'Taş generalleri' 21 yıldır direniyor

Ellerinde sapanlarıyla İsrail tanklarına karşı taşlarla direnen çocuklar 21. yılına giren Filistin İntifadası'nın sembolü olmaya devam ediyor.
Çarşamba, 10 Aralık 2008 10:10

soL (DIŞ HABERLER) İntifada 21 yaşında. Filistin 21 yıldır küçük kesintilerle işgalci İsrail'e ve onun zulmüne boyun eğmeyerek direniyor.

İntifada nasıl başladı?
İsrail, 1967'den beri Filistin topraklarında sürmekte olan fiili işgali pekiştirmek, Sovyetler Birliği'nin Ortadoğu'dan çekilişiyle destek yitiren Filistin direnişini yok etmek için, 1986 yılında genel bir saldırı dalgası başlatmıştı. 1987 yılına gelindiğinde İsrail saldırıları bir üst düzeye tırmandı. Aynı yılın Aralık ayında, bir İsrail kamyonu, Cebeliye mülteci kampında yaşayan Filistinli işçileri taşıyan kamyona çarparak, altı Filistinli işçiyi öldürdü. İsrail askerleri, cenazelerin Cebeliye mülteci kampına götürülerek ailelerine teslim edilmesine izin verdi. İsrail, olayın bir "kaza" olduğunu söylüyordu, ancak, Filistinlilere göre işçiler "kasten" öldürülmüştü. Filistinliler yas tutarken, İsrail askerleri kampa saldırarak cesetleri zorla ailelerinden geri aldı. Amaç, cesetleri ortadan kaldırarak olayı örtbas etmek, cenaze törenlerinin bir gösteriye dönüşmesini engellemekti. Gazze İslam Üniversitesi öğrencileri, cenazelerin bulunduğu hastanenin kapısına gittiler ve tüm Filistin halkını ölülerine sahip çıkmaya çağırdılar. Saatler geçtikçe büyüyen kalabalığa İsrail askerleri ateş açtılar ve birçok insanı katlettiler. Filistinliler ise askerlere taşlarla karşılık verdiler. Böylece, 8 Aralık olayları, Birinci İntifada'nın ortaya çıktığı gün oldu.

1987-1992 yılları arasında süren İntifada, dünya tarihinin gördüğü en asimetrik savaşlardan biri oldu. İsrail ordusunun tanklar ve silahlı askerlerle yürüttüğü operasyonlara karşı, Filistin halkı taşlarla direndi.

İntifada'nın patlak vermesi 8 Aralık gecesinde yaşanan olaylara dayansa da, isyanın arka planında Filistin halkının yıllardan beri uğrunda mücadele ettiği belirli talepler vardı. 1967'de İsrail tarafından işgal edilen Filistin topraklarının geri verilmesi, bu savaşta ve sonraki dönemde ülkeden kaçmak zorunda kalan Filistinlilerin ülkeye dönmesi, İsrail'in işgal topraklarında açtığı yerleşimlerin kapatılması, Doğu Kudüs başkent olmak üzere bağımsız bir Filistin Devleti, intifadanın talepleri arasında yer alıyordu.

1992 yılına kadar süren Filistin İntifadası'nda 241'i çocuk olmak üzere toplam 1162 Filistinli yaşamını yitirdi. Aynı süre zarfında ölen İsraillilerin sayısı 160 kadardı ve büyük çoğunluğu askerdi.

Oslo görüşmeleri
Birinci intifada 1993 yılında Oslo'da yürütülen görüşmelerle resmen sona ermiş oldu. 'Soğuk Savaş'ın bitmesiyle bölgeyi yeniden biçimlendirmek isteyen ABD'nin önayak olmasıyla Oslo'da bir araya gelen Yaser Arafat ve İzhak Rabin, kalıcı bir barış anlaşması imzalayamadı. İsrail'e "taviz" vermekle eleştirilen Arafat ve direnişin öncüsü El-Fetih bu sürecin ardından giderek zayıfladı. Zira Arafat ülkesine döndüğünde bağımsız bir ülke müjdesini vermişti ancak Oslo'da asıl pazarlık konusu yapılan 1967 sonrasında işgal edilen Filistin toprakları olmuştu. İsrail ilk kez işgal topraklarını Filistin ile müzakere ederek "meşruluk" kazanırken, görüşmelerin "arabulucuları" bağımsız bir devlet için gerekli hiçbir desteği sağlamadılar.

Birinciden sonra ikinciden önce
Oslo Görüşmeleri sadece Birinci İntifada'nın sonu değil aynı zamada Filistin Direnişi'nin çatı örgütü olan Filistin Kurtuluş Örgütü'nün de çatırdaması anlamına geliyordu. 1993 yılıyla birlikte Arafat liderliğindeki El-Fetih'in düşüşünü radikal İslamcı hareketlerin yükselişi takip etti.

İsrail Batı Şeria ve Gazze'deki kendi sivil yerleşim bölgelerini ve askeri üs sayısını artırmaya devam etti ve 6 yıl içinde çekileceğini vaat ettiği toprakların yalnızca %22'sinden çıktı. Katliamlarını sürdürdü, sık sık Filistin yönetimini ya da onun önderliğini tanımadığını ilan etti. Böylece Oslo süreci tam bir kandırmaca süreci olarak yaşandı.

İkinci İntifada ABD'nin yeni Ortadoğu hamlesinden önce İsrail'in Filistin sorununda şiddetin dozajını arttırarak çözme çabasının ürünü oldu. İsrail, 2000 yılında başlattığı saldırı dalgasıyla, iç tartışmalara gömülen Filistin Direnişi'ni yok edebileceğini ve sorunda nihai bir çözüme ulaşabileceğini düşünüyordu. 2000 İntifadası Sebra ve Şatilla katliamlarının bir numaralı sorumlusu Ariel Şaron'un Mescid-i Aksa'yı yanındaki 1000 kişilik askeri güçle ziyaretinin ardından gündeme geldi. Filistinliler için binlerce insanın ölümünden sorumlu Şaron'un 28 Eylül 2000 tarihinde Mescid-i Aksa'yı ziyareti "büyük bir hakaret" anlamına gelmekteydi.

İkinci İntifa'danın ilk 18 ayında 1000 Filistinli İsrail tarafından öldürülürken büyük çoğunluğu asker olmak üzere toplam 250 Yahudi öldü. İkinci İntifada'da bir diğer gelişme ise Filistin'in sembolü haline gelen Arafat'ın görüşmelerden dışlanması oldu. Arafat'ın iktidardan düşmesi için İsrail tankları karargahını kuşattılar ve kendisini günlerce izole ettiler. Aynı dönemde Mahmud Abbas ise yıldızı parlayan kişi oldu. Abbas, "resmi" olarak intifadanın sonu anlamına gelen Mısır'daki Şarm El-Şeyh görüşmelerinde provokasyonu başlatan Şaron ile bir araya geldi ve iki lider burada bir ateşkes anlaşması imzaladı.

İkinci intifada ve sonrasındaki dönemde İsrail saldırganlığı tırmanışa geçti. Filistin kentlerini bölen, Filistinlileri kendi yurtlarında İsrail'in izni olmadan seyahat edemez hale getiren İsrailli yetkililere göre "güvenlik duvarı" Filistinlilere ve İsrailli barış taraftarlarına göre "utanç duvarı" olan duvar bu dönemde inşa edildi. Ancak tüm bunlar Filistin halkını durdurmaya yetmedi. Kendi topraklarında işgalci olan İsrail'e karşı mücadele etti.

İkinci intifada El-Fetih'in iktidardan resmen düşmesini beraberinde getirdi. Fetih'in düşüşünden sonra Hamas'ın iktidarı dönemi başladı. Arafat aynı dönemde işbirliğine daha sıcak bakan Abbas tarafından tasfiye edildi ardından da öldürüldü. Hamas 25 Ocak 2006'da yapılan Filistin seçimlerinden galibiyetle çıktı.

Filistin diz çökmüyor
1967'den beri işgal altında bulunan Filistin halkı ise mücadelesinde geri adım atmadı. İsrail ve ABD bir yandan Abbas yönetiminin önünü açmaya çalışırken bir yandan da Gazze'yi ablukaya alarak Filistin halkının tamamını "cezalandırmayı" tercih etti. Son olarak El-Halil'deki gibi "kontrolden çıkmış" Yahudi yerleşimcilere de başvurdular. Ancak bu durum daha da "gayr-ı meşru" duruma düşmelerinden başka bir sonuç vermiş değil.