Suriye’nin ‘dostları’ bunlarsa…

“Yeni Tunus”un başkenti Tunus’ta bugün toplanan “Suriye’nin Dostları Konferansı”, Suriye’deki muhalefetin daha açıktan ve büyük çapta silahlandırılmasını ve uluslararası müdahalenin meşrulaştırılmasını hedefliyor.
Cuma, 24 Şubat 2012 20:20

Bugün Tunus’un başkenti Tunus şehrinde “Suriye’nin Dostları” adıyla bir uluslararası konferans toplanıyor. Benzer bir konferans geçtiğimiz yılın mart ve nisan aylarında İstanbul ve Paris’te “Libya’nın Dostları” adıyla toplanmıştı. Bu konferansların sonuçları hâlâ hafızalardaki yerini koruyor…

Ancak “Libya’nın Dostları” konferanslarının önemli bir boyutunu yine de anımsatmakta yarar var. Bu konferanslar, uluslararası hukuktaki yeri çok tartışmalı olan ve hukuki metinlere girişi 2005 tarihli Birleşmiş Milletler reformuyla gerçekleşen “Koruma Sorumluluğu” adı altında Libya’ya dış müdahaleye bir temel hazırlama işlevini de üstlenmişti. Bu doktrine göre, “egemen devletlerin kendi yurttaşlarını –toplu katliamlar, tecavüz, açlık gibi- önlenebilir yıkımlardan koruma sorumluluğuna sahiptir ancak bu sorumluluğu yerine getirmeye isteksiz olduklarında veya yerine getiremediklerinde sorumluluk daha geniş bir devletler topluluğuna düşer.” Aslında açıkça emperyalist güçlere gerektiğinde başka ülkelere müdahale “hakkı” tanımak üzere uydurulan bu doktrin, “önlenebilir yıkım” gibi pek tartışmalı ve muğlak tanımlara dayanan bir hukuk garabetinden başka bir anlam taşımıyor.

“Önlenebilir yıkım”ların nasıl tarif edildiğini daha önce Libya’da gördük şimdi de Suriye’de görmekteyiz. Tunus’ta yapılacak toplantı hakkında basına demeç veren, “Koruma Sorumluluğu” doktrini tilmizi bir uzman, New York merkezli Global Center for the Responsibility to Protect’in (Koruma Sorumluluğu İçin Küresel Merkez) yöneticisi Simon Adams, “Libya bize ne kadar mesafe kat ettiğimizi gösterdiyse, Suriye de daha ne kadar mesafe kat etmemiz gerektiğini gösterecek” sözleriyle, bir bakıma Tunus’taki toplantının anlam ve önemini vurgulamış oluyor.

Suriye Ulusal Konseyi: Bize silah verin!
Toplantının resmi gündeminin Suriye’ye “insani yardım” yapılması ve dağınık durumdaki muhalefetin bir araya toplanması olduğu ifade ediliyor. Bunun Türkçesi, muhalefet diye adlandırılan ve büyük kısmı ülke dışında ikamet eden işbirlikçilere gayriresmi olarak “hükümet” payesi verilecek, ardından açıkça silah ve mühimmat yardımına başlanarak Suriye’de oluk oluk kan akması için ne lazımsa yapılacak. Kuşkusuz bu sürecin piyonu olmaya aday örgütlenme de Suriye Ulusal Konseyi namlı yapılanma…

Ancak “Libya’nın Dostları” konferanslarının önemli bir boyutunu yine de anımsatmakta yarar var. Bu konferanslar, uluslararası hukuktaki yeri çok tartışmalı olan ve hukuki metinlere girişi 2005 tarihli Birleşmiş Milletler reformuyla gerçekleşen “Koruma Sorumluluğu” adı altında Libya’ya dış müdahaleye bir temel hazırlama işlevini de üstlenmişti.

Ancak bu noktada bazı pürüzler mevcut. Zira yine muhalefette bulunan ve Rusya ve Çin’le daha yakın temas içinde olduğu anlaşılan Demokratik Değişim İçin Ulusal Koordinasyon, toplantının dış müdahaleye zemin sunacağı gerekçesiyle konferansı boykot etti. Bu durumda, zaten ülke içinde Müslüman Kardeşler dışında bir tabanı bulunmayan Suriye Ulusal Konseyi’nin ise Batılı devletler tarafından gayriresmi hükümet ilan edilmesi, muhalifler arasındaki çatışmaları da şiddetlendirecek.

Belki biraz da bu nedenle, Suriye Ulusal Konseyi temsilcileri, konferanstan önce açıkça kendilerine silah verilmesi talebini dile getirdiler. BBC’de yer alan habere göre Konsey, “isyanı” destekleyen ülkelerin “isyancılara” silah temin etmesine izin verilmesini talep etti. Aynısını Libya’da yaptıklarını, silah, mühimmat, eğitim, lojistik, istihbarat, hatta paralı asker ve elbette, sonunda NATO silahlarıyla verilen desteğin Libyalı çapulculardan esirgenmediğini biliyoruz.

Bunu Suriye Ulusal Konseyi’ni yönetenler de biliyor ki, “Eğer [Suriye’deki] rejim Arap Birliği’nin çerçevesini çizdiği siyasi girişimin koşullarını kabul etmez ve vatandaşlarına karşı şiddeti durdurmazsa, Suriye’nin Dostları tek tek ülkelerin, Suriye muhalefetinin kendisini savunması için askeri danışmanlar, eğitim ve silah desteği vermesine sınırlama getirmemelidir” diyorlar.

Muhaliflerin aylardır Türkiye, Ürdün, Lübnan gibi ülkelerden kalkıp Suriye’de silahlı eylemler gerçekleştirdikleri bilindiğine göre, bu talep ne anlama geliyor? Açık ki daha fazla kan dökecekler ve bunun için daha fazla desteğe ihtiyaçları var. “Koruma Sorumluluğu” kapsamında bunun meşrulaştırılmasını talep ediyorlar.

Başkanlık seçimleri öncesinde ABD iç politikasına da malzeme olan Suriye konusu hakkında konuşan Cumhuriyetçi Parti adaylarından Mitt Romney ise Obama yönetimini Suriye’deki muhaliflere silah yardımında bulunmamakla eleştirerek, sözlerini şöyle sürdürüyor:“Suudi Arabistan ve Türkiye’yle çalışıp onlara ‘Çocuklar, siz Suriye’deki isyancılara gereken silahları sağlayın’ demeliyiz.”

Clinton: Savunma yetmez, saldırı için de…
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton toplantıya katılmak üzere Tunus’a giderken basına demeç vererek, Suriye Ulusal Konseyi’yle ABD Dışişleri arasındaki uyumun “gerçekten şiir gibi” olduğunu kanıtladı. Clinton muhalefetin “giderek daha kabiliyetli” hale geldiğini ve “bir yerlerde, bir biçimde hem kendilerini savunmanın hem de saldırı önlemleri almanın araçlarını bulacaklarını” söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ismini vermeyen bir başka yetkilisi ise Washington Post gazetesine Suriye’deki durumla Libya arasında bir karşılaştırma yaparak, Libya’da muhalefet güçlerine yapılan silah sevkiyatının da benzer bir sürecin sonucunda gerçekleştiğini hatırlattı. Elbette hatırlattığı “açıktan” yapılan silah sevkiyatı… Zaten yetkili de bu sözlerini Arap ülkelerinden gemiler dolusu silah aktarılmasını hatırlatarak tamamlıyor.
Dışişleri Bakanlığı’ndan bir başka yetkili ise Christian Science Monitor’e bugün yapılmakta olan konferanstan beklentilerini şöyle açıklamış: “İlkelerimiz, Suriye’de siyasi bir dönüşüm yolunun, kısmen Suriye Ulusal Konseyi’nin örgütlenmesine yardım ederek, açılması ve hali hazırda pek çok ülke tarafından uygulanan yaptırımların güçlendirilmesi”…

Başkanlık seçimleri öncesinde ABD iç politikasına da malzeme olan Suriye konusu hakkında konuşan Cumhuriyetçi Parti adaylarından Mitt Romney ise Obama yönetimini Suriye’deki muhaliflere silah yardımında bulunmamakla eleştirerek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Suudi Arabistan ve Türkiye’yle çalışıp onlara ‘Çocuklar, siz Suriye’deki isyancılara gereken silahları sağlayın’ demeliyiz.” Bu sözlerin Tunus’taki toplantıya katılmaktan geri kalmayan AKP’lilerin gönül tellerini titretip titretmediği bilinmez.

BM, Annan’ı temsilci olarak atayacak
Konferans öncesi ilan edilen bir diğer husus ise BM eski genel sekreteri Kofi Annan’ın, Suriye’ye Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği’nin ortak temsilcisi olarak atanması kararı oldu. Hillary Clinton, bu adıma atıfta bulunarak “Rusya ve Çin gibi ülkeler üzerindeki baskı artırılacak, çünkü dünya kamuoyu olanlara seyirci kalmayacak” dedi. Oysa Annan, İsrail Lübnan’da ve Gazze’de katliam yaparken ya da Ruanda’da insanlar palalarla doğranırken pek güzel seyirci kalmasıyla bilinen bir isim. Belki de o zamanlar “koruma sorumluluğu” icat edilmediğindendir…

(soL-Dış Haberler)