurgu, özne olarak neden Fatih Sultan Mehmet veya Kanuni Sultan Süleyman'ın değil de, onlar kadar büyük işler yapmadığı herkesçe açık olan Abdülhamid'in seçildiğini de açıklıyor. Abdülhamid'in yüceltilmesi, onu tahttan indiren İttihat ve Terakki ile 2. Meşrutiyet'in aşağılanması anlamına geliyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda tartışmasız bir öneme sahip olan bu döneme yönelik düşmanlık, Yeni Osmanlıcı akımın cumhuriyetle hesaplaşma çabasını yansıtıyor.

"En Abdülhamidci" Adnan Hoca
Bu tezlerden en uçta olanlar, hiç şaşırtıcı olmayacak bir biçimde Harun Yahya mahlasıyla yazan Adnan Hoca tarafından dile getiriliyor.

Adnan Hoca'ya göre siyonizmin kurucusu Theodor Herzl, Avrupalı Yahudilerin Filistin'e göç edip yerleşmesine izin verilmesi karşılığında Osmanlı İmparatorluğu'na para teklif etmiş ama Abdülhamid tarafından huzurdan kovulmuştu. İşte o Abdülhamid "siyonizmin vadedilmiş topraklarına ulaşmasının önündeki engel" haline gelmiş, sonunda da siyonist ve masonların kontrolündeki İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından tahtından edilmişti.

Böylece "Osmanlı'yı bir İslam Birliği halinde ayakta tutabilmenin son fırsatı da yok edilmiş" ve imparatorluğun dağılmasına giden yol açılmıştı. Yani, Osmanlı'nın yıkılışı, tarihsel bir gerileme-dağılma döneminin değil, siyonistlerin güdümündeki İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin darbeci ve maceracı müdahalesinin bir sonucuydu. Bu müdahale olmasaydı, ne Osmanlı yıkılacaktı ne de İsrail kurulacaktı.